Şu süt üretimi meselesine kafayı takmış durumdayım. Neden bu kadar fazla üretim var sorusunun bence cevabı, inek sütüne verilen aşırı teşviktir. Piyasanın dengeleri gözetilmemiş, ekonomik aklın dışında işler yapılmıştır. UBP ile başlayan uygulamalar, CTP döneminde de değiştirilmediği için, üretim katlanarak artmış. Bunu defalarca yazdım.
Geçtiğimiz günlerde ekonomist Necdet Ergün’ün Havadis’teki yazısı, benim düşündüklerimi bilimsel akılla doğrulayan bir yazıydı. Bakın Necdet arkadaşım özetle ne diyor;
“Yıllar içinde hayvancılıkta popülizm yaparak, hem ülke kaynaklarını hibe ettik, hem de vatandaşımıza dünyanın en pahalı etini zorla yedirdik”.
“Ne üretirsen, devlet olarak en iyi fiyattan sınırsız bir şekilde alırım popülizmi ile 68.000 büyükbaşa ve 140 bin ton yıllık süte ulaştık. İç piyasa ihtiyacımızın neredeyse iki katı süte ulaştık ama çok pahalı bir süt üretimiyle…”
“Süt inekçiliğine verilen yüksek ve yanlış destekler, devamında oluşan süt fazlalığı ile süt endüstrisine bulandırdığımız insanlar ve süt ürünleri ihracatı yapmak için verdiğimiz yüksek ihracat-navlun destekleri ile ülke kaynaklarını tarumar ettik. Ve sonuçta kaşarın babası Türkiye’ye kaşar satma aptallığına kadar geldik…”
Nitekim Ergün’ün de dediği gibi, sonunda işin içinden çıkamayan Tarım Bakanlığı, geçtiğimiz hafta içinde, bu kez büyükbaş kesimi için bir destek daha verme kararı aldı. Anlaşılan bundan sonra destek küçükbaş için verilecek. Öyle ya, AB normlarına göre hellimin yüzde 70’inin küçük baş sütünden olması gerekmiyor mu? Kaldı ki, şu anda iç piyasada tüketebildiğimiz hellimin bile sütten değil, süt tozundan yapıldığı iddiaları var. Teşviği ver, hem de ekonomik akıl dışında usullerle, sonra da denetleme. Yine aynı sorun, yine denetimsizlik…
Necdet Ergün’ün esas vurucu yorumu ise şu;
“Üstelikte, esas mukayeseli avantajımız olan turizm ve üniversite sektörünü (hizmetler sektörünü) baltalama pahasına, bu sektörlere rekabetçi bir politika(tamamlayıcı değil) ile zorla BÜYÜKBAŞ HAYVANCILIK yaptık”…
Aynen öyle…
Bu ülkede öncü sektörler turizm, hizmet ve eğitim olarak belirlenmedi mi? Hayvancılık ya da tarım öncü bir sektör müdür? Ya da şöyle söyleyelim, büyükbaş hayvancılığın GSMH’ya katkısı nedir? Neredeyse en diplerde. Çünkü ciddi bir ihraç ürünü değil. Mesela bir narenciye değil…
O halde, devlet bütçesinin önemli bir bölümü neden gelir getirici, kalkınmaya yönelik, verimli sektörlerin desteklenmesine değil de, sokaklara dökülen sütlere verilir ki?
Hükümetin bu son kararı günü kurtarma adına değilse, gerçek anlamda, cesur bir tarım reformunu da yapmak zorundalar. Zaten bakın, ekonomik protokolda da durum tespiti bizim söylediklerimize benzer bir şekilde yapılmış ve “Tarımsal teşviklerin ve sübvansiyonlarının üreticiyi ve verimliliği sağlayacak şekilde gözden geçirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Oluşturulacak politikaların sağlıklı bir zemin üzerine inşa edilmesi için entegre bir kayıt sistemine ihtiyaç duyulmaktadır” denmiş.
Aynı şekilde, turizm, üniversiteler ve hizmet sektörlerine öncelik verilmesi de protokolde var.
Eğer bu hükümetin derdi, ağabeylerinin hep yaptığı gibi “parayı alayım, dağıtayım, protokolü uygulamasam da olur” yaklaşımıysa, herşey boşuna yazılmış çizilmiştir.
Kaynaklar verimsiz alanlara partizanca aktarılır, bütçe yine açık verir, ama üretilen sütler yine yerlere dökülür, milli servet birilerinin keyfine yok edilir, gider….
