Genç nesil bilmeyebilir!
Dolayısıyla ayni adada yaşayan Kıbrıslı iki halkın neden “çözüm” sağlayamadıklarına da şaşabilir!
Tabi “olaya” kuşaklar farklılıklarında salt “siyasi ve halkların kardeşliği” gibi global saplantılarda yaklaşılırsa “şaşırmak” mümkündür..
Fakat yarım asırdır Rum zılgıtını yiyerek ada topraklarında yaşam hakkı ararken, varolma mücadelesi veren insanlarımızın zar zor Kuzey’e nasıl sığınıp yok olmaktan kurtulduklarını (yaşadığı) için bilen, ve yargılayan “kuşaklar” için olay bu kadar basit değil..
BASİT değil! Çünkü yılların kanlı savaşları, kavgaları ve siyasi çekişmeleriyle ölüp öldürülüp bugünlere gelen Türk-Rum toplumlarının şu anda da devam eden en büyük “hakkı” duymakta olduğu “korkudur!”
Çözüm bu nedenle gerçekleşemiyor! Çünkü henüz her iki halkın da “korkularını” izale edecek bir çözüm şekli bulunamamıştır..
TABİ ki sözünü ettiğim “korkuyu” yeniden gerilere gidip bugünlere “örnekleriyle” taşıyacak değilim. Fakat ekleyeceğim:
Bu “korkunun” yaratıcısı olan biline ki Rum ve Yunan tarafının “enosisi” gerçekleştirme yada adaya “çoğunluklarıyla” egemen olmak istemeleridir..
Türk halkının asıl korkusuysa bir çözüm olasılığında “azınlık” durumuna düşürülerek “Türkiyesizliğe” itilecek bir çözüm sisteminde “yalnız, destesiz ve güvencesiz kalmasıdır..”
Hadi Rum tarafının da “korkusunu” yazalım: “Bir anlaşma ile Kuzey’i kaybedeceği olası bir çözüm modelidir!”
ŞİMDİ denecek ki “bu senin görüşündür!” Hayır, “tarihi gerçeklerin, elan ispatını çakarken yaşanmakta olan olayların alnı şakkımıza lök gibi yapıştırdığı gerçeklerdir.
Bunlara karşın eğer bir son söze ihtiyaç varsa diyeceğiz ki sözünü ettiğim “korkuları” yenip izale etmeden her hangi bir çözüm modeli üzerinde anlaşmak mümkün olmayacaktır..
HA çözümsüzlük mü? Yoktur öyle bir olay! İki halk Kuzey’de ve Güney’de kendi çözümlerini çoktan gerçekleştirdiler. Bunları yıkıp yeni çözüm modelleri oluşturmak “denemekten” öte değildir! Kıbrıs Cumhuriyetinde olduğu gibi kısa sürede yıkılır! **********
BIRAKIN DA KALANLAR KURTULSUN!
Hepimiz de suçluyuz! Çünkü “dünya aleme ibret, övünçle “işte Türk halkı böyle bir halktır” dedirteceğimiz fırsatı heba etmekle kalmadık, rezil de ettik!
Yani 1974’den sonra dantela gibi cicim bicim işleyip kuracağımız yeni Kuzey vatanını, 40 yılda sorunlar yumağı yaptık! Hem de yüz karamız olmacasına!
BUGÜN dörtlü koalisyon hükümetinin “emirname ve imar planı” kararına işte o 40 yılın yüzümüze çalınan “karasıyla” bakıyorum. Belki bir olasılık, hükümet de ayni vicdan sızını duymuş olmalı, “bari kalanları kurtaralım” demiş bu nedenle “çarpık yapılaşmanın” üzerine gitmek gereğini duymuştur..
BURAYA bir nokta koyarak yıllar öncesine gideyim. Geçen gün bir arkadaş sana hatırlatayım” dediydi. “Bir zamanlar Karpaz emirnamesinin aleyhinde yazıyordun. Şimdi emirnameleri savunuyorsun..”
Doğruydu. Çünkü emirname ile bloke edip inkişafını önledikleri topraklar Türk koçanlı mallardı. Sadece Babaliki’lerin 15 bin dönüm arazisi vardı.
Ki çıkarılan Karpaz emirnamesiyle ilgili bir yöneticimize “nedenini” sorduğumda yüzüme manalı bakarak “Rumlar Kuzey’e dönerse kendilerine ne vereceğiz” dediydi! (Gülüşmüştük ama sorun hâlâ devam ediyor!)
FAKAT son “emirnameyle” imar planına “Karpaz emirnamesi” gözlüğüyle bakmıyorum! “Girne ve Mağusa gözlüğüyle bakıyorum!” Neresi sahil, neresi tarım alanı, neresi iskana ayrılmış, nereleri çok katlı dikey binalara için planlanmış, nereleri villa yahut konutlar için parsellenmiş…
KÖR değiliz! Görüyoruz ki dileyen dilediği yerde dilediği gibi öbek öbek çok katlı binalardan konutlara kadar bulduğu, kaptığı, kapattığı her karış toprağın üzerine bir bina dikiyor, siteler oluşturuyor.
Yani bir zamanların ayni zamanda tarım alanları, bahçelikleri olan deniz kıyısına nazır topraklar plansız programsız yapılaşıyorlar.
HİÇ bir devlet “bırakın yapsınlar bırakın gitsinler” yada “bırakın ne isterlerse yapsınlar…” Diyerek, bırakın imar iskânla istikrarlı kentleşmeyi, turizme uygun yapılaşmayı; memleketin dirlik düzenini de sağlayamaz..
MAĞUSA Karakol bölgesi böyle gitti. Denize açılan yolların önüne bile apartmanlar dikerek deniz halkın yüzüne kapatıldı…
Şimdilerde de halkın mesire yerleri, park, yeşil alan olacak araziler üzerlerine bile türlü çeşitli inşaatlar yapıldı yapılmaktadır..
HA, “kimse imar planlarına karşı değilmiş de emirnamelere karşıymış” diyorlar!
Oysa söz konusu olan Boğaziçi hâlâ “büyük çapta tarım alanlarına sahip bir kasabadır. Yeniskele, boğaz yöreleri de benzer tarım alanlarına sahiptirler. Pekala devlet bu konuda hiç mi tedbir almasın? Bıraksın “dileyen” dilediği yerde dilediğini mi yapsın? Girne gibi mi?
KISACA: Tabi şunu anlarız: Eğer “emirname” inşaatları inkişafı “durdurmak, gelişimin önüne androş koymak içinse tabi ki tartışılır..
Ancak “imar planını” gerçekleştirmek için ön tedbir olarak kararlaştırılmışsa nesine karşı çıkılıyor ki? Bırakın da elde kalanlar kurtulsun!
































