Yıllar yılı usulsüzlük, rüşvet, çıkarcılık, partizanlık hikayeleri dinledi bu toplum. Hikayelerin doğruluğuna şahit olanlar da oldu. Gözüyle görenler de. Ama kimsesi çıkıp ifade vermedi. Kimse “rüşveti verdim” diye mahkeme önüne çıkmadı. Falancaya çantayla paralar geldi, ben gördüm diyenler de… Kapatıldı, üstü örtüldü…
Unutuldu mu..?
Asla…
Unutulmadı ama, öyle bir düzen oluştu ki, “Bu adam işini bilir, yeniden seçilirse belki beni de görür” algısı oluştu.
Balık baştan başladı, kuyruğa kadar koktu…
Çünkü kimse bedel ödemedi. Ödettirilemedi.
Başbakan, saptanan usulsüzlüklerin dosyasını Cumhurbaşkanı’na teslim etmiş. Bugün de basın toplantısıyla açıklayacak…
Bu, artık geri dönülmez bir noktadır.
Soruşturmalar nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, resmen kayıtlara geçmiştir, üstüne gidilmiştir.
Bu bile başlı başına bir adım bence.
Sonucu, ‘dedikodu malzemesi çıkacak’ diye heyecanla bekleyenler var.
Ben öyle düşünmüyorum. Gerekirse gizli yapılsın, kamuoyuna açıklanmasın, ama yapılsın. Sonuç açıklansın yeter…
Yasalar işlemez, gelen gideni kollarsa hiç kurtulmayız bu bataktan…
DAHA NE KADAR SEYREDECEĞİZ..?
Bizim Bertuğ Topal’ın haberi, aslında malumun resmen ilanı…
Çoktandır bazı tarikatların KKTC’de yuvalandığı haberleri geliyordu ama bu kadar somut deliller yoktu.
Aman aman, hem de “Cübbeli Ahmet Hoca”…
Hani şu geçmişte jet ski maceraları, kadınlarla deniz sefaları gazetelere yansıyan ama, “kızların okuması fitne” diyen, satranç oynayanları lanetleyen, kadınlarla erkeklerin aynı odada çalışamayacağını söyleyen, Ahmet Mahmut Ünlü…
Büyük Marmara depreminde “fuhuş yuvaları yıkıldı” diye zırvalamıştı da, İzmit’te kendi dergahının da yıkıldığı ortaya çıkmıştı…
Bana kalsa, vaaz vermek yerine stand-up’çılık yapmalı ya, o da tehlikeli.
KKTC laik, Atatürkçü bir devlet. Anayasası böyle diyor…
Bu da, yıllar yılı Atatürk’e hakaret ettikten sonra, aniden ‘bunlar CIA oyunları’ diyen bir adam. O videolar internette duruyor…
Tutarsız olsa da, belli kitleler üzerinde hitabet gücüyle etkili.
Saçmaladıklarına inanan çok.
Olabilir. Ancak KKTC’de yeri yok, olmamalı…
Oysa Bertuğ’un haberinde, faaliyetlerinin Din İşleri Dairesi’nden onaylı olduğu anlaşılıyor.
Tarikatından 35 kişi gelmiş, buralarda kök salmaya çalışıyormuş. Hem de resmi izinle.
İşte yine Talip Atalay…
Kaç hükümet dönemidir yapmadığı rezalet, bulaşmadığı iş kalmadı ama kimse görevden almadı veya alamadı…
Geçen yıl Başbakan Özgürgün görevden alma yazısını yazıp, Cumhurbaşkanı’na gönderdiği halde, hala görevde…
Peki daha ne kadar seyredeceğiz..?
