Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Çözüm olursa…

GÜNEY’İN VE KKTC’NİN ULUSLAR ARASI ANLAŞMALARI NE OLACAK?

Öteden beri söylenegeliyordu: “CTP iktidara UBP muhalefete alışamadı” diye!

İki parti UBP-DP koalisyonu ile CTP ağırlıklı muhalefet olarak Mecliste yerli yerlerine oturdukta, ispat ettiler ki evet öyledirler!

Nitekim “Su’dan başlayarak “TC-KKTC Gençlik Ve Spor Koordiansyon Ofisi” olayı ile dikildikçe kantarın topuzunu kaçıran CTP (sadece) iyi muhalefet yapabileceği gerçeğinde bir kez daha isbat’ı vucut eyledi!

UBP-DP hükümeti ise (şimdilik kaydı ile) yoluna devam ediyor… Diyelim ve bir parantez açalım.

RUMUN ANLAŞMALARI: Önce hatırlayalım. Eğer çözüm olursa Yönetim ve Güç Paylaşımında şöyle böyle şu kaba başlıklar esas olacak:

  1. Bir federal hükümet ile biri Rum, diğeri Türk Devleti olmak üzere iki kurucu devlet oluşacak.
  2. Federal Devlet BM’ler ve AB üyesi olarak uluslar arası kişiliğe ve egemenliğe sahip olacak…

ANLAYACAĞIMIZ: Çözüm olduktan sonra “uluslar arası anlaşmalar, ilişkiler kurucu devletler tarafından değil, Federal devlet tarafından tesis edilip yürütülecek.

1974’den beridir Güney Rum Yönetimi, BM’lerin ve 2014’den beridir de AB’nin üyesidir. Bu süre içinde Kıbrıs Cumhuriyeti adına bir dünya devleti olarak türlü çeşitli anlaşmalar yapmış, ikili ilişkilere protokollere imza atmıştır. Bunlar Kıbrıs Cumhuriyeti adına yapılmış, bazıları Türkiye ile Kuzey’deki Türk Devletinin aleyhine olan anlaşmalardır!

Şimdi soralım. Çözüm olduğunda bu “anlaşmalar” fesih edilemeyeceğine göre Federal Devlete mi intikal edecekler? Mesela Güney’in Mısır’la, Rusya ile İsrail ile olagelen anlaşmaları, hidrokarbon yatakları, enerji sevki falan sözleşmeleri vardır… Çözümde ne olacak bu anlaşmalar?

Bu “anlaşmalar” olayına kafa patlatmak gerekir çünkü KKTC’nin hiç böyle bir derdi yoktur! Olmaması için de kendini tanıyan tek ülke durumundaki Türkiye ile bile anlaşma yapmaktan kaçınmaktadır! Hatta anlaşma ve protokoller geçmesin diye gençler organize edilerek Meclis basmakta, etrafı dağıtmakta, milletvekillerine “hoşt” demektedirler!

BİR DAHA YAZALIM. Çözüm olduğunda bilin ki kendimizi müthiş bir boşluk ve yalnızlıkta bulacağız çünkü o çözüm “Türkiyesizliği” çakacaktır! Bugün TC’ye yönelik olumsuz tepkiler belki halkı bıktırıp usandırıp referandumda “evet” demesine zemin hazırlamak için yapılmaktadır ama altını çizmekte yarar vardır: “Bugün karalamaya çalıştığımız TC ile yapılan “anlaşma ve protokolleri yarın çok arar olabileceğiz!” Hele de ELAM’ın Rum Ulusal Konsey’inde yerini aldığı gerçeklerde!

İKTİDARA ALIŞAMAYANLAR: (SAĞ VE SOLDAN HÜKÜMET OLMAZ!)

Geçmişte “niçin böyleyiz” diyerek kendi kendimizi sorgular yargılardık. Şimdi “bizi bu hallere sokan Türkiye’dir” diyorlar!

VE Türkiye’ye bakıp oradaki olayların altına karbon kâğıdı koyduktan çıkardıkları kopyaları, KKTC üzerine serdiği diktası olarak lanse ediyorlar!

