Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Adanın bölünmesi olayında yaşadığımız kırılmalar

Kıbrıs sorununa düz vizyonla baktığımızda şunu görürüz:

Bölünme: 1974’de Rum tarafının sebep olduğu kanlı darbe girişimi sonunda Türkiye garantörlük hakkını kullanarak Türk halkının  can ve mal güvenliğini sağlamak için Barış Harekâtını gerçekleştirdi.. Hemen ardından da Güney’deki Kıbrıslı Türkler Kuzey’e göç ettiler. Rumlar ise Türklerden önce 2. Barış Harekâtı sırasında Güney’e kaçtılardı!

Sonucu: Türkler ve Rumların bu paylaşımlı bölünmesi bir ilahi adaletin tecellisi olabilir miydi? Çünkü İngiliz’in adayı terk etmesinden ve KC’nin kurulmasından sonra görülmüştür ki iki halkın iç içe yaşaması artık mümkün değildir.. Öte yandan bu bölgesel paylaşım Türk Rum halklarının Kuzey’de ve Güney’de kaçınılmaz gelişmeler sonucunda  birbirlerinin mülklerini gasp etmesi olaylarını da yarattı! Ancak:

Tutum farkı: Kuzey’deki Türkler olaya “ganimet” dediler! Güney’dekiler Kuzey’e dönme umudunu kaybetmediklerinden “Türk mallarına son yıllara kadar tapu vermekten kaçındılar hatta Güney’den göç eden Türk ahaliye yıllarca “gelin mallarınız mülkleriniz sizi bekliyor” dediler!

KIRILMAYI ANLADIK MI? Yukarıda çok kısaca anlattığım “bölünme” olayı şu sonucu doğurdu: Türk halkı Kuzey’i “yeni vatanı olarak kabul etti.” Bu vatanda kurduğu devlete de “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” dedi! Güney’deki Rum ise varlığını “tüm Kıbrıs’ın tanınmış devleti olarak sürdürdü.  Üstelik hem BM’lerin hem AB’nin de asli üyesi oldu! Büyük kırılma: Bölünme sonucunda Kuzey ile Güney arasında siyasi eşitliğe dayalı siyasi dengeler kurulmadı! Kuzey Güney’in propagandalarında “Türkiye tarafından işgal edilmiş Rum halkının vatanı” olarak lanse edilirken, KKTC’i de “korsan devlet” olarak ilan edildi!” Rum liderliği ile kilisesi 42 yıldır yeniden Kuzey’e dönmekten asla umudunu kesmedi!

Türk halkı ise “artık vatanımdır” dediği Kuzey’e iyicene yerleşir ve Rum’un bedelini ödeyemeyeceği devasa yatırımlarını gerçekleştirirken, Güney’e dönme umuunu terk etti!

ŞİMDİKİ DURUMA BAKALIM. Kuzey’deki Türk halkı sahip olduklarını kaybetmek istemiyor.

Oysa Güney’deki Rum halkı hem Kuzey’den koparabildiğince mülk koparmak hem de Kuzey’e dönüp yeniden sahibi olduğu mülkün tasarruf hakkını istemektedir.

Pekala: Var mı böyle bir olasılık? Evet vardır! Çünkü Güney’deki Rum liderliği ile Kilisesi Kuzey’e dönmek için siyasi baskılar kurup politik girişimlerini masa başında yoğunlaştırırlarken artık sadece kendi halkının desteğini değil, Kuzey’deki bazı sendika ve STÖ’nin de desteğini almaktadır! Tutun ki Kuzey “Türk Türke karşı” siyasetinde “Rum’un haklılığını tescil ederken, Güney de bir çözüm sonucunda Kuzey’e döneceği günlerin rüyasını görmektedir!”

Film henüz “son” yazmadı! Bakalım Türk halkını nasıl bir son beklemektedir!


DOMATES FACİASI VE KOOPERATİFLEŞMEK ZORUNLUĞU

Geçtiğimiz Pazar günü anlı şanlı süper markete gittiğimde baktım sebze bölümünde son aylarda hasretini çektiğimiz kırmızı kırmızı harika domatesler önünden gelip geçenleri seyreyleyip tatlı tatlı gülmekteler!

Daha tezgâha yaklaşırken, “bunlar olsa olsa TC’den ithal edilen domateslerdir” dedim kendi kendime! Ve etiketine baktım, sonra ola ki miyop gözlerim bana yine oyun oynamakta kuşkusunda gözlüklerimi çıkarıp mendilimle sildim ve bir daha baktım! “Oha” dedim karnımdan. 7 buçuk TL. ye domates mi olurmuş? Üstelik yanındaki hıyar da 7 TL!

ÜRETİM PLANLAMASI. Deniyor ki havanın çok sıcak olması bu mevsim sebze meyveyi fena kırdı. Doğrudur. Gerçekten cehennem ateşlerinde yandık bu yaz! Dolayısıyle en ıskarta damatesin bile baskın pahaya satılması olağan çünkü ihtiyaca cevap verecek üretim yapılmadı. Fakat sorunun bir diğer yanı şudur: Yüksek Ziraat mühendisleri ile ilgili memurlar dairelerindeki klimalı odalarında mesai yaparlarken her halde “yolluk” sorunundan dolayı bahçelere tarlalara bırakın uğramayı, dönüp bakmıyorlar bile! Dolayısıyle devletin yapması gereken üretim planlaması da yapılmıyor!

Sonuçta ayni fasit dairenin başlangıç yerine geldik: “Tarım kesiminin her bir şeyi devletten beklemesi olayına!” Ne diyorduk? Mübarek devlet değil, tüm sektörlerle kurumlarının memelerine yapışıp çekiştirdiği sağmal Hollanda ineği!

KOOPERATİFLEŞİN: O zaman ürününüzü elinizden ya beleş alıp çarşı pazarda baskın pahaya satan toptancıların kazığını yemez, üstelik kendi üretim planlamanızı da kendiniz yaparsınız. Dolayısıyle tüketiciler de TC’den yine toptancılar tarafından ithal edilen 7 lira kilosu domates satın almak mağduriyetini yaşamazlar!


KISACA TAKILDIĞIM: (YAŞLILIK EMEKLİLİK, EMEKLİLİK REZİLLİKTİR!)

Nedir yaşlılık? Sızlayıp tekleyen kalptır! Biraz prostat yahut kanserdir! İnsülin salınmasını gerektiren “şekerdir!”

 18’leri vuran tansiyon, artık iflâh olmaz karaciğerdir!

Vesselam yaşlılık hastalıktır! Hepsi o kadar değil ama. Yaşlılık zorunlu emekliliktir! Emeklilik ise rezilliktir! Emeklinin belini çalıştığı dönemlerden kalmış borçları büker! Yahut dar’ı dünyada satın aldığı sıradan bir evdir, öde öde bitiremez! Belki de eldeki avuçtakiyle kızını oğlunu evlendirmiş, harcadıklarından sonra iki  eli böğründe kalmıştır! Devletin umurunda değil ama o anadır, babadır, işsiz evladının kahrını çeker kahırlarda!

Yaşlılık önce emekliliktir! Emeklilik ise rezillik! Ve kaç hükümet gelip geçti! Devletin bu yaşlı emeklilerin gasp ettiği beş aylık “alacaklarını” hem de mahkeme kararı olmasına karşın hâlâ ödemedi! Bu devlet işte böyle devlettir!