Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bugün Referandum Günü

Bugün Türkiye’de “evet”li “hayır”lı referandum var.  “Evet” çıkarsa bundan sonra Kıbrıs Türk halkının tek muhatabı “Erdoğan” olacak!

Zaten bugüne kadar öyleydi ama “Başkanlık sistemi” söz konusu  oldukta bileceğiz ki bizden sorumlu koordinatörlerimiz de TC Dışişleri Bakanları da direktiflerini Erdoğan’dan alacak, Kıbrıs siyasi sorunu ile Türk halkının sosyoekonomik sorunları “tabi ki Erdoğan’ın KKTC’e yönelik “değer yargılarında” gelişecek..

       BİZE NE! Maalesef diyemiyoruz! Nitekim geçen gün KKTC’de de 200 polise FETÖ soruşturması başlatıldığını okuduğumda, “korkuyla irkildim!” İlk aklıma gelen şu oldu:

“Demek ki KKTC’de Ankara istediği anda bu tip hukuki tasarruflarda bulunabilir, Türkiye paralelinde Kıbrıs’ı da içine katacağı operasyonlar yapabilir dolayısıyle yargıyı Kuzey’e taşıyabilir…”

Denecek ki “zaten Güvenlik Kuvvetleri” Türkiye’ye bağlı.. Ki hatırımıza geliyor: Yıllardır “sivile bağlansın” diyen siyasi partilerle bazı STÖ’nin bu konuda görüş ve mücadeleleri devam ediyor. (Bizse diyorduk ki yozlaşmamış tek polisimiz kaldı şimdi onu da bağlayın kendinize, sokun politikanın işine benzetin kendinize!” Oysa bu da ne o da yozlaştı!

FAKAT: Doğrusu şu ki bu son operasyondan sonra “polis teşkilatının” da doğru yönetilmediğini görüyoruz! Zaten terfi ve tayinlerle süregelen sorunları da her dönemde tartışmalara neden olmakta..

MADALYONUN DİĞER YÜZÜ:Artık çözümün mümkün olmadığını görüp anlamak bir kehanet değildir! Pekala ne olacağız?

Bizim gibi ille de ayrı devleti değil,  fakat “konfederal sistemi” savunan kesimler için “KKTC’nin varlığı” çok önemlidir. 1974’den beridir “Türkiye’ye bağlanalım bu siyasi sorunun derdinden kurtulalım” kolaylığına sığınmadan dedik ki “Türkiye dışında fakat tabi ki Türkiye’nin desteği ile bir Türk devleti..”   Bu siyasi çözüme varabilir miyiz? Ben açıkça yazayım artık korkuyorum çünkü çözümsüzlük halinde Türkiye’deki sorunlar  mevcut siyasi statü nedeniyle bizi de saracaktır. (Yarın bu konuya devam edeceğim.)

 


 

              EİDE’NİN ŞAŞKINLIĞI!

       Geçen gün Havadis gazetesine verdiği mülâkatı okudum. Başından beridir Eide’nin canla başla çalıştığından, sorunun çözümüne yardımcı olmak için taraflar arasında adeta mekik dokuduğundan  kimsenin şüphesi yok.          Downer çok da medyatikti ama bu iki toplumdan ne köy ne de kasaba olamayacağını anlamıştı ki ipe un serip sürecin gırgırına yattıydı! Tabi ki Eide çok daha inançlı ve ciddi..                                                                    Ancak dünkü yazımda da vurguladığımca “Kıbrıs sorununu” hiç anlamadı!  Bir parantez açayım: “İnsanların ünlü olmaları, tescilli başarıları, politik becerileri her siyasi sorunun üstesinden gelecekleri kuralını çakmaz!”

Eide de Kıbrıs sorununa bulaştıktan sonra bu şanssız kullardan biri oldu!

SORUNU NİÇİN ANLAMADI? Havadis’deki mülakatının bir yerinde şöyle diyordu: “… Kıbrıs sorununu sadece ortaklık modeliyle çözebiliriz. Ortaklık modeli Nelson Mandela ve Willem de Kerk’in Güney Afrika’daki durumu gibidir. İkisi de çok farklı noktalardan başladı biri diğerinin esiriydi! Birbirlerinin elini tutup bunu beraber yapacağız, buna son vereceğiz”  dediler…  (Ardından da  Kolombiya örneğini  veriyor.)

Oysa Güney Afrika’da Hollanda sömürgesinden sonra başlayan İngiliz sömürüsünün Kıbrıs’a çok ters bir siyasi yapısı vardı. “Azınlık durumundaki İngilizler esas yörenin halkı olan çoğunluktaki Afrikalıların Altın madenleri ile  öteki yer altı zenginliklerini Ümit Burnu’nda kurdukları hegemonya ile sömürürlerken bir yandan da Afrika kıtasının ilk kalkınmış bölgesini yarattılardı. Mandela bunlardan önce “halkına özgürlük ve egemenlik” istedi ama.. İngiliz ve öteki yabancılar (ki Vasiliu’nun bile Güney Afrika’da şirketi ve yatırımları vardı) kurdukları sömürü düzeninin devamı ve sahibi oldukları şirketlerini kaybetmemek üzerine kurdulardı ortaklık devletini. Zaten oradaki Afrika insanı o serveti devralacak çapta değildi, “kabul” dedi!

Fakat Kıbrıs Güney Afrika değil ne de Kolombiya! Burada Rum çoğunluğuna karşın Türk azınlığı vardır. Rum ekonomik üstünlüğüne karşın Türk ekonomisinin zayıflığı vardır. Ve Rum tarafı adayı asırlardır “kendi malı” olarak görmekte “meğalo ideası” içine koymaktadır.

Nitekim müzakereler devam ederken bile “Enosis plebisiti” olayını yaratırken, geçtiğimiz günlerde de “ben egemenlik alanlarımı tartışmaya açmam” demiştir. Yani bir çözüm de olsa Türk halkı ile paylaşacakları ile asla paylaşmayacaklarını şimdiden açıklıyor… Ki bunların içinde “egemenlik alanım” dediği hidrokarbon yatakları da vardır.. Ve bunu yaparken  de Türk tarafını “Türkiye” ile her türlü dış ilişkinin dışında tutacak bir politika gözlüyor!

       KISACA. Eğer Eide Rum’un kafasını değiştirebilirse  başarılı olabilir ancak! Ne var ki o kafanın hiç değişmeyeceği, yarattığı olaylarla kendinden menkuldür!