Öğrenci kimliğiyle adada bulunup, başka işlerin içinde olanlar sonunda tartışılmaya başlandı.
Konu gündeme geldiğinde, herkes herşeyi bilmesine rağmen, bir “ırkçılık” suçlamasıyla, tartışmanın önüne geçiliyordu.
Oysa bunun ırkçılıkla alakası yok. Kim yaparsa yapsın, ortada bir sorun var. Biz de defalarca yazdık. Üniversitelerin devam mecburiyetini kaldırmasından sonra gelişen bir sorun. Adam ülkeye öğrenci diye geliyor, ilan edilenin altında bir ücret ödüyor, kimi bildik işlerde, kimi karanlık işlerde iştigal ediyor. En bariz olan da, kara para aklama işi. Sabahları bankamatiklerin önündeki yığılmaları hepimiz görüyoruz. Öğrenciye para dıştan gelir, öğrenci dışa para mı gönderir. Burada tersi. Hatta öyle “öğrenciler” var ki, altlarında yüzbinlerce sterlinlik arabalarla dolaşıyor.
KKTC’de kara para aklama suç. Ancak, tüm dünyada olduğu gibi, burada da yan yollar izleniyor. Bildiğim kadarıyla 20 bin dolara kadar transferde sorun yok. Bu miktar ABD’de 10 bin dolar. Para küçük parçalara bölünüyor, birileri tarafından o küçük miktarlar dışa transfer ediliyor. Bunun da kara parayla mücadelede bir adı var, “Smurf” sistemi deniyor, yani “şirinler”… Bazı bankalar olayın farkına varıp, bu yolla transferi yasaklamış olsa da, bazıları izin vermeye devam ediyor.
Her para elektronik iz bırakır. Takibi çok kolaydır. Tüm transferler, küçük büyük para akışları, Merkez Bankası’nın bilgisinde olduğuna göre ve de bu yolun kara para aklamada kullanıldığı bilindiği halde Merkez Bankası olaya neden müdahale etmiyor?
Şimdi burada bir soru ortaya çıkıyor; bizim “paranın akı, karası yoktur” diye bir politikamız mı var?
Bildiğim kadarıyla böyle bir açık politikamız yok. Peki o zaman niye üzerine gidilmiyor? Herkesin bildiğini, konuştuğunu yetkililer görmüyor mu?
Eğer gizli bir politikamız varsa, mesela Panama gibi olmak niyetindeysek, onun da kuralı var. Belli bölgelerde izin verilir ve o zaman, en azından denetlenebilir. Şu anda denetimsiz…
Kara parayla terörizm de finanse edilir, uyuşturucu da. Tehlikeli bir durum… Görmezden gelmekle olmuyor….
“İBRİKÇİ BAŞI MISINIZ”…?
Geçmiş hükümet döneminde ciddi tartışmalara neden olan ve, KKTC’de Gençlik Koordinasyon Merkezi açılması anlaşması UBP-DP hükümeti tarafından hayata geçiriliyor… Gençlik, Spor ve Kültür Dairelerinin kapanmayacağını, tam aksine maddi olarak katkı alacağını kaydeden Serdar Denktaş, bunun kendi insanımıza yatırım olduğunu savunuyor. Burada çok sayıda öğrencisi olan Türkiye’nin vatandaşı ve öğrencisi için plan proje yürütmesinin doğal olduğunu da söylüyor. Yani açılacak ofisin karşılığında para alacağız, olay bu kadar basit Denktaş’a göre…
Toparlanıyoruz Hareketi Başkanı Avukat Serkan Mesutoğlu’nun, konuyla ilgili olarak sosyal medyada yaptığı paylaşım ve benzetme oldukça ilginçti.
“UBP – DP Hükümeti, geçtiğimiz sene ciddi bir muhalefet neticesinde rafa kaldırılan Koordinasyon Ofisi Anlaşması’nı hortlattı. Geçtiğimiz sene CTP BG – DP UG Hükümeti’ne sorduğumuz sorular hükümet değişikliklerine rağmen geçerliliğini koruyor:
“KKTC’de hükümet mevkiinde olanlara sormak zorundayız:
Siz kendi ülkenizin insanının, gençlerinin ve engellilerinin ihtiyaçlarını saptamaktan aciz misiniz?
Siz gençlik ve spor alanlarında kendi ülkenize uygun program ve projeler geliştirme ve bunları yürütme ehliyetinden yoksun musunuz?
Bu işleri bir başka ülkenin gençlik ve spor bakanlığına havale etmekte beis görmediğinize göre bu soruların cevabı “evet” olsa gerektir.
O zaman size bir sorumuz daha var: siz ‘ibrikçi başı’ mısınız..?”
YERİN KULAĞI VAR
VATANDAŞ İÇERİĞİNİ BİLMEDEN İMZALANDI: Tam 6 aydır bekleyen Ekonomik ve Mali protokol, her iki ülke tarafından imzalanarak hayata geçiriliyor. Özellikle mali protokolun imzalanmasıyla birlikte yaşanan kaynak sıkıntısının büyük ölçüde giderilmesi bekleniyor. Bunun karşılığında özellikle limanlar, telekomünikasyon hizmetleri ve Elektrik Kurumu’nun kamu-özel ortaklığına dönüşmesi öngörülüyor. İyi mi olacak, kötü mü olacak bunu ilerleyen günlerde göreceğiz… Benim merak ettiğim başka maddeler de var. Ancak vatandaşın bu noktada görüşü sorulmadığı için, içeriği de bilemiyoruz.