İçinde ne ararsanız vardır: Din Devleti olacağımızdan bizi sömürmesine, çocuklarımızı İmam Hatip Okullarına kaydıracağından şeklimizi şemailimizi değiştireceğine kadar!

Türkiye’de ne kadar olumsuz ve akla mantığa ters gelen “bağnaz olaylarla uygulamalar” varsa KKTC’ye yapıştırıp, “işte Türkiye bizi böyle yapacaktır” demeye başladılar!

GÜVENSİZLİK: Bu tip hezeyanlar “korkulardan” kaynaklanır. Korkular ise yitip giden “güvenin” sonucudur!

Son yıllarda artık “koalisyonsuz” hükümet oluşumlarının mümkün olmadığı gerçeklerde “güven duygusunu” kaybetmenin bizatihi sorumluları “işte o koalisyonlarla gelip giden yöneticilerdir ama!”

Kurumları yerli yerine oturtamadığı için! Denetim mekanizmasını çalıştıramadığı için!Halkın günlük yaşamına giren trafik, sağlık eğitim gibi sorunların üstesinden gelemediği için Cesur kararlar alamadığı için !

Popülizmden kurtulacak basiretli ve şecaatli yönetim erki olamadıkları için !

Kendi yaptıkları hükümet programlarının gerisinde kaldıkları için.

 Partiler olarak iktidar da olsalar muhalefet de olsalar gelip giderlerken “icraatlarda devamlılık sağlayamadıkları, birbirlerinden kopuk savruk “değişik kararlarda” boğuldukları için!

VE ASIL NEDEN? 1974 sonrası sosyoekonomik ve siyasi sürece uygun; insanların, yatırımların, olayların, siyasetlerin önünde giden “yönetimler” değil… Her iktidar değişiminde daha fazla geride kalan, geride kaldıkça sorunların altında ezilen hükümetler gerçeği yaşandı!

Ve anlaşıldı ki “Sol ile Sağ partiler koalisyonları” yürümüyor!

Dolayısıye şimdilerin yamalama da olsa DP-UBP koalisyonuna hem inanmak hem güvenmek istiyoruz. En azından devletin sırtındaki sorunlar kamburundan bir kısmını kaldırmaları bile Kıbrıs Türk halkının daha rahat soluk almasını sağlayacaktır!

KISACA TAKILDIĞIM: (İKİ BAŞKAN İKİ YÖENTEM!)

Yeni bir moda çıktı. Belediye Başkanları ya “referandum yapacaklarından” söz etmekteler ya da önlerine gelene “sence ne yapmamız gerekir” diyerek soru yöneltmekteler!

Aman ne demokrat, halkına karşı ne saygılı Belediye Başkanıdır” denmesi için mi?

Yoksa artık iş yapmaktan umudu kesmişliklerinde zaman kazanmaya, milleti uyutmaya yönelik bir nevi okus pokus seansı mı?

Mesela Mağusa Belediyesi. Artık umudumu kestiğim için “bari parayı gerektirmeyen işler yapın” dediğim Mağusa Belediye Başkanı makamına oturalı beridir, ziyaretçi kabul ediyor, ziyaretçi savıyor! Üstelik bu bitmeyen ziyaretlerle misafircilik oyunlarını da organı olan “Mağusa” gazetesinde birik bircik ayazlatıyor.

Son dönemlerde kapı kapı gezip “ne yapalım” diye soruyor. İlahi Başkan, seçim öncesi neler yoktu ki o vaatlerinde. Şimdi ne oldu? İki elin kalakaldı böğründe…

LEFKOŞANINKİ: Hay haşiminan geldi başkanlığına, sanırsınız Lefkoşa’ya bir Lefkoşa daha katacak! Balon erken patladı, etrafa borç harç ve aldı başını gider bir müflis Lekoşa saçtı. Onun da merakı uçan sinekten yağ çıkarmak kabilinden Lefkoşalıyı nasıl söğüşleyeceği! Ve bir de Sol’un en büyük merakı olan “referandum.” Suyun bir yıl dağıtımından sonra özelleştirilip özelleştirilmemesini Lefkoşalı’ya soracakmış!

Her şeye karşın her iki Belediye Başkanımız da “laflarıyla” da olsa kendilerini gündemde tutuyorlar!