Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kuzey’in geleceği

KUZEY’İN GELECEĞİ: (KURUCU DEVLET ÖZERKLİĞİ KESİN OLMALIDIR.)

Bugünün genç kuşağı bilmez. Fakat Sn. Akıncı bilecektir. 1960’lardan önce başlayan bazı toplumsal sorunlarımız vardı. Birisi siyasi soruna endeksliydi, diğeri “varoluşu sürdürmekti.” Her ikisi de “Rum halkının üzerimize serdiği siyasi ve ekonomik baskısından kaynaklı sorunlardı. Şöyle ki Rum tarafı bir yandan Rum’un EOKA’sı ile başlattığı Kıbrıs’ı Yunanistana ilhak etmek mücadelesini Türk halkını izale etmek üzerine oturtuyordu, öte yandan ekonomik üstünlüğünü kullanarak Türk halkını kendine muhtaç duruma getirmeyi hedefliyordu.

DAHA BÜYÜK SORUN: Türk’lerin astronomik paralar karşılığında mallarını Rumlara satmalarıydı! Önlemek için mesela 1963’lerden sonra kendi bünyemizde cezai müeyyideleri bile kanun yapmıştık! Toprağını Rum’a satanı cezalandırma yoluna gitmiştik! Buna karşın önlemek mümkün olmadıydı. 1974’den sonra bu kez Güney’de kalan Türk mülkleri satıldıydı Rumlara! Oysa siyasi sorun nedeniyle toprakların bir dönümünü değil, bir karışını bile elden çıkarmamamız gerekirdi!

Fakat: Rum’un sistemli şekilde yürüttüğü ve Türk halkını kendi içinde eritip adayı egemenliğine geçirdikten sonra “Helenizme” hediye etme stratejisine, itiraf edelim dayanamıyorduk! Bu nedenle “örgütlü mücadelelerin ve ulusal direnişin kapsamına bazı sosyoekonomik kampanyalar sıkıştırıldıydı.”

Bir: Türkten Türke kampanyası.

İki: Türk mallarının Rumlara satılmasını önleme tedbirleri.

Üç: TC ile ilişkileri daha çok artırarak “Azınlık ve geri kalmışlıktan” kurtulma mücadelesi.

AYNİ SORUNLAR DEVAM EDİYOR: Güney’den yoğunluğunca alışveriş ediliyor mu? Evet!

Rumlara mal satanlar oluyor mu? Evet!

Birleşik Kıbrıs ve federal Devlet çerçevesi içine alınan siyasi sorunu, “Türkiyesizleştirmek” için özel çaba harcanıyor mu? Evet! Dolayısıyle bu nedenlerden dolayı şunu söylüyoruz. “İki Kurucu Devlet olgusunu Kuzey’de Türk Kurucu Devleti olarak siyasi ağırlığı ve tam bir özerklikle oluşturup korumak zorundayız. Bu nedenle diyoruz: Eğer AB’nin (üyesi olduktan sonra kaçınılmaz olarak uygulanacak olan müktesebatından dolayı) “4 Özgürlüğü kabul edersek, bilin ki Kuzey’de ne elimizdeki mülkü tutabiliriz Rum’a satışını engelleyemeden ne de ekonomimizi ayakta tutabiliriz! Hele Türkiyesiz bir Kuzeyde! Sn. Akıncı’nın bu konuda “görüşünün” ne olduğunu bilmiyoruz. Fakat şunu biliyoruz: Bu adada ne çekmişsek “birlik ve bütünlüğümüzü” kaybettiğimiz dönemlerde ve doğal olarak hem sosyoekonomik hem de siyasi yönden Rum’a yenik düştüğümüzde çektik. “Bu tarihi gerçeği öğrenmek her zaman mümkündür ve mutlaka öğrenilmedir çünkü koşullar hâlâ ayni koşullardır!”

YILDIRIM’IN ZİYARETİ: (TÜRKİYE NEDEN BASTIRIYOR!)

