Geçen hafta Erdoğan’la Çipras’ın görüşmesine de vesile olan NATO toplantısında “somut” denecek bir gelişme olmadı. Ne Kıbrıs siyasi sorunu ne TC ile Yunanistan arasında süregelen Ege denizindeki sürtüşmelerle Doğu Akdeniz’deki Rum’un hidrokarbon yatakları sorunları yönünden..
YALNIZ son zamanlarda “Kıbrıs hastalığından muzdarip taraflar” ille de bir şeyler yapmak gereğine inandıklarından olmalı; bugüne kadar adı ile anılan bir planın sahibi olamayan Guterres’e, sonunda adı ile anılacak bir “çerçeve anlaşması” bahşettiler!
Aslında masaya gelmesi bile taraflar için mucize olacak bu Crans Montana artığı 6 maddelik planı, bırakın çözümün mihenk taşına vurmayı, lafını etmek bile abese iştigal olmalı!
AMMA ve lakin değil mi ki Karagöz de elinde tef girerken sahneye, “yar bana bir eğlence” der ya! Millete yeni eğlence gerek!
Nitekim aylar sonra hem de bu sıcaklarda, Anastasiadis’e ateş bastı ki Trodos dağının serinliğinde bile iflah olmamacasına!
Hızını alamadığı yerde de BM’ler Genel Sekreteri Guterres’e haber yollayarak, Crans Montana’da müzakerelerin koptuğu yerden ve tabi o ünlü “altı madde” ile yeniden başlamasını talep etti..
(BURADA bir parantez açıyorum. Farkındaysanız başından beridir müzakereleri başlatma ve istediği anda sonlandırma yada çıkmaza sokup ortalarda bırakma konusunda inisiyatif, her zaman Anastasiadis’li Rum tarafının oldu.. Bizim geleneksel tepkimiz ise “bundan sonra takvimsiz, ucu açık müzakereleri kabul etmeyeceğiz” gibilerinden rest çekişlerde kaldı.. Dobra yazmak gerekirse müzakereler Rum tarafı istediği için başladı, istediği yerde de sonlandırılıp kopartıldı! Serüven aynen devam ediyor!)
KONUYA devam ediyorum. Bir diğer maskaralık da bizatihi Anastasadis’in zikzaklı tutumundan kaynaklıdır. Mesela şimdilerde diyor ki “biz dönüşümlü başkanlığı yirmi yıl önce kabul ettikti.” Oysa ayni Anastasiadis ikide birde “azınlığın çoğunlukla ayni haklara sahip olduğu nerde görülmüştür” de demekte, masada dönüşümlü başkanlığı da reddetmekte!
TABİ hemen ekleyelim. Anastasiadis 23 Temmuz’da BM’ler temsilcisi bayan Lute ile görüşeceğini de söylüyor. O zaman her şeyi daha iyi anlayacağız.”
Çünkü ve malumdur “hem garantiler hem Münhasır Ekonomik Bölgeler nedeniyle Anastasiadis’in Türkiye ile aşılması gereken çok ciddi sorunları vardır…
FİKRİME gelince. Belli olmuştur ki BM’ler bu kez tarafların görüşmesi için her halu kârda “Guterres” adlı planı devreye sokacaktır.. Ve ne olacaktır? Böyle böyle zaman geçirmeye devam edeceğiz! İyi de oluyor ama! Ya maazallah müzakereler olmasa ve sürekli içteki sorunlarla uğraşmak zorunda kalsaydık! Dayanamaz birbirimizi paralardık! **********
KKTC’İ BU HÜKÜMET DE YÖNETEMİYOR!
Ne zaman CTP ağırlıklı koalisyon hükümetleri iktidara gelseler “dolaylı vergiler” silsilesinden bilumum “emtia ile harçlara” sürekli zam yaparlar! Bu huyları ayni zamanda siyasi misyonlarının alameti farikasıdır!
“(Ya UBP ne yapar zam yapmaktansa? Devleti bonkörce tutumlarda ve popülist politikalarda borca sokar ki dört siyasi parti koalisyonu bile yerine kondukta feleğini şaşırır, bir gecede elektrikle akaryakıta yüzde otuz zam oturtur!”
GEÇEN hafta örneğini “zamlar furyasıyla yaşadıktı!” Tabi sendikalar kuruluşlar ayağa dikildiler.. Ama aklın mantığından baktınız mı “hangi hükümet bu duruma düşmek ister” dersiniz! Ve anlarsınız ki hükümet cephesinde “çaresizlik çok büyüdü!” O kadar ki Erhürman’lı koalisyon halk tepkisini bile bile kendini yangının içine atıyor!
ZATEN durumların iyi olmadığı ortada! Tek beklentimiz önümüzdeki dönemlerde daha beter olmamaktır!
Fakat şu gerçeği de hükümetin kabul etmesi gerekir: Halkın astronomik zamları gerektirecek gidişatta tırnak kadar suçu yoktur. Şöyle ki: SEÇİMLERDEN önce ve kampanyası sırasında “UB-DP koalisyonunun benzer kötü gidişatı karşısında dört siyasi parti de “aydınlık günler ve derli toplu düzenler vaat ettilerdi.” Yazık ki çok kısa sürede bırakın sorunları çözmeyi altında kaldılar canları çıkıyor, çıkarken de canımızı yakıyorlar!
Zannedersem hükümet için artık “naiflik” dönemi bitti! İktidar olmadan önce tasavvur edilenlerle sonrasındaki gerçekler arasında bir koordinasyon kurulamadı! Ve dövizin de vurmasıyla “acı reçeteler” geldi gündeme! Az bir zaman sonrası ise tabi “erken seçimin tarihini saptayacaklar!”
GİDİŞ iyi değil! Artık medyada devletin gözlemekte olduğumuz “irili ufaklı icraatlarının haberlerini” değil; bulaşıcı hastalık gibi memleketin her yanına yayılmış “illegal olayların” günlük haberlerini okuyoruz!
Devlete ait okuduklarımız ise “et kaçakçılığı, trafik sorunu, pislik, okulsuzluk sağlıksızlık, döviz vurgunu ile pahalılık falan!..”
Tabi araya laf ola beri gele “TC’den kabloyla elektrik akımı” aktarımı da sokuşturuluyor ki “hükümet vardır, dimdik ayaktadır” densin! Buna karşın:
ÖNCE kendi vicdanımıza sapladığımız için hükümetin kalbine saplamakta beis görmediğimiz ucu sivri yergiye gelince? “Bundan önceki hükümetler ne yaptılar ki bugünkü de yapsın?”
O zaman gelin itiraf edelim: Biz bu ülkeyi yönetemiyoruz.. O kadar yönetemiyoruz ki TC’den bir Vali gelip düdüğünü çaldıktan sonra “hadi bakayım şimdi sıraya girin” deyip yönetim mekanizmasının başına geçseydi, bu kadar perişan olmaz çok daha istikrarlı olabilirdik! En azından kendimizi aklayıp paklarken, kefaretini ödesin diye suçlu sandalyesine TC’i oturduk!
































