Nasıl vatandaş boğazından kesmeye başladıysa, tüm sektörler de aynısını yapacak. Karlarından fedakarlık edecekler…
Ticaret Odası’nın yeni Başkanı Turgay Deniz’e dikkat ediyorum, seçildiği günden bu yana, dikkat çeken bir şekilde krizden sadece iş çevreleri etkilenmiş gibi açıklamalar yapıyor.
Sanki bu ülkede sadece korunması gereken tüccarmış, tek kaybeden onlarmış gibi…
Vurgun mağduru olan, alım gücü düşen, aldatılan, sırtına binilen vatandaşın adı yok.
Şimdi yılbaşından sonra gelecek büyük krizden söz ediyor. “Döviz düşüyor ama faizler yükseliyor” diyerek.
Sanki bir koruma talebi gibi…
Ne yapalım?
İthalat vergilerini mi düşürelim?
Bunu mu demek istiyor Sayın Deniz?
İşte rakamlar sayfa sayfa gazetelerde.
Kimin ne vergi verdiği meydanda. Kendi gelirleriyle tam bir yıl idare etmeyi başaran hükümetten böyle bir talepte bulunmayı kimse aklına bile getirmemeli.
TC Büyükelçiliğinin Ekonomi Durum Raporu’nda daha açık ve net bir rakam var.
“İthalatta %14,2 artışa rağmen, İthalat Vergilerinde %0,5 büyüme sağlanmıştır”…
Bunu kim nasıl izah edebilir?
Kullandığımız parada söz hakkımız olmadığı halde, banakacılık sistemimiz Türkiye’ye entegre olduğu halde, faizlere mi müdahale edilsin?
Yoksa, halkın gün geçtikçe daha da keskinleşen tepkilerine karşı, önceden alınmış bir önlem mi bu sözler?
Yeni zamların müjdecisi mi?
Bu halka bu kadar eziyet yeter!
Bana kızabilirler.
Kızsınlar, umurum değil…
Hala Ticaret Odası Başkanı olarak çıkıp, rafta aylardır duran mala nasıl yüzde elli zam yapıldığını anlatmadılar…
Neden kendilerinin ithal ettiği malların değişik marketlerde, öyle bir iki lira değil, neredeyse iki misli fiyatlara satıldığından hiç bahsetmediler.
Bu vurgun hakkında, “savunma yapmak” dışında tek br kelime yok…
Döviz düştüğü halde neden fiyatların düşmediğini de anlatmadılaar.
Ne yaptılar?
Şalgam suyu, nar ekşisi kıvamında indirimlerle kampanya ilan ettiler.
Şaka gibi…
Bu halk siyasete güvenmezdi.
Şimdi üreticisine de, ticaret erbabına da güvenmiyor…
En mühimi, ben kendimi bildim bileli çarşısına güvenirdi bu halk.
Kazıklanmayacağını bilirdi.
Şimdi çarşısına da güvenini kaybetti.
Sonuçta ortaya çıkan ve herkesin hissettiği, sınıflar arasında bir uçurum, adaletsizlik, umutsuzluk, güvensizliktir.
Karşısında kim olursa olsun, kendini kazıklayacağını düşünüyor insanlar.
Bu güvensizlik ve endişenin varacağı nokta, bence herkesi korkutmalı.
Benim ticaret insanlarına ve hatta patates üreticilerine tavsiyem, biraz daha az konuşsunlar.