O şahsın orada duruyor olması, cumhuriyete yönelik bu tehditlerin yayılması, KKTC’ye ve özellikle de bu hükümete yakışmaz…
Sayın Başbakan’ın bugün basın toplantısında, bu haberle ilgili de bir açıklama yapmasını bekleyeceğim…
YERİN KULAĞI VAR
“HADE KAPAT”KOROSU:
Belli ki hükümeti yıpratmak, işlere çomak sokmak için elbirliğiyle bir kampanya başlatıldı. Konu bet ofisler… Seçim öncesi HP Genel Başkanı Kudret Özersay, “iktidara gelirsek bet ofisleri kapatacağız” demiş. Vay sen misin bunu söyleyen. Koro halinde “hade kapat” şarkıları söyleniyor. İyi de Özersay tek başına “iktidar” olmadı ki. Öyle olsa ve bu sözünü tutmasa anlarım da, dört farklı görüşün oluşturduğu bir koalisyon ortaklığı var. Ve kararlar da bu dört partinin konsensusu ile alınır. Tamam eleştirin ama, amaç üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek gibi geldi bana…
AKDENİZ KARMAN ÇORMAN:
İsraillisi, İtalyanı, Fransızı derken Akdeniz’de şimdi de Alman varlığı. Doğal gaz arama gerekçesiyle sular, uluslararası bir boyut kazandı. Gelen giden gemilerin haddi hesabı yok. Gazın olup olmadığı, olsa bile bunca masrafa değip değmeyeceğini bile bilmiyoruz ama, iş güç gösterisine döndü. Rumlar önüne gelene şikayet etse de, şimdilik Türkiye Akdeniz’de bir adım önde gibi görünüyor. Ve bu karmaşanın tek nedeni de, Rumların gaz konusunda kendilerini tek yetkli olarak görmeleri…
NİYETİ BELLİ:
“Kıbrıs Türk liderliğinin tutumunun kendisini üzdüğünü”söyleyen Rum lider Anastasiadis, bir taraftan masaya dönmenin imkansız olduğunu söylüyor ama, diğer taraftan da masaya dönmek için dört şartı olduğunu söylüyor. Birinci şartı da, garantilerin kaldırılması ve askerin çekilmesi… Bunu Kıbrıs Türkünün kabul etmeyeceğini artık öğrenmiş olması gerekir ama, niyeti çözüm olmayınca böyle afaki şartlar öne sürerek, kendince siyaset yapıyor…
NEREDEN ÇIKTI:
YDP, Tüzük Değişikliği, Genel Başkan seçimi ve Parti Meclisi’nin yenilenmesi için 18 Mart’ta Olağanüstü Kongreye gidiyor. 7 Ocak seçimleri sonrası Genel Başkan Arıklı istifasını vermiş ancak, Parti Meclisi bu istifayı kabul etmeyip, görevine devam etmesini istemişti. Kulağımıza gelen duyumlara göre Genel Başkanlık için birileri nabız yokluyor. Bu kadar kısa sürede başkanlık “kavgası” yaşanacaksa, bir yerlerde bir yanlış vardır sanırım…
NELERE SEVİNİYORUZ:
Mahalle aralarında “yeşil alan” olarak ayrıldığı halde, mezbelelik olarak kalan alanlara neden ağaç dikilmez diye hayıflanırdım yıllardır. Nihayet Lefkoşa Belediyesi, kent içine ağaç dikiyor. Bin tane fidan, hem de sponsorlu… Böyle bir icraata sevinilir mi? Görevdi, doğal olarak yapılmalıydı, ama yapılmadı yıllardır, yapılınca da seviniyoruz işte…
ÖYLE DEĞİL MİYİZ:
UBP milletvekili Faiz Sucuoğlu, “ Kumar adası olarak biliniyoruz ” özeleştirisini yapmış. Öyle değil miyiz zaten. Bütün beş yıldızlı otellerin varoluş nedeni casinolarının olması. Bu oteller, yurt dışı reklamlarında ülkenin denizi, güneşi ve kültürü yerine, casinolarının reklamını yaparak turist çekmeye çalışıyor ne yazık ki. Ama biz, otelin dışına adım atmayan turistlerle turizmi patlattık diye övünüyoruz. İnanın, bu otellere gelenlerin çoğunun, Girne’de antik bir limanın olduğundan bile haberi yok…
ZİRVEDEKİLER
Ulaş Gökçe: “Küçük ülke insanları, küçük ülkede büyük adam olma peşindedir her zaman. Ülkenin minikliği bir kompleks olmuş, bir patlamayla kendini göstermiştir. Herkes liderdir, herkes teori ve pratik dehasıdır. Küçük ülke insanının bu ruh hali evine ve arabasına yansımıştır: büyüktür, pahalıdır. Büyük ülke insanı, dev ülkede ve dev dünyada minik bir yerle yetinebilir. Küçük ülke insanı dev dünyada olabildiğince büyük yer elde ederek var olmaya çalışır. Dünya onun üzerine gelir adeta. Dünya büyük, onun ülkesi küçüktür. O zaman var olmak büyüklükten geçer”…
DİPTEKİLER
Nazım Çavuşoğlu: İzlediği tarım politikasını seçimde övünme vesilesi yapmıştı. Oysa kazın ayağı hiç de öyle değildi. Türkiye’den gelen parayı dağıttılar ama kendi kurumlarımız, fonlarımız kötü yönetildi, hatta battı. İşte Tarım Sigortası Fonu. Ödemeleri Maliye’den borçlanarak yaptılar, bu borcu da geri ödemediler, Fon bütçesiz kaldı. 2017’de yeniden denediler, Yönetim Kurulu reddetti, görevden alındılar, çiftçiler bakanlığı bastı, Çavuşoğlu dama çıktı. Borç üstüne borç. Şimdi çiftçiden kesilen para doğal olarak Maliye’ye akıyor. Bu mudur başarılı yönetim?
Foto Gündem

































