Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Lefkoşa denince…

Kıbrıs’ta fasariyalar çıktığında Lefkoşa 11 yıl kapalı bir hayat yaşayacaktı.

Bir hayattan bir hayata geçerken 63 doğumlu çocuklar, 74’te 11 yaşında olacaklardı.

O dönem için her şey o kapalı hayata göre ayarlanmıştı!

Lefkoşa ahalisinin çoğunluğu surlar içinde yaşıyordu ki bu Lüzinyanlardan beri böyleydi.

Lüzinyanlar döneminde surlar daha genişti ve 9 mil üzerine kurulmuştu.

Venedikliler bunu 3 mile düşürmüşlerdi.

Bazı yazarlar Lüzinyanlardan sonra kentin görkeminde bir düşüş olduğu görüşünü ileri sürerler.

Sonra Osmanlılar adayı alacaklar, onlar da surlar içini kendilerine göre şekillendirmeye çalışacaklardı.

Ama nihayetinde yüzyıllar boyunca hayat surlar içinde sürüp gitmekteydi ve bu çok yakın geçmişe kadar devam etmişti.

O yakın geçmiş 1974’e kadar dayanıyordu ki o dönemleri yaşayan nesiller hayattadır…

Aynı sokaklardan ve neredeyse aynı evlerden birçok millete ait farklı insanlar gelip geçmişti…

İngiliz döneminde Lefkoşa dışına yerleşimler yoğunlaşmasına rağmen Surlariçi Lefkoşa’nın önemi ortadan kalkmamıştı.

Bandabuliya ve Arasta, aynı Bandabuliya ve Arasta’ydı,

Cuma günleri aynı canlılığı koruyordu ve köy ve kasabalardan şehere gelen ahali Lefkoşa’yı bayram yerine çeviriyordu.

O döneme kadar bildik mesleklerin çoğu da ortadan kalkmamıştı henüz ve hemen hepsi suralar içindeki kentte yer alıyorlardı…

Kapalı hayattan söz edecektik.

Ama mesele sadece kapalı dönem meselesi değil, birbirine benzer dönemlerde yaşanan hayatın kendisidir.

Gerçekten de o dönemleri yaşayan insanlar kendine özgü bir hayat yaratmışlardı.

Bu hayatın abartılacak hiçbir yanı yoktu.

Herkes kara fırınlarda pişen aynı esmer ekmeği yiyor, herkes aynı sinemaya gidiyor, herkes aynı kumaşçılardan kumaş alıyor, herkesin kıyafeti aynı terzilerin elinden çıkıyor, herkes aynı sokaklarda oturuyor, herkesin evi birbirine benziyor, herkes aynı okullarda okuyor, aynı okullardan mezun oluyordu.

Gittikleri parklar aynıydı, dinledikleri müzikler de müzisyenler de aynıydı.

Sanki herkes, aynı balkondan, aynı hanaydan aynı yere bakıyor gibiydi!

Becerikli’nin cümbüşünden, Tatlıyay’ın kemanından çıkan tınılar onları coşturmaya yeterdi.

İki film birden oynatan sinemalarda hüzünlü bir filmde hep birlikte ağlıyor, komedi bir filmde hep birlikte neşeleniyorlardı.

Parazitli televizyonların başına toplanıp ısrarla Bonanza dizisini seyrediyorlardı.

Diyeceğim,

Duygu ve düşünceleri, kendilerinin yarattığı bir hayat tarafından şekillenmişti ve birbirlerinden farkları yoktu.

Bir kent insanlarıyla yaşadığına göre,

Lefkoşa denince o insanlar akla geliyor,

O insanlar düşünüldüğünde, Lefkoşa akla geliyor…