BUNLAR HOŞ SÖZLER: Serdar Denktaş, Türkiye ile Gümrük Birliği Anlaşması yapılmasının gerektiğini söylemiş. Oysa, bunun ilk adımı olarak, bizzat kendisi tarafından Türkiye ile 8 Ağustos
2003’de imzalanan bir “Gümrük Birliği Çerçeve Anlaşması” var. Ve o anlaşmada, KKTC tarafının ekonomik istikrar, vergi reformu, bankaların uluslararası piyasalara entegre edilmesi, kamunun ekonomideki payının düşürülmesi gibi, yapması gerekenler var. Aradan 13 yıl geçmiş, bunlar yapılmamış. Şimdi Gümrük Birliği’nden bahsetmek havada kalmıyor mu..?
GEREĞİNİ YAPSIN O ZAMAN: Eylem yapma hakkının bakanlığın iznine bağlı olduğu yönünde genelge yayınlayan İçişleri Bakanı Kutlu Evren, “İzin değil, bilgi verilmesi yazılacaktı, yazım hatası oldu, özür dilerim” dedi. Uzun süredir yapılan bir hata için çıkıp özür dileyen bir yetkili görmemiştik. Sayın Bakanı kutluyoruz ancak, koca Bakanlıkta bu “yazım hatasını” farkedip, bakanı uyaracak bir yetkili yok muydu? Bu hata yüzünden eylem yapılmışsa, sendikalar sokağa dökülmüşse, bu hatanın da bir sorumlusu olmalı ve bu yanlışın hesabını vermelidir… Bir de neden bu açıklama bu kadar geç geldi, onu da anlamadık.
SÜT FAZLASI YOK: Dün, Güneşköylü bazı süt üreticilerinin ellerindeki sütü sokağa dökmelerini eleştirmiş ve “keşke okullara, ihityaçlılara” verseydiniz demiştim. Çayönü’nden üretici Ahmet Yeşilada aradı. Ülkede süt fazlası olmadığını söyleyerek, amacın üreticileri üretimden koparmak olduğunu iddia etti. Süt dökme işlemini de eleştiren Yeşilada, kendisinin elinde kalan 12 ton sütü ihtiyaçlı ailelere dağıttığını ancak, bunun kalıcı bir çözüm olmadığını, Kıbrıs Türkü’nün hazıra alıştığını, toplumun giderek yozlaştığını iddia etti… Yine de bence olayın bir plansızlık boyutu var ki, sorunun ortadan kalkmasını asıl engelleyen de bu…
NE ALAKA: 18 dernekten oluşan Dernekler Kurulu, LTB’deki işinden, Disiplin Kurulu kararı ile atılan bir çalışan için Belediye önünde açıklama yaptı. LTB’de örgütlü sendika olan BES bu karar için birşey yapmazken, bazı derneklerin söz konusu çalışana sahip çıkmalarına anlam veremedim. Disiplin suçu nedeniyle işine son verilen şahsın, bu derneklerle ne gibi bir bağı var ki, Dernekler Kurulu böylesine bir harekette bulunuyor..?
SPESİFİK KONULARI ANLATSINLAR: Bizdeki tüm sendikaların en büyük zaafı, ya toptan redçi, ya da toptan kabulcü olmalardır bence. Önümüzde, Türkiye ile imzalanan mali ve ekonomik protokol var. Bildiğim kadarıyla da sendikalar bu protokole karşı. Dedim ya, toptan redçi davranıp, “istemeyik” diyeceklerine, örneğin emeklilik yaşının 65’e çıkarılmasının getireceği sıkıntıları spesifik olarak vatandaşa anlatmaya çalışsalar, eminim çok daha fazla destek bulacaklar. Ama yıllardır bu tavırlarıyla, işe yarar bir sonuç elde edemiyorlar. Topluma da bir faydaları olmuyor…
[quote font=”helvetica” font_size=”14″ align=”justified” bgcolor=”#ffffff” color=”#444444″ bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]ZİRVEDEKİLER: Zeytinlik Direnişi: Hükümetleri, toplumsal tepkiyle, yanlıştan döndürmek, çoktandır özlediğimiz bir şeydi. Zeytinlik köyüne çok katlı yurtlar yapmaya kalkanlar, durduruldu. Hükümet, Girne ve köylerinde yurtlara 2 kat sınırlaması getirdi. Büyük bir başarıdır. Taşocaklarından tutun da, imar maskaralığına, çevre kirliliğine kadar her konuyla tek tek uğraşmak gerekiyor. Zor, ama istenirse başarılabiliyor. Zeytinlik bize bunu gösterdi…[/quote]
[quote font=”helvetica” font_size=”14″ align=”justified” bgcolor=”#ffffff” color=”#444444″ bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]DİPTEKİLER: Zehire Devam: Gıda Yasası da bir işe yaramamış görünüyor. Tarlada yasak olmasına rağmen, düzgün denetim yapılmadığı için zehirli ürünler hala üretilirken, ülkeye genetiği değiştirilmiş, kanser yapan ürünler de rahatlıkla girebiliyor. Başka ülkeler ihraç ürünlerimizi didik didik ederken, biz neden ithalatta sertifika zorunluğu getirmiyoruz? Ya yaptığımız yasalar eksik, ya da ithalatçının baskısından çekiniyoruz. Hangisi..? [/quote]



























2003’de imzalanan bir “Gümrük Birliği Çerçeve Anlaşması” var. Ve o anlaşmada, KKTC tarafının ekonomik istikrar, vergi reformu, bankaların uluslararası piyasalara entegre edilmesi, kamunun ekonomideki payının düşürülmesi gibi, yapması gerekenler var. Aradan 13 yıl geçmiş, bunlar yapılmamış. Şimdi Gümrük Birliği’nden bahsetmek havada kalmıyor mu..?




