Belli ki Yunanistan’da otorite boşluğu var. Nitekim başbakan Çipras Yunan Cumhurbaşkanı önünde yemin ederek, istifa eden dışişleri bakanı Kocacias’ın görevini de devraldı.
Olay bir süre önce Barbaros Hayrettin Paşa araştırma gemisinin Baf açıklarında çalışmalarına başlaması sırasında bir Yunan savaş gemisi tarafından önünün kesilerek taciz edilmesiydi.
Türkiye’nin sert çıkışından sonra Çipras, “komşumuz” dediği Türkiye ile iyi ilişkilerden yana olduğunu, kimsenin Yunanistan’ı zor durumda bırakmaya hakkı olmadığını söyleyerek “aşırı milliyetçi söylemlerden kaçınılması” uyarısında bulundu.
Belli ki Çipras Barbaros araştırma gemisinin önüne çıkan ve tacizde bulunan Yunan fırkateyininin eyleminden haberdar edilmemiş, Kocais kendi inisiyatifiyle hareket etmişti!
TABİ ki Çipras’ın bu “sağduyulu” yaklaşımı çok uzun yıllardır Türkiye’nin “Yunanistan”dan göremediği bir siyasi jest olmuştur. Hele Çipras’ın yumuşak bir inişle “Yunanistan’ın üç buçuk yıllık Syriza hükümeti döneminde izlediği dış politikayı överken, hem Türkiye ile ilişkilerde hem Kıbrıs meselesinde önemli gelişmeler kaydedildiğini söylemesi tabi ki dikkate alınması gereken yeni bir politika olmalıdır.. Nitekim Dışişleri Bakanlığını da yüklenmesi bu yeni politikanın bir işaretidir..
KISACA Çipras öncesi Yunan yöneticileri gibi Kabadaylık gösterilerinde Türk Yunan ilişkilerini sürekli kavgalı tutmanın zararları ile tehliklerini görmüş olacaktır..
Çünkü Doğu Akdeniz’de olası bir Türk Yunan dalaşması belki başladığı anda biter ama sonrasında iki ülke arasında yıllar yılı sürecek ikinci bir Kıbrıs harekâtı benzeri siyasi travma yaratır.. Bu da haliyle hem Kıbrıs sorununu hem de Doğu Akdeniz’deki MEB’lerle hidrokarbon arayışlarını olumsuz etkiler..
DAHASI şuna inanmak isteriz. Türkiye ile Yunanistan kendi sorunlarını ikili ilişkilerle çözmek için bir araya gelirlerse Kıbrıs’ta Türk Rum tarafları da ayni paralelde sürdürecekleri müzakerelerde çözüm konusunda uzlaşabilirler..
Zaten öteden beri ne diyorduk. Türkiye ile Yunanistan anlaşmadan adada Türk Rum halklarının anlaşması mümkün değildir..
“İyimserliğimizle-kötümserliğimiz” ikileminde olsak da umut edelim ki yakın gelecekte Çavuşoğlu ile şimdilerde Dışişleri Bakanı da olan Çipras bir araya gelirler.. **********
GEÇEN HAFTANIN OLAYI: (HACİZ!)
Ben başlı başına bir felâket olan “icraya” karşın, “haciz” olayının kaldırıldığını zannederdim. Çünkü bir devrelerde Rahmetlik Denktaş “haciz” olayının üzerine gitmiş, bayrak açıp “böyle ayıp bir şey olamaz” demişti! Meğer devam ediyor! Her halde dünyada bir de Afrika’nın Baluba kabilesinde vardır!
Bu kadar çağ dışı, bu kadar pespaye bir kanun olamaz. Sen git insanların evlerinden, işyerlerinden “parasal cezasına” karşılık eşyalarını haczet! Yani Mukayyit de götürerek, “şu eşya bu kadar para eder” diyerek ne var ne yok yığ kapının önüne!
GEÇEN Hafta Havadis gazetesine reva görülen muamele buydu! Henüz “istinaftan” ne karar çıkacağı belli değilken gazete binasındaki 20 bin liralık eşya alınıp götürüldü! Resmen gasp edildi.
KKTC’de hâlâ böyle yasalar mı vardır diye hayret etmemek mümkün değildir! Ne demek “artık insanların günlük hayatları içinde kendilerinden birer parça, birer organ haline gelmiş, “madde” de olsalar kendileriyle özdeşleşmiş eşyalarını alıp gitmek! O para bir başka şekilde talep edilemez miydi? Kaldı ki tekrarlamak gerekir. Henüz “davalının” mahkeme süreci de sonlanmadı ki ortada nihai karar olsun!
Gitgide güvendiğimiz “hukukumuz da guguk oluyor!”
**********
YOLSUZLUKLARA “DOKUNMAYA” DEVAM..
GEÇEN hafta Kudret Özersay acı acı yakınıyordu ki yukarıdaki “hukuk olayına nazire!”
İddiası “yolsuzluk dosyalarının engellendiğiydi!” Bunu ifade ederken şöyle diyordu: “Karşı çıkan, geriden alan, yavaşlatmaya veya engellemeye çalışanlar vardır!
ŞİMDİ sorunun rengi değişiyor! Demek ki ülkede hem “yolsuzluk yapanlar” vardır, hem de “yolsuzluk yapanları kayıranlar vardır!” Bu iki zümre işbirliği içindedir.. O zaman bu yolsuzluk olaylarının görünen boyutları bir ağacın dallarıyla yapraklarıysa, görünmeyen kısmı da onları besleyen kökleridir ki “kimdir bunlar?”
Mutlaka devlet kademelerindeki “yetkili ve sorumlular” olmalıdırlar ki işte asıl onların üzerine gidilmelidir de ne diyor Özersay? “Yolsuzluk dosyalarını engelliyorlar!..”
BİR öneri: Bildiklerinizi ifşa edin olaylar delinip patlasın, ortalara saçılsın!
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (İKİ GÜZEL İŞ..)
Mağusa’da belediye “iflası” oynar ve hâlâ çiçek ekerek milletin gözünü boyamaya çalışırken, neyse ki iki “Bakanlık” iki yararlı karara imza attılar. Birisi Sağlık Bakanlığının ambulasları Mağusa’nın her yönüne ayni zaman içinde ulaşabilecekleri merkezi bir yerde konuşlandırması…
…DİĞERİ İçişleri Bakanlığının “büyük olay” diyeceğim projesi: “Mağusa ile Boğaz arasını kapsayacak İmar Planı için çalıştay düzenlendi” deniyor.
Yıllardır çarpık yapılaşmanın Mağusa’yı da sardığını, hele kırsallarda ekilecek yerlerin öbek öbek apartmanlarla doldurulduğunu yazıp söylüyorduk. İkinci bir Girne olmak yolunda ve hâlâ “isteyenin istediği kadar kat çıkma hakkında” Mağusa’nın da canına okurlarken…
Doğrusu bu haber “ballı börek” gibi geldi. Aman Sn. Ayşegül Baybars, “kurtlar” bu karara androş koymadan acele edin ne kurtarılırsa kârdır..
































