Köşe Yazarları

Gereğini de yapacak mısınız sayın Denktaş…











Serdar Denktaş, “Devlet memurunu emekçi diye satmaktan vazgeçin. Devlet memuru, memurdur”…




Tamam, her ne kadar memur da aslında bir çeşit emekçiyse de, Serdar Denktaş’ın, emeği beş para etmeyen, asgari ücretin üstüne çıkamayan ve “memur olma şansı” bulamayanlarla, memurun arasındaki farkı vurguladığını düşünmek istiyorum…



Memur bir şekilde emeğinin karşılığını alıyor ama onun dışında, çalışanların dörtte üçünü oluşturan kesim, asla emeğinin karşılığını alamıyor.

Garantisi yok, güvencesi yok, sözleşmesi yok. Bu da memurla arasındaki önemli bir fark.

Anayasa’nın “her yurttaş” diye başlayan güvencelerinin bir çoğundan yoksun bu insanlar.

Kısaca hakları asıl korunması gerekenler.

Ama bu ülkede sendikacılık, memuru temsil ediyor.

Özelde çalışanın sendikalaşma hakkı yok.

Dün gazeteyle evim arasındaki 2 kilometreyi bir saatte gittim. Sabah saat 11’de dehşet bir trafik. Nedeni belliydi aslında.

  1. maaşlar…

Trafikte beklerken, bir gün önce 13. maaşı alan, bir ay sonra yüzde 20 zamlı maaş alacak olan azınlığı ve bunu hayal dahi edemeyen çoğunluğu düşündüm…

Yılbaşı herkes için var. Ama azınlık başka kutlayacak, çoğunluk başka.

Şimdi politik kariyerinde 30 yılı dolduran Sevgili Serdar Denktaş’a,  söylediği kısacık cümleyi bir de ben sorayım.

Bu adaletsizliği 30 yıldır gören siz, şimdi Maliye Bakanısınız. Peki bu sözü söylerken, ne yapılması gerektiğini de kastediyor musunuz?

Bu adaletsizliği bir nebze olsun ortadan kaldıracak düzenlemeleri yapmayı düşünüyor musunuz?

Ücret, izin, çalışma koşullarını içeren toplu sözleşmelere, örgütlenme hakkına layık değil mi hala bu yüzde 70 çoğunluk?

“Memura emekçi demeyin” derken, emekçi saydığınız diğerlerinin emeğinin karşılığında hiç olmazsa bir güvenceye sahip olmasının zamanı gelmedi mi?

Eğer bunu kastettiyseniz, aldım, kabul ettim.

Yok, değilse, sözlerinizin bir anlamı yok…

 

ABD NEDEN ÇEKİLİYOR?…

Duyduğum andan beri kafamda “neden” sorusu.

Yahu bu Trump daha birkaç hafta önce, Türkiye sınırında bilmem kaç tane karakol kurma kararı almamış mıydı?

YPG/PYD/PKK üçüzleriyle ulaşmak istediği hedef ne olmuştu?

Kendisi çekildiğinde, bölgede söz sahibi olacak olan Esad-Rusya-İran olmayacak mıydı?

Amerikan basını, Senato ve Temsilciler Meclisi’nden gelen eleştirilere rağmen, bölgedeki 2000 askerin çekilmesinin önemi olmadığını yazıyor. Sınırın hemen ötesinde Irak’ta ve Ürdün’de yeteri kadar askeri var. Üstelik yıllardır eğittiği üçüzleri de orada. Dahası Amerikan askerlerinin çekildiği bölgelere Fransızların yerleşeceğinden bahsediliyor.

Sonuçta bunun bir strateji değil, taktik olduğu yorumları öne çıkıyor.

Bu taktiğin sebebi de, benim de ilk duyduğum günden beri tahmin ettiğim bir başka etken…

O da iç politika kaygıları.

Ocak’ta, yeni Kongre yapısı göreve başlayacak. Meksikalı göçmenler sorunu var, bütçe sorunu var, Kaşıkçı olayında aldığı darbe var.

Ve önümüzde de yılbaşı.

2000 askerin yılbaşında evlerine dönüşünü ve yaratacağı psikolojik etkiyi düşünsenize.

Sonuçta, ufak bir taktik bu.

