Ulusal bayraklarımızı kem gözlere sokmak yerine, “çekince koyarak” gözlerden kaçırmayı yeğleyen “neo milliyetçi” yeni bir trendin mucidi oluşumuzun önem ve ayrıcalığında ve 44 yıldır hiç bir çözümü beğenmeyen Rum tarafının sayesinde “çözümsüzlüğü” oynarken…
Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun da açıkladığınca Doğu Akdeniz’de ilk sondaj Alanya bölgesinde başladı, yakın gelecekte KKTC’nin izinleriyle münhasır ekonomik bölgesinde ikinci sondaj başlayacaktır..
Bu konuda açıklamalarda bulunan Çavuşoğlu, “Kıbrıs sorununa ilişkin tüm taraflarla gayri resmi temasları sürdürdüğünü de söylüyor ve “amacımız Kıbrıs sorununu barışçıl bir şekilde çözmektir ama Rum tarafının Akdeniz’de ve Kıbrıs etrafında sondajlara başlamasına da göz yummuyoruz” diyor!
ASLINDA bu sondajların Kıbrıs siyasi sorununa yapıştırılmasını yorumlamakta zorluk çekiyorum.. Çünkü olayın “Kıbrıs’taki Türk Rum halklarının çözüme yönelik yıllardır süregelen müzakereleriyle içselleştirilerek bir bütün haline getirilmesi faydamıza değildir!
Nitekim geçmişte, “BM’ler odaklı Türkiye Yunanistan ve Kuzey Türk Devletiyle Güney Rum yönetimi taraflarından” ibaret olan sorun; şimdi hidrokarbon yatakları nedeniyle olanca “atmacalar” Kıbrıs sorununa daldılar..
KISACA artık Doğu Akdeniz’de İsrail, Mısır, Amerika, Fransa… Onların denizden çıkarılacak gazın peşinde koşturan “dünyasal şirketleri” de vardır..
Yani “Rum’a “höst” deseniz karşınızda “gaz” gibi müthiş bir enerjinin peşinde koşan ülkelerin çıkarlarından kaynaklı tepkilerini bulacaksınız!
Doğrusu şu ki kimseler, “önce gelin şu Kıbrıs sorununu çözelim sonra enerji konusunu düşünürüz” demediğine göre.. Kriz çok daha büyük ve “çoklu” platformlara kayacak..
PEKİ Doğu Akdeniz sularını ısıtan bu “MEB’ler ve enerji sorununu nasıl aşacağız?
Geçtiğimiz günlerde olumsuz tepkilerle karşılaşsa da Dışişleri Bakanı Özersay şunu vurguladıydı. “Rumlarla Federasyon yerine işbirliğine dayalı ortaklık oluşturulmalı…”
Bu ada her şeyden önce Türk ve Rum halklarınınsa elbet işbirliği çözüm olsa da olmasa da kaçınılmazlığıyla kendini zorlayacaktır.. Zaten çoktan beridir Kuzey’de ve Güney’de karşılıklı ticaret nedeniyle ilişkiler sürüyor. İşbirliği mi fazla gelecek?
**********
NEDİR BU PAHALILIK?
Bırakın siyasi çözümü!
Önce siz o siyasi sorunu çözmenin koşullarından biri olması gereken “iç barışla” “istikrarı” sağlayın!
Ki bugünün gençleri bilmezler.. Bazı köy ve kasabalarda mahallelerimiz ayrı da olsa Rumlarla birlikte yaşarken en büyük sorunumuz “Rum ekonomisinin” altında kaldığı için kırılan boynumuzdu! “Felç” yani!
Çareyi de “Türkten Türke kampanyalarında” arardık! “Hatta her kim Rum’dan alışveriş eder, arazisini Rum’a satar falan “cezalandırılırdı!”
Eee! 1974’den sonra artık ne Rum kaldıydı Kuzey’de ekonomik monopolüyle cebimizdeki parayı sömüren ne de bir Rum hegemonyası kaldıydı “Türkten Türke” kampanyalarını gerektiren!
Biz bize gönül gönüle derken…
1974 de “Girne’den yol bağladığımız” Türkiye’ye nazire, sınırlarda açtığımız her kapıyla da yeni yeni yollar bağladık Güney’e!
SADEDE geliyorum. Türkiye’de de benzer sorunlar yaşanıyor ki geçtiğimiz gün Erdoğan “dövizde düşüş” olmasına karşın ticari müesseselerin hâlâ insanlara kazık attıklarını hatırlatıyor ve adeta fitil fitil burnunuzdan getiririm, aklınızı başınıza alın” diyordu!”
Bizde bir “Erdoğan” yok! Dolayısıyla yazık günahtır. Hazinesi tamtakır kalmış, 2019 bütçesini bile açıkla geçirmiş bir hükümetin maliyeden sorumlu bakanları ikide birde Ankara’ya giderek taşına toprağına yüz sürerek parasal yardımlar akışı sağlarlar ve Kıbrıs Türkü bu yardımlarla varlığını idame ettiririrken…
ÇOK ayıp ve insafsızlık oluyor! Kelli felli ticaret erbabı insanlarımız, döviz belirli bir düşüşle istikrar kesbetmesine karşın, “bizzat tanığıyım,” satışlarına tek kuruş indirim yapmak gereğini duymadan devam ediyorlar.. Sadece marketler bağlamında da değil.. Hizmetler de pahalı! DAHASI şudur ama: Öteden beri devlet sabit ücretli olan memur ve sigortalılara sürekli ya TC yardımlarından yada iç borçlanmalardan oluşan “maaşlarını” pompalarken; bu maaşların ne kadarının tedavülde dolanırken yatırımlara kanalize edilmekte olduğuyla ne kadarının vergi olarak devlete geri döndüğü de bilinmemektedir!
Bu parasal sirkülasyona karşın başını alıp giden pahalılığın nereden niçin kaynaklandığını anlamak da mümkün olmuyor, “dövizdeki yükseliş” diyerek noktayı koyuyorlar!
Düşüncem şudur: 1963’ler sonrası ticari açmazlarımızı, aralarına sokuşturduğumuz devasa yatırımlara karşın “ayni fırsatçı ve kazıkçı” zihniyetle sürdürmeye devam ediyoruz..
HA denecek ki “ama artık Rumlar da daha olduğu için yoğunluğunca Kuzey’e geçmiyorlar mı?”
Doğru ama Güney’de “devlet” dediğiniz sabahtan akşama, akşamdan sabaha Atina’da Çipras’ın kapısı önünde aman para diye bekleşmiyor!
Ha yazayım. “İç barış” da “istikrar” da tüm toplum katlarının paydaşlarıyla paylaşıldığında sağlanır.. “Biri yer bakar” olmaz!
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (BALKONLARDAN DÜŞEN DÜŞENE!)
Bir Tv. oturumunda rast geldim.. Mine Yücel ve karşısındaki konuşmacı, “nedir bu zırt pırt balkonlardan düşüp ölmeler, yaralanmalar” falan diyorlardı!.. “Koskoca insanların işleri güçleri kalmamış kaldıkları apartmanların balkonlarına çıkıp patır patır düşüyorlar. Eğer çoğu Afrikalı öğrencilerden oluşan kazazedeler ağaçlarda armut değillerse neden balkonlardan düşmekteler?
Kanaat şu: “Düşmüyorlar, atılıyor!”
































