Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Müzakerelere yeni anlayış

Sn. Akıncı New York’a “yapıcı bir ruh, makul ve uzlaşılabilir bir çözüm umuduyla gittiğini” söylerken,  belki ilk kez değil ama Crans Montana’dan bu yanadır geçen zaman içinde değişen koşullara uygunluğunca şu düşüncesini de ekledi.

“Kıbrıs sorununda eski müzakere süreçleri dönemleri kapanmıştır. Takvimli ve sonuç odaklı bir sürecin gündeme gelmesi, siyasi irade ve kararlılıkla davranılması artık zorunlu hale geldi..”

Artı, bizim de hakkımız olan doğal gaz olayının da  artık  masada olacağının özellikle belirtti..

KISACA demek istedi ki Sn. Akıncı, “bakın peşin söyleyeyim. Artık gevezelik yapmak yok! İlanihaye masada Rum tarafının kaprislerini çekemeyiz, hakkımız olanı da isteriz…”

Sn. Akıncı öncesi müzakerelerden farklı olarak  bu kez masaya neleri koyacağını da şöyle açıkladı.

“BİR yandan Kıbrıs’ta çözüm yönünde ilerleme, öte yandan bizim hakkımız olan doğal gazda işbirliği, bunun yanında AB ile ilişkilerde gümrük birliği güncellemesi ile başlayarak yeni bir ivmenin yakalanması tüm ilgili taraflara yarar sağlayacak gelişmeler olarak görülmektedir…”

Sn. Akıncı’nın bu açıklamalarını  geçmiş müzakerelerden  ayırıyorum. Şu yönden:

GEÇMİŞTE masaya, “tanınmış ve tüm adanın devleti kabulündeki Rum Yönetimiyle,  hâlâ Türkiye tarafından işgal altında olduğu iddia edilen Kuzey’deki Türk tarafı olarak oturuyor ve Rum’un yeniden Kuzey’e dönmesiyle, çözüm sonucunda elde edeceği kazanımlarının pazarlığını yapmak zorunda bırakılıyorduk!

Şimdi pozisyonlar değişti. Bu kez Türk tarafı olarak New York’a kırmızı çizgilerimizle gidiyoruz. Bunların bir ikisini artık daha net biliyoruz.

MESELA: Müzakerelere başlanacaksa bir takvim çerçevesinde başlanacak! “Gittiği yere kadar gitsin koptuğu yerde bitsin” demek yok!

Her halde TC’nin garantörlüğü konusunda ısrarlı olmaya devam edeceğiz.

Ve doğal gaz konusu! Bizim de hakkımız vardır diyoruz.

Bu siyasi tavır, çözüm dilenen bir toplumun değil, kuzeyde devlet olan Türk halkınındır..  Önemsenmeli, sonrası politikalarımız da ayni dirayetle sürdürülmelidir..

**********

ET Mİ TAVUK MU? “İŞTE BÜTÜN MESELE!” 

Gazetelerimizden biri “etle” ilgili “kasapların “isyanı” manşetini atarken (Havadis)  bir diğeri tavuk eti ithalatı” sorunundan söz ediyordu!     Her ikisi de pahalarıyla ilgiliydi!

Her ikisi de  yetersiz üretimi vurguluyordu!       Her ikisi de tarım kesiminde hâlâ planlı programlı üretim yapılamadığını hatırlatıyordu. Her iki üretici kesimi de hükümeti suçluyorlardı!

Her ikisi de tüketicilerin üreticiler tarafından nasıl baskı altında tutulduklarını aynalıyordu!

Her iki üretim kurumu da hâlâ “kooperatif” değillerdi!

ÖNCE hakçasına vurgulayayım: Bu ülkede yıllardır “fevkalâde” diyeceğimiz  bir “tavuk üretimi” gerçeği vardır. Etsizliğe alternatif yıllardır kahrımızı çeken tavuk çiftlikleri hem kalite hem de fiyat yönünden makul düzeyde seyrettiler.

ŞİMDİ öğreniyoruz ki “kırmızı et” derken tavuk eti de pahalandı. Tarım Bakanlığı “bu fiyat artışını fahiş bulmuş olacak (bir zamanlar  dönemin başbakanı Soyer’in Hacı’ya yaptığı gibi) TC’den tavuk eti ithalatını serbest bıraktı.. (Fakat rastlantı olmalı ayni sıralarda tavuk eti  TC’de de pahalandı!)

Ben bu satırları yazarken olayla ilgili türlü çeşitli yorumlara karşın “neden tavuk eti ithalatına gerek duyulduğuna ilişkin ikna edici bir açıklama olmadı!

Bu arada vurgulamak gerekir. Yıllardır pahalı et satın almak zorunda kalıyoruz ama öncesi hükümetler de “ithal et” konusunu hiç gündeme getiremediler! Nedeni “Hayvancılar Birliğinin” Bakanlık kapılarına dayanıp camı çerçeveyi aşağıya indirecek kadar güçlü olması!

O zaman  şöyle mi diyelim? Tavuk üreticileri de hayvan üreticileri kadar güçlü olsalardı yağma mı vardı tavuk eti ithalatına izin verilmesine!

Nitekim şimdilerde TÜK’ün kasaplık hayvan almasına yönelik karara karşı çıkan hayvan besicileri, “Birlik” olarak zaten tekel haline gelmiş olmalarına dönüp bakmak gereğini duymadan “TÜK’ün tekel olacağını” iddia ederek karara karşı çıkıyor!

Öte yandan yıllardır zırlanıyorduk: “Artık  et kombinasını  devreye sokun, kasaplık hayvan alımlarını aracıların tefecilerin, kasapların elinden kurtarın…”

Şimdi mezbaha devreye girecek yine başladı karşı çıkışlar! Eee kardeşim film hep ayni! Memleketi gelip giden hükümetler değil, birlikler dernekler sendikalar yönlendiriyor!

BÖYLE yönetim erki olamaz! Devletin öncelikle bu zafiyetlerle ikilemlerden kurtulması gerekir.                                                                                                                   **********

KISACA TAKILDIĞIM: (TC’NİN GARANTÖRLÜĞÜ)

Köşe yazarı  refiklerimizden Metin Münir geçen günkü köşesinde harbiden ve kestirmeden dedi ki “Kıbrıs’ta çözümün en büyük engeli Türklerdir!”

Nedenini de Türkiye’nin ısrarla garantör ülke olarak Kıbrıs’taki varlığını devam ettirmek istemesi üzerine oturttu! Dolayısıyla  “garantörlüğü” destekleyen Türkleri de  çözüme androş koymakla suçladı!

“Yetkili sorumlu siyasetçi olmadığından görüşleri kendini bağlar” diyecektim de sorun sadece garantörlük değil ki?

Rum tarafı askeri garnizon haline gelir, Yunanistan, Mısır, İsrail, İngiliz hatta NATO, üslerinde cirit atarken, Doğu Akdeniz’de MEB’ler ve doğal gaz olayları baş ağrıtırken,  Kuzey’de Türkiye mi fazla?  Aramızdaki varlığına hiç mi ihtiyacımız yok? Ki Rum için asıl olay “Türkiyesizleştirilmiş bir Kıbrıs çözümüdür.” Bile bile lades mi olalım ?