Eski sorunlarla birlikte yenilerini de kamburuna vuran hükümet, önce ikili üçlü sohbetlerin fısıltılarında eleştirildi..
Sonra medyanın haberleriyle “köşecilerin” diline düştü.. Ve ardından türlü çeşitli ticari ve ekonomik kurumların yargılarında yolunmaya başlandı tüyleri!
Geçmişte de öyleydi, şimdi de öyle olmakta! Bu nedenle siyasi iktidarlar için hep, “meydana düşen kurtulmaz seng’i hezimetten” dedikti. Ve ekledikti: Siyaset çocuk oyuncağı değildir. Ayağının kaydığı yerde halkın etki tepkilerinde kendini kurtların kafesine düşmüşlükten kurtaramazsın!..
BUNLARI, “geçen hafta ne oldu” sorusuna cevap ararken düşündüm. Ve “ah o İrsen Küçük” dedim bir kez daha! Aradan yıllar geçti devri iktidarından kalma sorunlarını hâlâ çözemiyorlar!
Mesela KTHY’ları batıp gitti ama GAS’ı kaldı yadigar!
Düşünün ta 2010 yılından beridir sürüp geliyor! KTHY’nın hisselerini satın alan hükümet devir teslim işlerini tamamlamayınca GAS çalışanları da ortalarda kalıverdi! Hâlâ devlete intikali gerçekleşemiyor! Ki ne zaman bu tip sorunlara toslasam “devlet olma sırrını çözemedik” derim ve hayIflanırım!
ÇÜNKÜ Devlet olmak istemedik hâlâ “KKTC kalsın mı gitsin mi” tartışması yapıyoruz!
Eee, Allahınızı severseniz söyleyin. “Kaderinin” ne olacağı bilinmeyen bir devletin ciddiyetine kim inanır ki her yıl bir yenisi iktidar olurken, hükümetleri inansın?
*****
DEVLETİ TARTIŞIYORUZ!
Geçen hafta gene devleti tartıştık. Yalnız bu kez kimin “ısırgan” kimin “gömeç” olduğunu anlayamadım. Mesela Guterres çerçevesi KKTC’nin yerine ikame edilecekse “gömeç” olmalı! KKTC’e kalan da “ısırgan’lık!” “Gömeç girecek ısırgan çıkacak!”
(Bilmeyenlere anlatayım. Bizim çocukluğumuzda boş arsalarda tarlalarda boyumuz kadar ısırganlar gömeçler vardı. (Şimdi yerleşim yerlerine dikilen apartmanlardan evlerden dolayı ot bile görmüyoruz!..) Bu ısırgan dediğinizin dikenleri batar acısından kıvranırdık. Tek çaresi vücudumuza değdiği yerleri gömeç yapraklarıyla ovalamaktı acıyı alırdı. Bu nedenle ve ovalarken yakan yerimizi “gömeç girsin ısırgan çıksın” derdik! Ki şimdilerde dediğimiz de Guterres belgesi girsin KKTC çıksın!)
ÖYLE mi olmalı? Evet öyle noluyor! Entel gevezeleri gene ayağa dikildiler. Hatta TC’nin garantörlüğüne bile çare buldular! “İşte sembolik mahiyette bir güvenlik şemsiyesi oluşturulacak.. Nasılsa AB’ye üye olacağız ya. Ne gereği var garantinin” diyorlar!
Tabi olabilirdi! Eğer karşımızdaki unsur yarım asırdır Enosis’in peşinde koşan, adaya egemenliğini sermek isteyen, Doğu Akdeniz’de hidrokarbon yataklarına tek başına sahiplik koyan, önüne gelen ülkeyle askeri anlaşma yapan, sürekli silahlanan… Rum toplumu olmasaydı!”
“KORKMAYIN yavu bir şey olmaz! TC şu kadarcık mesafede şıp diye yanımızda biter ne var korkacak” demek.. Bir zamanların “enosis yeminli papazlarının mücadelesini, 1963’lerde uygulanan Akritas planını, 1974’lerdeki Rum jenosit hareketini, bugün de süregelen Rum’dan kaynaklı ambargoları, niçin Kuzey’e hapsedildiğimizi… Bilmeyenlerdir!
“Canım onlar geride kaldı” demek “aptallıktır” demiyorum ama saflıktır! Doğrusu böylesi bir saflıkla da ancak “Guterres belgesine layık oluruz!”
KALDI ki Türkiye, bir yandan görüp işittiğimiz, öte yandan döviz vurgunuyla bizzat hissedip yaşadığımızca, “namüsait” durumdadır!
- değer kaybı ile zaten bizi etkileyebildiği kadar olumsuz etkiledi! Islanmışın doludan korkusu yok ama bundan sonra döviz daha çok vurursa ne olacak? Dörtlü koalisyon hükümetinin tırnak kadar tedbir alamayacağı biliniyor! Geriye kalan tek umut “daha beter olmasın” lafı!
KISACA dövizin yükselişi sabit ücretlileri fena halde olumsuz etkiledi! Fakat bakıyoruz asıl şikâyet edenler ticari işlemleri alım ve satımlarıyla kâr marjlarını da gözetip ayarlayabilme kabiliyetine sahip olan “özel sektör!” Batıyoruz” çığlıkları hiç dinmiyor!
DEMEK istediğimiz şudur: Tam bu sosyokonomik sorunların arasında kalmış bir Kıbrıs siyasi sorununu ne bizim ne de TC’nin maasada sağlıkla sürdürebilmeleri mümkün değildir! Hele Türkiye Amerika ile dalaşırken!
…TÜM bu siyasi ve ekonomik argümanlar aleyhimize gelişirken asıl sorun, Rum’un bu olumsuz durumumuzu kendi çıkarına yontacağı politikalarda zorlayacak olmasıdır! Şöyle ki bir yandan “hemen çözüm” diyen bizimkilerin sesleriyle arzularını, öte yandan ekonomimizin dar boğazlarda seyretmesinin fırsatlarını masada kozu olarak kullanacaktır!
YANİ diyorum, masaya elimiz güçlü oturmazsak ne siyasi eşitliğimiz kabul görecektir ne TC’nin garantörlüğü!
*****
KISACA TAKILDIĞIM: (NASIL GÖREV ANLAYIŞIDIR ANLAMADIK!)
Geçmişte çoğu zaman “olaylara” biz takılırdık. Şimdi “olaylar ve olanlar” bize takılıyor! Üstelik günlük hayatımızın da yaşamsal unsurları haline geldiler!
Ki artık tekrarlarından utanıyoruz! “Çevre pisliği, trafik sorunu, çarpık yapılaşmalar, denetimsizliklerden kaynaklı vurdumduymazlıklar..
Mesela Mağusa’daki İsmet İnönü bulvarının yol ve kaldırım yenilemesi yerel seçimlerden çok önce başladıydı. Yerel seçimler bitti “işler mayna etti!” Aylardır tek kazma vurulmadı. Yapılan yerler ise eskisinden daha berbat! Yolu, kaldırımı, planlı yapışlaşması olmayan kentte yirmi iki kat apartman dikerler! Mahallelerde hırdavatçı dükkânı açarlar! Bir yola bir anda binlerce araba salarlar! Sanayi bölgesi pisliğin içinde!
Ve bu kentin kaymakamlığı, belediyesi var! Sorumlu Bakanları olduğu gibi!..
































