ABD Başkanı Donald Trump’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşma, dünyanın nereye gideceğini anlama konusunda önemli bir vesika niteliğindedir.
Globalizmin yani küreselleşmenin fikir babası ve ilk uygulayıcısı Avrupa’dır ama dünyaya yayılmasının öncüsü Amerika Birleşik Devletleri’dir.
“Malların, emeğin ve fikirlerin” serbestçe dolaşımı üzerine inşa edilen globalizm elbette otomotiv, beyaz eşya, sosyal medya, iletişim ve hizmetler sektörünün bir ürünüydü.
Çünkü petrol ve silah tekellerinin aksine bu sektörler mallarının ve hizmetlerinin tüm dünyada serbestçe dolaşımını istiyorlardı.
Dolayısı ile dünya barışını ve demokrasiyi savunuyorlardı.
Ürettikleri malları tüketecek eğitimli insanlara, eğitimli insanları transfer edecek muhaceret kurallarına ve ucuz emeğe erişmek için insanların serbest dolaşımına ihtiyaç duyuyorlardı.
Başkan Obama ile en iyi dönemine ulaşan bu ideoloji şimdilerde çökmek üzeredir.
Çünkü Trump geldi.
Muhafazakarların ve hatta tarikatların önde gelen temsilcisi, petrol ve silah tekellerinin vazgeçilmez adamı Trump.
BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada “Küreselleşme ideolojisini reddediyoruz” dedi.
“Milliyetçilik doktrinini” kucaklayacaklarını söyledi.
Trump’ın konuşmasının satır başları şöyleydi:
Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin tanınmasına ABD’nin desteği yok.
Amerika’nın egemenliğini seçilmemiş ve hesap vermeyen bürokratlardan oluşan bir kuruma teslim etmeyeceğiz.
Amerika, Amerikalılar tarafından yönetilir. Küreselleşme ideolojisini reddediyoruz.
Milliyetçilik doktrinini kucaklıyoruz.
ABD vatandaşlarını koruduğu için asla özür dilemeyecektir.
Dünya ticaret sistemi acilen değişmeli. Çin’in pazar konusunda yaptığı denge bozucu adımlar kabul edilemez.
Gezegen üzerinde en büyük enerji üreticisi haline geldik. OPEC dünyayı kazıklamaya devam ediyor. Bu korkunç fiyatlara göz yumamayız. Böyle bir şantaja kesinlikle göz yumamayız.
Almanya eğer rotasını değiştirmezse Rus enerjisine bağlı kalacaktır.
***
Dünyadaki gelişmeleri izleyerek yani “dünyayı okuyarak”, dünya nereye doğru gidiyor gailesi taşıyanların iki elin parmaklarını geçmeyecek denli az olduğunu biliyorum.
Bu nedenle “globalizm mi mikro milliyetçilik mi” sorunsalı ile ilgilenmeyeceğim.
Trump’ın ve onu destekleyen petrol ve silah tekellerinin dünyaya ve bize ne dayattıklarını, düşünsel anlamda çölden farklı olmayan bu topraklarda tartışma gafletinde de bulunmayacağım.
Ve/fakat…
Bilinmesini isterim ki bu yeni durum bizi çok fena etkileyecek.
Çünkü Trump’ın Kıbrıs sorunu diye bir derdi yoktur.
“Kıbrıs sorunu çözülecek, Türkiye ile Yunanistan düşman değil ortak olacaklar ve başta Ege olmak üzere tüm Akdeniz bir barış gölüne dönüşecek, herkes bundan maksimum düzeyde fayda edecek” şeklindeki ideoloji/hayal da çökmek üzeredir.
“Eğer sorun ve çatışma varsa biz de daha fazla kazanırız” diyenler Trump eliyle Amerika’ya ve dünyaya yeni şekil vermeye çalışıyorlar.
Onlar elbette çıkarları için bunu yapıyorlar ama bizim için hayırlı olmayacak.
Ya bir parçası olacağız ya da direneceğiz.
Ötesi yok…
