Başbakan Binali Yıldırım geldi gitti. Söylenecek pek bir şey yoktu zaten kendileri de çok bir şey söylemedi! Artık TC için geleneksellik haline gelmişliğinde “ne zaman yeni bir Hükümet kurulsa Başbakan’ı, Dışişleri Bakanı, Kıbrıs’tan sorumlu bakanı “ilk dış ziyaretini” KKTC’ye yapıyor.” Binali yıldırım da teamüle uygun olarak ilk dış ziyaretini KKTC yaptı. Bizimle ilgili bütün Bakanları uçağına doldurdu Ercan’a indirdi… Sonrası temaslarında da “Yanınızdayız” dedi, “müzakereleri destekliyoruz” dedi, “size yapılan yanlışı bize yapılmış sayarız” dedi, falan…”

Fakat bu ziyareti sırasında iki “konunun” altını özellikle çizdi: “Su ve Ekonomik protokol.” Öncesi hükümetin de zaten bu konular gündemindeydi. Binali Yıldırım bir kez daha yineledi! Belli ki Ankara her iki “konuyu” da önemsiyor ve “sorun olmalarından kurtarılarak uygulanmalarına” geçilmesini istiyor.

GENE BÖYLE MİYDİ? Türkiye geçmişte de uygulanmasını istediği konularda yine böyle ısrarlı mıydı? Değildi çünkü dönemin hükümetleri “Türkiye ile ikili ilişkileri sürdürürlerken popülizm ve ideoloji uğruna Ankara’ya tos atmazlardı!” Neyse olması gereken, o olurdu.

Şimdilerde buna “teslimiyetçilik, baş eğme” deniyor da “hadi o gururlu başınızı dik tutarken, suyu halledin de görsün dünya elem” diyen yok!

Hadi batmış belediyeleri su üzerinden ve tabi halka kazık atarak kurtarmak mümkün değildir diyen de yok!

İflas etmemiş tek kurumun kalmadığı gerçeklerde, “bu kurumları nasıl kurtarcağız” diyen de yok!

Hazinenin çoktan dibi gözüktü, “hadi hakçasına vergi verelim de nemalansın” diyen hiç yok!

“Limanlara 42 yıldır neden tek çivi bile çakmadınız, neden Mağusa Limanlar Şirketi çatır çatır battı, sonunda kendini feshetti” diyen de yok!

FAKAT: Türkiye’yi suçlayan çok! Eğer burada Barış Gücü komutanlarından Güvenlik Kuvvetleri Komutanlarına, TC Büyükelçiliğinden görevli mensuplarına kadar KKTC’yi en azından yürüyecek duruma getirmek için büyük çaba sarf ettiklerini, didinip yırtındıklarını bilmesek, diyecektik ki “Türkiye sorunlarımıza amma da kayıtsızdır ha!”

KISACA: Mağusa’dan “merhaba” desem Güzelyurt’taki arkadaşın “merhaba selam” diyerek karşılık vereceği bu adada 42 yıldır tek küçülüp eriyen “devlet” olmaktadır! Çünkü olanca sektörleri ile kurumları ensesinden carta çekmektedirler…

KISACA TAKILDIKLARIM. (SAHTE DEVLET VE VANASI ARIZALI SU.)

Kasulidis KKTC’ye “sahte devlet” demeye devam ediyor. Neyse ki artık “korsan” falan demiyorlar! Fakat müzakereler devam ederken bu söylenen de “Rum yönetiminin sahtekârlığı” oluyor! Çünkü: “Yarın çözüm olsa kendi içimizde üstelik özerk yapıda Kurucu Devlet” olacağız. Ve Güney de “siyasi eşitlik içinde aynen bizim gibi kurucu devlet” olacak! Eee! O zaman ne diyecek Kasulidis? Kuzey’deki Türk Kurucu Devleti mi? Söyleyebilecek mi? Göreceğiz.

SUYUN VANASI. Dün “su görücüye çıktı, üç Belediyenin depolarına akıtılacak. Deneyin, tadın, için, çamaşır yıkayın hoşunuza giderse anlaşmayı bağlayın” dedimdi… Meğer vana arızalanmış su akıtılamamış. Buna karşın hatırladık: Gelecekte de bu tip arızalar olacak. Ve gözümüzün önüne getiriyoruz olası her arızada,“alın size Türkiye’den gelen su! Aha gene susuz kaldık” feryatları yeri göğü inletecek!..” Bir yere kaydedin. Parasından arızasına kadar o serzeniş ve suçlayıcı çığlıkları çok işiteceksiniz!