Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

“Çok açıkgöz bir politikacı”

Anastasiadis’i izlemekten başımız döndü! Her gün yeni bir öneriyle siyaset sahnesini viran harap eyliyor. Sırrını çözemedik vesselam! Nedir, nereye varmak istemektedir, kafasında nasıl bir çözüm şablonu  vardır?

Nitekim geçen hafta da her halde “kimsenin itiraz etmeyeceğini” düşünmüş olmalı, demez mi “Kıbrıs’ın garantörü NATO olsun!”

ŞİMDİ bu öneri üzerine “kelin merhemi olsa kendi başına sürerdi” diyerek bir arabalık laf edilir de neye yarayacak ki?

Aylardır Guterres’in Grans Montana’dan kalma siyasi kadavrasıyla oynarken ardından Anastasiadis imzalı ne öneriler gelmedi ki! “Gevşek federasyon” dediği desantralizasayon’dan  tutun da çözüm olursa Kuzey’e kaç Rumun geleceğine, Türk Rum kurucu devletlerinin neleri nasıl paylaşacağına kadar…

OYSA çok   iyi biliniyor: Tango iki kişi ile oynanır. Eğer sen Sn. Akıncı ile karşı karşıya gelip konuşup tartışmaz, Türk tarafının etki tepkilerini öğrenmez, nelerin  mümkün olduğuyla olmadığını somuta indirgemezsen, önerilerinin tırnak kadar kıymeti harbiyesi yoktur, dıştan gazel okuyorsun!

KALDI ki el alemi kör sağır sanıyorsun! Tüm bu numaralarınla, kendini   çok açıkgöz politikacı  olarak görüyorsun! Amma  ve lakin asıl amacının (bin defa söyledik anlamıyorsun) Türkiyesiz bir Kuzey Kıbrıs yaratmak olduğunu biliyoruz.. NATO garantör olsun demekle de bu niyetinin ispatını bir daha çakıyorsun..

KIBRIS sorunu bu tip öneri ve art niyetli atraksiyonlarla çözüme ulaşamaz. Anastaasiadis’li Rum tarafı büyük yanlışlar yapıyor.

Bir kere bunca yıl ve olaylardan, onca müzakere ve Cenevrelere kadar taşınan konferanslardan sonra, Kuzeydeki Türk devletini (sebep olduğunuz) “1974 barış harekâtı” konumunda ve siyasetinde değerlendirmek, o “olayı” çözüm arayışlarının odağı yapmak ve hâlâ (Rum tarafı olarak  hesap verip hatta mahkûm olmanız gerekirken) Türk tarafı ile Türkiye’yi mahkûm etmeye çalışmak, büyük ödünler vermeye zorlamak, resmen “barışa ihanettir!”

Zaten bunu da son zamanlarda “Doğu Akdeniz’deki tek yanlı sondaj çalışmalarınızla ispat ediyorsunuz, çıkacak arbededen, kim bilir hangi hayallerle süslediğiniz, sizden yana kazanımlar bekliyorsunuz!

HA çözüm mü? Kuzey’le  dalaşmayı bırakıp “bugünden AB üyesi KKTC’i   “kurucu devlet” olduğu gerçeği kabulünde  tanımalısınız ki “iki eşit devlet olarak müzakereler  başlarken,  geleceğin Kıbrıs’ını yeniden kurup yaşatmak işbirliğiyle çözümünde buluşulsun…

                           **********

İMAR PLANLARI ÜZERİNE..

Yıllardır beklediğimiz “icraattı” Çarpık yapılaşmaları önlemek için özellikle nüfusu yoğun şekilde sürekli artan kentlerimizin, yörelerimizin, şimdilerde “imar iskân” denilen “nazım planları yapılsın” diyorduk..

Bunları yazmaya başladığımızda “Mağusa serbest limanı çevresi “surlara” nazire “duvarlarla” örülüyor, Karakol bölgesinde iki katlı binaların etrafları apartmanlarla doluyor, Sakarya Çanakkale mahalleleri sürekli çok katlı binalarla hem de olur olmaz yerlere inşa ediliyorlardı..

Şöyle ki ne bir hastane, bir okul, halk için bir yeşil alan, park yeri inşa edilecek tek karışlık toprak bırakılmamacasına! Hâlâ da  var hızıyla devam etmekte ki artık yer de kalmamış Mağusa gölüne hücum ediyorlar! Orası da iskân alanı olmuş!

BÖYLESİ bir cinayete vatanını milletini seven, çocuklarının geleceğini düşünen, aklı başında hangi yürek dayanır!

Bu nedenle Başbakan Erhürman’ın “toplumsal seferberlik” çağrısını da hatırımda tutarak “Mağusa, İskele, Boğaziçi’nde bir imar planı olacak” çağrısını önemsemek, sahip çıkmak gerekir..     (Bu soruna aşağıda bir başka yönden de bakmak istiyorum)                                                             ,

*****

ÖMRÜMÜZ “KEŞKELERLE” GEÇMEKTE!

Başbakan Erhürman Geçen hafta Mağusa Suriçi Derneği’nde “bir imar planı olacak” derken bir itirafta daha bulundu:

“Mevcut dış ticaret açığını” dedi, “üretimi artırarak kapatmamız mümkün değildir. Elimizde ancak turizm ve yüksek öğretim gibi iki önemli avantaj vardır…”

VE bir kez daha  “üretimde” çok gerilerde kaldığımızı, yıllardır  hayalimiz olan “turizmle, üniversitelerle  paçayı kurtarmaya çalıştığımızı bizzat Başbakanın açıklamasıyla yeniden öğrendik!

Ancak “gerçek” çok acı! Çünkü “üretim” dediğimiz tarımda, hayvancılıkla narenciyede ve ötesi imalatla hafif sanayide olsun; onca teşvik ve desteklere karşın  KKTC ekonomisine devlet hazinesinden  uğurlarına harcanan paraları da yutarak “zararlar” olarak yansımaktadırlar!

Son yaşadığımız somut olay patates spekülasyonuydu! Olmaması gerekenler olmuştu ve KKTC yine sarsıldıydı..

BÖYLESİ bir  ortamda bir zamanlar “kalkınmanın lokomotifi olacak” dediğimiz turizmin gündeme gelmesi zaten  kaçınılmazdır. Üniversitelerden gelir beklemek gibi!

Oysa her sektörün de kendi içlerinde yığınla sorunları vardır. Zaten “köşemizi” izleyenler bileceklerdir, gün geçmemektedir ki bu sorunları ayazlatmış olmayalım…

Ki çok ayıp olmalıdır! Keşke bu kadar çok  üniversite açmak yerine “kalitenin”  öne çıktığı gerçeklerde üç beşi ile yetinilseydi!

Keşke pırıl pırıl tertemiz bir çevre yarattıktan sonra “turizme” el atsaydık!

Ve keşke “turizm adına  sahilleri kumarhaneli lüks otellerle doldurmadan önce “imar planlarını” yapabilseydik!

ÇOK kısaca   keşke 1974 sonrasında Güney’i hasetinden çatlatacak derli toplu, bayındır, tertemiz, planlı bir KKTC yaratsaydık.

Yarata yarata  çarpılmış bir KKTC ucubesi yarattık!