TEK DEVLET TEMSİLİYETİ: (KURUCU DEVLETLERİN POZİSYONLARI!)
Bazı zorlukları düşündüğümde ürperiyorum. Şu yönden:
Mesela kendi bünyemizde bile diyorum: UBP ile CTP’i memleketin “çıkarları” gerektirdiği için bir Koalisyon “bütünselliğinde” görmek mümkün olmadı! Bir defa denediler, hem kendilerini hem de memleketi dağıttıktan dokuz ay sonra istifa ettiler!
Mesela marjinal olmasına karşın hangi parti “YKP” ile bir koalisyon hükümetine tahammül eder?
Veya yıllar yılı bu ülkenin solu, “milliyetçidir” diye rahmetlik Denktaş’la kavga etmedi mi?
Bu memleket “sen-ben” diye diye yemedi mi birbirini?
BÜYÜK GERÇEK! Biz bu adada kendi kendimize bile tahammül edemedik demek istiyorum ve geliyorum sadede: Gözetilen çözümün ne olduğunu biliyor ve iki kurucu devlete dayalı federasyon için şöyle bir sıralama yapıyoruz: “Tek devlet, tek yurttaşlık, tek uluslar arası temsiliyet.” Ayrıca Tüm Kıbrıs vatandaşları Türk ve Rum Kuzey’de ve Güney’de ayni zamanda kendi kurucu devletlerinde “iç vatandaşlık” statüsüne sahip olacaklar hatta birbirlerinin iç işlerine karışmayacaklar!” YANİ: “kendi içlerinde bile siyasi birliktelik kuramamış, etleri bir kazanda kaynamayan Türk ve Rum Kuzey ve Güney kurucu Devletleri; el ele vererek, gönül ve güç birliğinde federasyon ortakları olarak hem Yönetim paylaşımı yapacaklar hem de Kıbrıs’ın yüce çıkarları için çalışacaklar! Hem “içeride” hem de “dış dünyada!”
MESELA: Şimdilerde Rum tarafı Doğu Akdeniz’de nasılsa bulduğu gazı ile oynarken, yüzü suyu hürmetine de tabi itibar ve önem kazandığı için başta Yunanistan olmak üzere, İsrail, Mısır hatta Rusya ile aşna fişne olmakta, Anlaşmalar yapmakta, gaz konusunda tasavvurlarda bulunmaktadır!
Pekala, çözüm söz konusu olduğunda Türk tarafı bu “dörtlü ittifakın” kapsamına mı alınacaktır yoksa Türkiye faktöründen dolayı dışlanacak mıdır?
Dahası bir İslam ülkesi olan “Kuzey Türk Kurucu Devleti” ilk defa “bir müslüman ülke” olarak AB’ye duhul eylediğinde Hristiyan kulübü içinde tek ayrı devlet olarak mı yoksa “tek temsiliyet” ahkâmlarında Hristiyan Ortodoks Rum halkı ile varılan uzlaşı sonucuna göre mi oylamaya katılacaktır!
Daha dahası: Rum tarafı AB’de Türkiye aleyhine ve tabi Yunanistan’la birlikte vetosunu kullanmak gereğini duyduğunda, Kuzey Türk Kurucu Devletinin pozisyonu ne olacaktır? “Tek temsiliyet” ahkâmında birlikte mi hareket edeceklerdir?
Uluslar arası ilişkileri nasıl sürdürecekler, “elçiliklerle dış temsilcilikleri” nasıl hangi oranlarda nerelerde bölüşecekler, o ülkelerde “federal Kıbrıs’ı ortak politikalarda nasıl temsil edeceklerdir?
…Kusura bakmayın! Ben düşünen hayvan olduğum için “baktıkça istikbalime titrerim!” (Bu konuyu çimdiklemeye devam edeceğim.)
SU SORUNU: (YÖNETİMDEN KURTULDU FİYATA TAKILDI!)
Geçen hafta ne mi oldu? “Elimin altındaki ilk icat edilen, gerçekte artık antika oluşu nedeniyle müzelik olması gereken “labtop” tam yazımı bitirmiştim ki “fısss” diye çıkardığı bir sesten sonra kararıverdi! Yazı da gitti tabi!
Giden sadece bilgisayar değildi ama! İnandığım inanacağım değerler gidiyor! Uzatmadan gelelim “Türkiye’nin su meselesine!”