Tehditler, tehlikeler berdevam…

 

YERİN KULAĞI VAR

YAPANIN YANINA KALMAMALI:

Bu ülkenin en büyük sorunu, hesap sormamamız. Ne yönetenler, ne de toplum olarak kimseden hesap sorma gibi bir alışkanlığımız yok. Bunun içindir ki, yapanın yanına kar kalıyor. Mevcut hükümet de “hesap soracağız” diyerek geldi ama, aradan geçen bir yıl içerisinde adam gibi bir adım göremedik. Anlaşılan daha çok çekeceğiz…

 

KAFA KARIŞTIRDI

HP’lilerin en çok kızdığı UBP ile hükümet kurar mısınız sorusudur. Dün BRT’ye konuk olan HP milletvekili Gülşah Sanver Mannavoğlu’na da bu soru soruldu. “Şu an için öyle bir meselemiz yok” diye kestirip atmak yerine eveledi, geveledi, ne yok dedi, ne de var dedi. “Günü gelince düşünürüz” gibi de bir şey söyledi ve sonunda da konuyu yetkili kurullara attı. Sonra yazınca da kızıyorlar…

 

YARGI BUNA NE DİYOR?:

Adı, Mehmet Mavideniz. Basına düştüğü son olay, Nisan ayında bir gasp olayıydı. Ondan önce de Ocak ayında, mülke tecavüzden 45 dün hükümsüz tutukluluğuna karar verilmişti. O zaman mahkemede, geçmişten gelen 24 sabıkası olduğu açıklanmıştı. Şimdi, güneyden kuzeye yasa dışı yollardan girerken yakalanıyor. Güneye nasıl gittiği belli değil, bu bir yana, güneyde 2 kişiyi öldürdüğünü ve onun için kaçak yollardan geldiğini söylüyor.  Belli ki uslanmayacak. Her teminatla serbest bırakıldığında, eskisinden daha büyük suçlar işleyerek geri geliyor. Peki yargı buna ne diyor?…

 

BİRİNİN YAPMADIĞINI…:

BM Genel Sekreteri’nin özel danışmanı Bayan Lute, konuşmadı, kısa görüşmelerde liderleri dinledi ve gitti. Bu kadar kısa temaslar için taaa Amerikalardan gelmesine değdi mi diye düşünürken, adadaki daimi temsilci Elizabeth Spehar’ın parti başkanlarına ziyareti dikkat çekti.  Anlaşılan Lute’un yapmadığı detaylı temasları, Spehar yapıyor. Bir süre önce Rum basınında, iki temsilcinin arasında bir yarıştan söz edilmişti. O mesele halledilmiş, işbirliğine gidilmiş görünüyor…

 

SIRAYA GİRDİLER:

21-25 Aralık Mücadele ve Şehitler Haftasındayız. Siyasilerimiz de bunu fırsat bilerek anma mesajları yayınlayıp,  şehitlerin emaneti olan vatan, millet, bayrak, istiklal ve devlete sahip çıkacaklarını söylüyorlar. Eminim bu uğurda şehit olanlar ülkenin bugün geldiği durumu görselerdi, “biz bunun için mi canımızı verdik” diye hepsinden hesap sorarlardı…

 

ÜLKE SORUNU HALİNE GELDİ:

Aslında çok basit bir konu aylardır ülkenin gündemini işgal ediyor. Dome Otel konusundan bahsediyorum. Vakıflarla olan 10 yıllık kira sözleşmesi Mayıs ayında bitmişti. Konu yedi aydır sallanıp duruyor. Hükümet bu konuda bir türlü karar veremiyor. Bu arada otelin başka talipleri ortaya çıkıp işi daha da çıkılmaz hale getiriyor. Çalışanlar huzursuz. Halbuki çözümü çok basit, ya sözleşmeyi uzatıp mevcut ile devam edeceksiniz, ya da iptal edip yeniden ihaleye çıkacaksınız. Bu işin bu kadar yokuşa sürülmesini anlamıyorum…

 

ZİRVEDEKİLER

Ünal Fındık: “Anladığım kadarıyla doğal gazdan gelecek paralarla zengin olmayı hayal eden Anastasiades bu zenginliği Kıbrıs’ın öteki toplumları, özellikle Kıbrıslı Türklerle paylaşmak istemiyor.

İkincisi 60 yıldır tek başına egemen olduğu, BM ve AB üyesi Kıbrıs Cumhuriyeti Devleti’ni de kuruluşunda bu cumhuriyetin eşit ortağı olan Kıbrıslı Türklerle paylaşmak istemiyor. Aradan geçen bunca yıldan sonra paylaşmak yerine  ‘Yarı/Yarım devlete’ razı olacak. Açıkçası ‘yarım olsun, benim olsun’ anlayışı onu da esir aldı”…

 

DİPTEKİLER

Rabbena Hep Bana: Ülkenin durumu ortada. Parasızlık nedeniyle hayat pahalılığı ödemelerini 3 aylığına erteleyen hükümet, her yıl siyasi partilere verilen desteğe yüzde 30 zam yapmış. Yahu siz millete “tasarruf yapın, ayağınızı yorganınıza göre uzatın” demyor muydunuz? Bu ne?

 





Başa dön tuşu