Nihayet beklenen gün geldi, hadi rast gele: BM’ler Genel sekreterinin “taraflarla” istişarede bulunup nabız yoklamak için görevlendirdiği Amerikalı Bayan Lute, bu kez, adı “Guterres Planı” olarak adlandırılacak, esası İsviçre’nin Crans Montana’sında “çerçeve” içine alınan altı maddeden oluşmuş müzakereleri yeniden başlatmak için… Erdoğan’ın ziyaretinden hemen önce adaya geldi ve hem Sn. Akıncı’nın hem de Anastasiadis’in nabzını tuttu!
Sn. Akıncı’nın nabzı kaç atıyor açıklanmadı… Fakat yıllardır ve her zamanki gibi değişmeyen süreçte Kıbrıs Türk halkının kader yazgısı haline gelmişliğinde, yine Rum medyasından öğrendiğimize göre, Guterres’in Özel temsilci olarak atadığı Bayan Spehar da Sn. Akıncı ve Anastasiadis ile görüşecekmiş…
Yine Rum basınına göre taraflar bu görüşmeler sırasında BM’ler Sekreterine bazı mesajlar göndereceklermiş!
Bunlara karşın BM çevreleri diyormuş ki eğer taraflar “iki bölgeli iki toplumlu bir çözümü” kabul etmemekte direnirlerse çok uzun yıllardır adada “doğal turistlerimiz” arasında yer alan Barış Gücü asker ve görevlilerinin geri çağrılması söz konusu olacakmış…
KISACA TC’deki seçimlerin olup bitmesi bekleniyordu, oldubitti ve müzakerelerin yeniden fakat Guterres planı çerçevesinde başlatılması için ilk adımlar atılıverdi!
Peki başlamış da olsa ne bekliyoruz müzakerelerden?
Mesela daha geçen gün Türkiye’nin garantörlüğüne “asla olamaz” diye karşı çıkan Anastasiadis, Doğu Akdeniz’de hidrokarbon yataklarının bekçiliğini yapması için Fransa’yı bir askeri anlaşmayla garantörü tayin etti! Hem de yukarıda anlatımını yaparken “müzakerelerin başlamasına an kaldı” dediğimiz bir ortamda!…
BUGÜN Erdoğan aramızda olacak. Artık TC’nin tek yetkili ve sorumlu “Başkanı” olarak Kıbrıs siyasi sorunuyla ilgili mesajının ne olacağını bilmiyoruz. Fakat “tek yetkili” dediğimiz yeni “başkanlık” misyonuyla her halde Kıbrıs siyasi sorununa, gelecekte nasıl bir “statü” düşündüğünün ana başlıklarını açıklayacaktır… BUNA çok ihtiyacımız vardır. Çünkü 1974’lerden beridir devre devre olagelen müzakerelerde Güney Rum politikası ile Türkiye’nin Kıbrıs’a yönelik politikası arasında sıkışıp kaldığımızı söylemek zorundayız…
İki cami arasında bînamaz kaldık! Kaç kuşaktır “çocuklarımız” çözümsüzlüğe doğuyor, çözümsüzlükte büyüyor ve çözümsüzlük nedeniyle perperişan oluyorlar!
Artık yetmedi mi? Eee, yetsin artık!
**********
GİDE GİDE BİR ARPA BOYU YOL KAT ETMEDİK!
Siyasi istikrar olmadan ekonomik istikrar olmaz!
Nitekim kaçıncıdır deniyoruz: “Otonom Kıbrıs Türk Cumhuriyetinden Federal Kıbrıs Türk Cumhuriyetine, oradan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gelmek; onca uğraşa karşın tanınmış devlet olmamıza yetmedi.
HATTA Türkiye’nin dışında bağımsız ve bağlantısızlık gibi sadece siyasi aldatmaca üzerinde oluşan “iki devlet ilişkilerinde” bile mesela 43 yıldır ne “mali ve ekonomik protokoller” uygulanabildi ne iki ülke arasındaki “ithalat-ihracat” sorunları aşılabildi.
Sonuncusu “KKTC’yi ambargolardan azade kılarak yatırımların önünü açmak üzerine TC Ticaret Odası ile KKTC ticaret Odası arasında varılan ortak işbirliği oldu ama doğrusunu söylemek gerekirse ciddiyetine inanmakla birlikte bir yarar sağlayacağına inanmak çok zor!
NİTEKİM: Son 14 yılın en yüksek enflasyonu vurmuş KKTC’yi! İnsaf! On dört yıl aradan sonra 2004’lerin o fukara ortamlarından bugünkü “varlıklı” duruma gelirken, bir milyonun üzerinde turist ağırlar yüz bin üniversite öğrencisine ev sahipliği yapar, onlarca lüks otelin casinoları çalışır, memleket yüksek binalarla şantiyeye döner, biz bize yetmez olduğumuz için dış ülkelerden “bakıcı,” “temizlikçi” ve “işçi” getirip gereksinmelerimizin açıklarını kapatırken; bu kadar büyük enflasyon neden?
DEMEK ki ne oluyor yıllardır? “Türkiye’nin parasal katkılarıyla gelişip palazlanırken, KKTC’nin yaşatılıp yaşaması için gerekli olan “ihracatı” değil, ithalatı koşmuşuz ekonomimizin başına! Yani Tüketim toplumu olmuşuz!
BAKIN bir alarm da turizm sektörümüzden geliyor. Nitekim istatistiklere göre 2018’in ilk beş ayında turistik tesislerdeki ortalama doluluk oranı geçen yıla göre yüzde 5.4 oranında düştü!
Ne demektir bu? Devasa görünümleriyle Turistik tesisler yaptık ama onları asıl faydası ve katkısı ile memlekete gerekli olan “turizmin turistleriyle” değil; “turizmin kumarı ve oynayanları” ile doldurduk! Bu yolda doyuma ulaşıldığında da turizmde gerileme söz konusu oldu! Çünkü “orta halli ve asıl olması gereken turiste sunacağımız uygunlukta tesis ve ortamlar hazırlayamadık!” Nitekim hani var mı TC’den KKTC’ye yönelik istenen oranda kafile turizmi?
Kaldı ki artık ne “tarım ve hayvancılık sektörümüzden” söz edebiliriz ne de kendimize hitap edebilecek bir küçük sanayiden!
Memleketi bir baştan bir başa “memur cenneti” yaptık!…
Erdoğan bugün aramızdadır. En azından Beştepe’de tüm sorunlarımızın bircik bircik tartışılacağı bir randevu kopartın artık…
**********
KISACA TAKILDIĞIM (PARDON, REKORUMUZ BİLE VAR!)
Sağlık Bakanımız Filiz Besim Sağlık “parasız olacak” diyor!
Öte yandan bir haber: Bir yılda tam üç defa araç plakaları değiştirildi… Tutun ki küçük ülkenin büyük rekoru!…
Naçizane önerimdir: “Aman, varsın “sağlık” paralı kalsın kabulümüzdür; yeter ki şu harçların kazıklarını çekin üzerimizden! Çünkü bir eliniz gıdım gıdım verirken, diğer eliniz ümüğümüzü sıkarak alıyor canımız çıkarken cebimizden!
































