1974’den bu yana hay haşiminan yolumuza devam ediyoruz ama gideceğimiz köyün minarelerini hâlâ göremiyoruz.
Müzakereler süreçleriyle çözümü deniyoruz olmuyor!
Kuzey’de devlet gibi devlet olmak istiyoruz, olmuyor!
Bir devletin bizi tanıması umudunda dünyaya bakıyoruz, olmuyor!
Ambargoların kaldırılmasını istiyoruz olmuyor!
En azından bazı ülkelerin medyaları bizden de söz etsin de nasıl ederse etsin diye bekleşiyoruz olmuyor!..
VESSELAM “cim karnında bir nokta” olduk! Çünkü “kendimizi tanıtmayı, öne çıkarmayı, gasp edilmiş hakkımız hukukumuz için mücadeleyi etmeyi hem Türkiye hem KKTC olarak “becerememenin” ötesinde “teşebbüsünde” bile bulunmadık!
Yukarıda yazdıklarımı Dışişleri Bakanı Özersay’ın Mecliste Bakanlığının bütçesiyle ilgili konuşması nedeniyle anımsadım. Ve kırk üç yıla şöyle bir baktım “tanınma” adına parmağımızı bile oynatmamışız!
NİTEKİM bu konuda Özersay da“izleyecekleri genel politikanın Kıbrıs sorunu ve müzakerelere hapsolmayacağını, sadece bu konularla ilgilenmeyeceklerini, Dışişlerinin BM’lerin muhatabı olmak yanında doğal gaz gibi alanlarda da aktif diplomasi hedefinde olacaklarını” belirtti ki “evet olması gerekir” diyoruz ve ekliyoruz: Dışişleri Bakanlığının Sn. Cumhurbaşkanı Akıncı ile de çok yakın ilişkiler içinde olması gerekir.
ÖTE yandan: bugüne kadar ne Ankara dolayısıyla ne de KKTC, dış Türkleri Kıbrıs konusunda “lobileştirecek” özellikle Londra’yı merkeze alıp sürekli propaganda mekanizmaları oluşturacak bir “örgütlenme” yaratamadılar. Hatta bizatihi Türkiye’deki Türk halkına bile Kıbrıs siyasi sorunun ne olup ne olmadığını anlatılamadı!
Oysa “komşumuza” bakıyoruz Amerikalardan İngilterelere zaten AB üyesi oluşlarının getirdiği avantajla müthiş ve etkin lobiler oluşturdular. Yunanistan’ı da gerçek anlamda “anavatanları” olarak tüm dış ilişki ve anlaşmalarının içine kattılar ki hidrokarbon yatakları olayı bunlardan sadece biridir.
İNGİLTERE’de yoğunluğunca Kıbrıslı ve Türkiyeli Türk varken neden KKTC’nin varlık savaşımını seslendirip etkinliklerde bulunulmasın? Başka türlü sesimizi nasıl duyurabiliriz ki? Bu konuda Kudret Özersay’a hak vermek, artık KKTC’i özellikle AB ülkelerinde gündem haline getirmeyi başarmalıyız.
**********
TARİKATLARIN KKTC’DE NE İŞİ VAR?
Müslümanlık dinini “öğretmek ve öğrenmek” zaten ilkokullarımızda bile vardı (şimdi var mı bilmiyorum) mesela ben yıllarca “din dersi” verdimdi. Hatta çocuklara, “bir gün size her hangi bir Cuma yahut bayram namazında veya bir cenazede lazım olur” diyerek, namazın nasıl kılındığını öğretmeye çalıştım.. “Fatiha suresinin” Türkçesini ezberlemelerini de zorunlu hale getirdimdi.
Denecek ki böyle Müslümanlık olmaz! Ya nasıl olur? Dün Havadis gazetesi “sorunu” manşetine çekti! O habere değinmeden önce tanığı olduğum için bir “bildiğimi” yazayım.
Zaman zaman yakınlarımın, tanıdıklarımın Lala Mustafa Paşa camisindeki cenazelerine gittiğimde gencecik imamları ilgiyle izlerim. Yanılıyor muyum bilmiyorum ama “davranışlarında “cemaatı söz konusu cenaze töreninde teslim almış bir komutan edası hissederim!” Tutun ki “işte şimdi elime düştünüz” der gibiler! Uzun uzun tiratlar, nasihatlar… Ayakta durmaktan ayaklarınız kururken hele mezarlığa da gittiniz mi “ölenle ölmek gibi” olursunuz… (Tutun ki “dini vecibe budur, hadi kabulümüz olsun!)
Fakat, Havadis’in dün manşetine çektiği “Cübbeli Ahmet hocayı var mı bilmeyen? Tv.Komedyeni! Bir de tarikatı var. Geçtiğimiz günlerde bu tarikata mensup 35 kişilik bir “hocalar” topluluğu KKTC’ye geldi diyor Havadis haberinde.. Geçtiğimiz Cuma günü de bazı camilerde hutbeye çıkıp , vaazlarda bulundular, falan…
İzni veren Din işleri Dairesi, organize eden de KKTC’deki “ilkem” adlı bir dernek.. Bu faaliyetin amacı da “camilere daha çok cemaat toplamak.”
Pekala ama neden “Cübbeli Ahmet Hoca tarikatı?” Ve niçin “tarikat?” Dünya alem bilir ki Türkiye’yi teröristlerden önce “tarikatlar” birbirine kattıydı! “Nurculuktan” Nakşibendiler’e, oradan “Fetö’cülere kadar!
Şimdi KKTC’ye dadandılar! “Dinsiz imansız” dedikleri Kıbrıs Türkünü din ve imanla hizaya getirecekler!
Daha önce de yazdıktı. “Dini öğretip öğrenmek her Müslüman için gereklidir” ama Cübbeli gibi hocaların tarikatlarına bağlı “dindarlık” hiç gerekli değildir..
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (DÖRTLÜ HÜKÜMET NELERİ BAŞARAMAZ!)
Tabi temennimiz “istese de başaramaz” dediklerimizin bile çözümünü sağlayabilmeleridir ama KKTC’de öylesi sorunlar oluştu ki “dörtlü” değil, “yüz on dörtlü” koalisyon hükümetleri de kursanız olan oldu, kaçan kaçtı ne düzeltebilirsiniz ne yetişebilirsiniz…
Mesela: Siyasi sorun! Bu Rum’la bu sorunu çözemezsiniz!
Veya Belediyelerin borçları sorunu! İki yıl değil, on iki yıl da ertelettirseniz belediyeleri borçtan kurtaramazsınız!
Yada trafik sorunu: Daha beter olur ama seferberlik ilan etseniz “trafik felâketi” büyüyerek devam eder siz de seyredersiniz!
Çevre kirliliği denilen pislik sorunu! Mümkün değil üstesinden gelemezsiniz hep birlikte sevgili pisliğimizin içinde boğulmaya devam edeceğiz!
Çarpık yapılaşmalar sorunu! Girne’yi kurtarabilir misiniz? Gitti gider mümkün değil! Ya Mağusa’yı? Ha gitti gidiyor ucuna yapışsanız belki yavaşlatabilirsiniz!
Sahi! Büyük işlere imza atamazsınız haberiniz ola. Mesela eğer TC açıktan finanse etmezse Mağusa limanını asla kurtaramazsanız! Dövizin yükselişini durduramazsınız…
Daha başaramayacağınız çok şeyler var, yine yazarız!
































