Kıbrıs siyasi sorunu şimdilerde Doğu Akdeniz’e de taşmaya başladı..
Sorun basit değil! Çünkü ortada “münhasır ekonomik bölgeler, hidrokarbon yatakları ve bunlara ilişkin “sahiplikle paylaşım” sorunları vardır.
Biliniyor: nerede petrol gaz varsa orada hırgür vardır! Anlatmaya bile gerek yoktur, “enerji kaynaklarının olduğu yerlerde hem çok “karışan,” hem de çok “dalaşan” taraflar vardır!
Kaldı ki söz konusu olan Türk Rum çözüm arayışları yanı sıra gündeme bir de enerji paylaşımının katılmış olmasıdır.
Ancak bu kez “esas muhatap” Türkiye’dir..
NİTEKİM TC Milli savunma bakanı Hulusi Akar Doğu Akdeniz’i işaretle “atılacak hiçbir adıma müsaade etmeyeceğiz” dedi..
(Aslında Türkiye’nin bu uyarısı tam da Yunanistan Başbakanı Çipras’ın, dün Köşeme de taşıdığım barışçı açıklamasıyla pek bağdaşmadı! Çünkü Akar’dan önce bir açıklama yapan Çipras da Türk araştırma gemisi Barbaros’a yapılan tacizi tasvip etmediğini TC ile dostça ilişkiler yanlısı olduğunu ve milliyetçi söylemlerden kaçınılması gerektiğini zaten söylemişti. Nitekim dünkü yazımda bu konuya değinmiş, barış adına iyi başlangıç demiştim.)
…Sn. AKINCI 27 Ekimde Doğu Akdeniz’deki bu gelişmeler yaşanırken Anastasiadis’le görüşecek.
Tabi Gutterres’in altı maddelik yol haritasını mı yoksa ön hazırlıkları mı konuşacaklar bilemiyorum.
Ancak Türk tarafı Anastasiadis ile Guterres’in kesinlikle “bilmesi” gereken “kırmızı çizgilerini” artık ve peşinen “kabul edilmiş maddeler” olarak kayda geçirebilmelidir. Yani “masaya oturduktan sonra tartışırız” yok!
NELERDİR bunlar?
Siyasi eşitliğimiz.. Kesinlikle iki ayrı bölgelilik.. Ve tabi ki “KKTC’nin kurucu devlet olarak kendi içinde özerkliğiyle TC’nin devam edecek korumacılığı..”
Her halde 44 yıl sonra “durmuş oturmuş en akılcı ve fonksiyonel çözüm” de bu olmalıdır. **********
SU BASKINLARININ SORUMLULARI
Neden artık yarım saat yağmur yağsa kentler sular altında kalır? Sakın “iklimler değişti” demeyin! Ki biz bir hafta gece gündüz yağmurların yağdığını, Kanlı Dere’nin, Çakıllı derenin taştığını, Lefkoşa-Mağusa anayolunun kapandığını, hatta trenin Aslanköy’de mahsur kaldığını, Mağusa’daki gölün kaç kez dolduğunu, asvalt yola kadar çıktığını gördük!
Ama ne evleri dükkânları sular basardı ne de de az sayıda olmasına karşın arabaları yollarda bırakırdı.. Gelir geçerdi, çünkü sular akar giderdi..
İŞTE sorun! Şimdi sular akıp gitmiyor! Çarpık yapılaşma sadece çok katlı, abuk sabuk konutlar sorunu yaratmadı. Bir yandan memlekette yeşil alan, öte yandan yağmur yağdı mıydı sulara akacak, akıp gidecek yer bırakmadı! Binalar üst üste! (Gelin Mağusa’ya, hemen girişinde, DAÜ’nün yamacında Sosyal Konutlar vardır. İki katlı yüz metre kare bile olmayan kulübemsi evler.. Ama şirinler. Yeşillikler çiçekler içindeler..
Bu kendine özgü belki iki yüzü aşkın konuta sahip mahallenin hemen giriş yerine 24 katlı devasa bir gökdelen yapılıyor. Ki gölgesinde kalacak konutlar güneşi göremeyecek!
Küçücük evlerin başucuna ve mahalle olması gereken yerde böylesi görgüsüzce bir gökdelen inşa etmenin var mı izahı?
Yarın o daracık mahalle yollarına açılan dükkânlarla, artan trafikle ve yağan yağmurla birlikte her tarafın göle döneceği sorunlar yaşanmayacak mı?
ZATEN artık yaşanmıyor mu?.. Maalesef ne “seçilmişler” ne “atanmışlar” bu memleketin geleceğini düşünmediler! Ya kısa günün kârlarında boğuldular ya da popülizm kokulu siyasi rant uygulamalarında “şehirciliğin” de “çevrenin” de canına okudular!
Kİ hatırlatayım. Biz öyle bir milletin ahvadıyız ki 44 yıldır Maraş’ın nasıl yıkılıp viraneye dönüştüğünü seyreyliyoruz gözlerimiz kapalı! Yaa!
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (DOKUNULMAZLIKLAR KALDIRILIRKEN!)
Bir ilk olmalıdır. İlk kez Meclisimizde bir milletvekilinin (Aytaç Çaluda’nın) oy birliği ile “dokunulmazlığı” kaldırıldı.. Olay Meclis’te tartışılırken kürsüde leyhte ve aleyhte konuşan bazı milletvekilleri “basit bir suçtan” gibilerinden ifadeler kullandılar!
Çaluda ise ifadesi alındıktan sonra “neden 4 yıl beklenildiği” sordu.. “Devler dururken pirelerle uğraşıldığını” iddia etti.
Bir diğer milletvekili “2006 yıllarından kalan yolsuzluk rüşvet dosyaları varken bir milletvekilinin hafif suçu nedeniyle dokunulmazlığının kaldırılmak istendiğini” söyledi.
Çaluda “Kamu bankalarından siyasilerin yandaşlarına verilen kredilerin geriye dönmediğinden, milyon dolar ve sterlinlerin battığını” iddia etti, falan…
Önce “gecikmiş adalet, adalet değildir” lafının doğruluğunu bir daha gördük. Bir davayı yıllar içinde soğutursanız anlamı ile önemini yitirir!
…Öte yandan “yolsuzluğun yada suçun büyüğü küçüğü” yoktur. Sadece mahkeme kararıyla “çok ve az cezası” vardır!
…“Devler dururken pirelerle uğraşılmasına” gelince: “Bir yerden başlamak gerekirdi.” Nitekim ne dedi Çaluda? Kamu bankalarının siyasiler tarafından yandaşlarına verilip geri dönmeyen dolarlı sterlinli kredileri niye sorgulamıyorsunuz?
İŞTE olay: Eğer “pireler” sigaya çekilmeselerdi “devlerin” yolsuzlukları Meclis’te yankılanmayacaktı! Demek ki neymiş? Bir yerden başlamak gerekirmiş..
Şimdi Kudret Özersay’dan öteki yolsuzluk dosyalarını da gündeme getirmesini bekleyeceğiz. Ta ki “çete başlarına, “devlere” ulaşana kadar!
