Yokluğun, umutsuzluğun içinde bir de bu gerginlik yetti artık…
YERİN KULAĞI VAR
HAYDİ ŞİMDİ MAĞUSA KAPISI:
Aplıç ve Derinya kapıları, uzun bir süreçten sonra nihayet açıldı. Her iki açılışa da ilgi oldukça yoğun oldu. Liderler masa başında çözüm olmaması için uğraşırken halklar, açılan her kapı ile biraz daha kaynaşıyorlar. Barışa, karşılıklı anlayışa hizmet etmesini dileyelim. Belki bu gelişme, son dönemde ortaya çıkan Lefkoşa’da yeni bir araçlı geçiş kapısı açılmasını da motive eder. Tabii asıl olması gereken, kapılara gerek kalmadığı günü görebilmek…
PARA GELDİ AMA:
Maliye Bakanı Denktaş, Türkiye’den para geldiğini ancak yeterli olmadığını söyleyerek, bütçe disiplininin halkın sırtına basılarak değil, kayıt dışılıkların üzerine gidilerek getirileceğini ve 2019 yılının vatandaş için değil, maliye için zor bir yıl olacağını açıkladı. Sıkıntıyı vatandaş çekmeyecekse eğer bir sorun yok, artık gailesini de o koltukta oturan çekecek…
AMAN SAYIN DENKTAŞ:
Maliye Bakanı Serdar Denktaş, kendi kaynaklarımızla önümüzdeki haftalarda yapılacak ödemeleri açıkladı dün Meclis’te. Hep yazdım, bu büyük bir başarıdır. Kimsenin yapmadığı… Ama Sayın Denktaş, dikkat! Yakında kapınıza bazıları gelebilir. Öyle vergi indirimleri, muafiyetler falan. Sakın aldanmayın. Vatandaş, bir kendi vergisine bakıyor, bir de büyük iş adamlarının vergilerine. Gerçi gelir artırıcı haberleri yakında vereceğinizi söylediniz ama, ben yine de söyleyim, tersi bir kayırmacılık kararı halinde, isyan çıkar, bilesiniz…
EKSİKLERİMİZ:
TC Elçiliği, Kalkınma ve Ekonomik İşbirliği Ofisi’nin 2017 Ekonomi Durum Raporu, tam bir envanter. Büyükelçi giriş konuşmasında, Türkiye’den gelen suyun ana dağıtım ağının ve işletimi için gereken yap-işlet-devret ihalelerinin yapılamaması, suyun tarımda kullanılmasına ilişkin hazırlık çalışmalarının gecikmesi, kamu reformu, yerel yönetimler reformu, enerji yönetim reformu, sağlık ve eğitim konularında adımların atılamadığından yakınıyor, yükseköğrenimin kendi akışına terkedilerek, yönetilebilir olmaktan çıktığını söylüyor. Aslında raporun tamamı okunmalı. Daha ne çarpıklıklarımız var kimbilir…
OLUR MU ACABA:
İletişim Uzmanı Özdemir Tokel, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımında, UBP’li bir hükümetin çok yakın zamanda oluşacağını iddia etti. UBP’ye yakınlığıyla bilinen Tokel’in bu iddiası son günlerde sıkça konuşulan bir konu. Tokel, bunun seçimle mi, seçimsiz mi olacağına, tek başına mı, koalisyonlu mu olacağına ise, bireylerin değil, ülkenin gerçek ihtiyaçları ve dinamiklerinin karar vereceğini öne sürdü. Bekleyip görmek gerek…
EL İNSAF:
UBP milletvekili Zorlu Töre, hükümetin “müşavir yaratma ve yeni kişilere yeni makamlar verilerek sağladığı hakların” KKTC bütçesine ağır maliyetler getirdiğini savunmuş. Belli ki geçmişte yaşananlar hafızasından silinmiş. Bu ülkede bu sistemi getiren partinin kendileri olduğunu ve yıllar içinde yarattıkları yüzlerce müşaviri unutmuş olmalı. Sizin zamanınızda yapılan da, bugün yapılan da yanlış. Ancak, sanki bunlar ilk kez bu hükümet döneminde yaşanmış gibi bir algı yaratmaya çalışmak da, milleti enayi yerine koymak olur…
ZİRVEDEKİLER
Başaran Düzgün: “Anastasiadis, yaptığı açıklamalarla bize şunu anlatmaya çalışıyor; ‘Yüzde 19 gibi çok azınlık bir nüfusla devletin eşit ortağı olamazsınız. Eşitlik adı altında devletin bütün kurumlarına kurulup oturamazsınız. Eşitlik deyip de geriye kalan yüzde 79’u tahakküm altına alamazsınız. Hele yüzde 19 ile devletin başına hiç oturamazsınız…’Belki de bunu dile getirdiği için kendine teşekkür etmeliyiz. Çünkü, yıllarca, gerçek düşüncelerini perdeleyip de eşitlik temelinde federasyon martavalları okunmasına maruz kaldık. Şimdilerde nasıl yeni bir perde eyleyeceğimizin derdine düşmeliyiz. İhtiyacımız olan, bu topraklarda, özgür, kendi kendimizi yöneten, refah içinde bir geleceği çocuklarımıza miras bırakmaktır”…
DİPTEKİLER
Nasıl Bir “Spor”: Bizim milletin bu av merağını anlamakta zorluk çekiyorum. bu “spor” adı altındaki hayvan katliamına toplumun büyük bir kesiminin gösterdiği tepkiye inat, sosyal medyada katlettikleri tavşan ve keklik fotoğraflarıyla poz verip paylaşmaları insanın kanını donduruyor. Hatta daha da ileri giderek, kendi köpeklerini bile öldürmekten çekinmiyorlar. Naslı bir sporsa bu anlamıyorum…
