Yok eğer değilse, bu değişim bile KKTC’yi kendine getirecektir…
YERİN KULAĞI VAR
TOP AKINCI’DA: Hükümetin tüm tepkilere rağmen Meclis’te kabul ettiği Koordinasyon Ofisi anlaşması Cumhurbaşkanı Akıncı’nın önünde. Akıncı açıklamasa da, bu anlaşmaya pek sıcak bakmıyor. Şimdi önünde 3 seçenek var, ya imzalayacak, ya itirazlarını yazıp Meclis’e geri gönderecek, ya da Anayasa Mahkemesinden görüş isteyecek. Bana göre Sayın Akıncı üçüncü, yani Anayasa Mahkemesi yolu tercih edecek sanırım…
YA VARSA: Başbakan Özgürgün Meclis’te kabul edilen Koordinasyon Ofisi anlaşmasıyla ilgili yapılan eleştirilerle ilgili olarak, “Benim olduğum yerde öyle bir şey olmaz. Hiçbir yetkimizi devretmedim. Anlaşmanın içinde de öyle birşey yoktur” dedi ve ekledi, “aksaklık da varsa bu ek bir protokolle düzeltilebilir”. Demek ki anlaşmanın içeriği konusunda o da net değil veya tam olarak okumadı. Ya vardır, ya da yoktur…
CİDDİ TEHLİKE: Ülkede tarikat örgütlenmeleriyle ilgili ciddi duyumlar alıyoruz. Hatta bu duyumların birçoğu da muhafazakar kesimden. Belli ki, bu tür örgütlenmeler, onları da tedirgin etmiş. Hükümet ve güvenlik güçlerinin bu konuda ne kadar bilgisi var veya takip ediyorlar mı bilemeyiz ama, iddialar oldukça ciddi ve ürpertici. Uyarmak istedik…
DESTEKLER KARŞILIK BULDU: UBP-DP koalisyon hükümetinin, dıştan verdikleri destek ile güvenoyu almasını sağlayan bağımsızların, bu destekleri karşılığını bulmaya başladı. İlçelere atanan bazı yeni kaymaklamların, bağımsız vekillerle olan yakınlığına bakıldığında, hükümete verdikleri desteğin karşılığı olduğu çok net olarak anlaşılabilir. Yani yeni hükümette işler, “al gülüm ver gülüm” modunda yürüyor. Alan memnun, veren memnun…
DENKTAŞ TEK TABANCA: UBP-DP hükümetinin kurulmasının üzerinden yaklaşık 1.5 ay geçti. “Bu süre zarfında hükümet adına en çok konuşan, yapılan icraatları savunan, eleştirleri yanıtlayan, hatta birçok konuda tek karar merci olarak öne çıkan isim kim” diye sorsam, eminim herkesin cevabı aynı olacak; Serdar Denktaş… Hükümetin başı olan Özgürgün ise, sportif kabuller ve ziyaretler dışında ortalıkta pek görünmüyor. Aynı durum Meclis’te de geçerli. Herhalde Özgürgün, az konuşan, etliye sütlüye dokunmayan yeni bir başbakanlık modeli uygulamaya başladı…
YAP-BOZ EĞİTİM: Eğitim Bakanlığı 6. ve 7. sınıflar için bütünlemeyi ve sınıfta kalmayı kaldıran yeni Tüzük değişikliğinin KTOEÖS ile birlikte hazırlandığını iddia ediyor. Ancak Sendika, yaptığı açıklamada böyle demiyor. Tüzük için, “Bu konuda yapılan keyfilik, ne ahlaki, ne yasal, ne de etik değildir” diyor. Haydi bakalım, buyurun buradan yakın. Aslında olay bu yıla mahusus değil. Geçen yıl da, sorumlu sınıf geçme diye bir şey uydurulmuş, aynı uygulama yapılmış. Artık siz devlet okullarında yetişecek gençlikten başarı bekleyin.
ZİRVEDEKİLER: Hasan Kahvecioğlu: “Başkanı Eleni Theoharus’un ‘“Enosis için kendimi Atina’da Sindagma meydanında yakmaya hazırım” dediği Dayanışma Hareketinin milletvekili Sylluris’in Meclis Başkanı seçilmesini destekleyen Anastasiadis’e güvenim sarsıldı”…
DİPTEKİLER: Serdar Denktaş: Aralık 2010: “Yardım Heyeti uygulaması bir an önce sona erdirilmelidir,Devlet içinde devlet gibi hareket eden Yardım Heyeti’nin ikide birde bakanları çağırarak talimatlar vermesi dönemi sona ermelidir” diyor. Ve bu talebini birçok kez tekrarlıyor. Ve tarihler Haziran 2016’yı gösteriyor. Sahnede yine Serdar Denktaş. Kendisine sorulan, “Koordinasyon Ofisi’ni kim yönetecek?” sorusuna cevap veriyor; “Tabii ki Türkiye’den biri olacak…”. Rahmetli Demirel boşuna dememişti, “dün dündür, bugün bugündür” diye…
