BÖYLE OLACAĞI BİLİNSEYDİ: Her halde Türkiye kendisine takaza edilmesi, teşekkür yerine küfürlerde bulunulması için kalkıp da “asrın projesi” adıyla anılan dünyasal bir olayı gerçekleştirmez, deniz altından borularla Kuzey Kıbrıs’a su akıtmazdı! Gitgide ısınan dünyada artık en önemli sorun haline gelen “susuzlukla” bizi baş başa bırakır, adanın oluşalı beridir kaderimiz haline gelen kuraklıkla çoraklığına devam etmemiz için bize nanik çekerdi! Oysa Türkiye kaderimizi değiştirmeyi yeğledi. Tıpkı 1974’ler’de olduğu gibi!
VE NE OLDU? Açıkça yazalım: Her şey olabilirdi ama 1958’lerden beridir bu adada bizi “varlık” olarak yaşatmak için her türlü siyasi rizikoyu göğüsleyen, bizim için sıcak çatışmalara giren, üzerimizden elini çekse Rum’un bizi hap gibi yutacağı gerçeklerin önünde kalkanımız olan Türkiye’nin “himmetine” layık olamadığımızı yazabiliriz!
Nitekim TC ile karşılıklı protokol imzalarının atıldığı İrsen Küçük hükümeti döneminden beridir TC’den KKTC’ye akacak su için söylenmedik laf, yapılmadık olumsuz yorum kalmadı! Öncesinde ayni su projesi nedeniyle Demirel’i de nasıl alay ettiklerini hatırlarım…
Ne var ki bazı çevrelerin çatlamasına karşın bu su geldi bu kez de önüne “yönetimiyle” ilgili sorunu koydular! Bu sorun da aşıldığında bu kez de “fiyatına” taktılar!
BELEDİYELERİ KURTARMAK: Bu su KKTC’ye “borç içinde yüzen belediyeleri bataktan çekip çıkarmak için gelmedi!” Fakat “popülist yaklaşımlarla” belediyeler kandırıldı, “suyu yönetirseniz kuyruğu doğrultursunuz” dendi! Artık dört metrelik asvalt yol bile yapmaya takatı kalmayan belediyeler de “asrın projesi” denilen bu devasa olaya “ya beleşinden sahip çıkmak” için kazan kaldırdılar! Tabi olmazdı, sonuçta sorun bir yıllık geçiş dönemine bağlandı. Yönetimi konusunda da “temin edilen sudan içme ve kullanma suyu olarak tahsis edilen kısım KKTC sathında tek işletmeci tarafından işletilir” dendi! Türkiye’nin mülkiyetinde olan tesislerdeki idare için de şu karar alındı: “TC Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) İşletme, bakım, onarım, ve diğer teknik konularda uyarılarını dikkate alır. Ayrıca DSİ İdarenin ihtiyaç duyacağı alanlarda teknik destek verir…”
FİYATA GELİNCE: Eğer belediyeler su üzerinden borçlarından kurtulmayı hedeflemekten vaz geçer ve 2.30 TL’e alacakları suyu 6.5’in altına çekerlerse bu su bereket de olur yaratacağı artı değerleri ile KKTC’nin zenginliği de olur. Sonuçta sorunun düğümünü belediyeler çözecek!
KISACA TAKILDIĞIM: (DAÜ’DE “NİHAYET” REKTÖR SEÇİLİYOR!)
İnsana “nihayet” dedirtirler! “Nihayet DAÜ’de bugüne kadar vekâleten yürütülen “Rektörlük” için yeni “Rektör” seçimine gidiliyor! Başvuru için 30 Mayıs’a kadar dendi.
Ne var ki hâlâ yeni DAÜ Yasasından haber yok! Akademik kariyeri ile iddialı bir üniversite için bu durum “acıklı bir zafiyet ve ciddiyetsizliktir” diyeceğiz ki deve misali neremiz doğru ki?
Kim Rektör seçilir sorusuna gelince: Eğer adaylıklarını koyarlarsa 19 aydır birbirlerinin halef ve selefi olan Abdullah Öztoprak ile şimdilerde vekâleten görevi üstlenen Necdet Osam’dan biri seçilir.
































