“İkinci Dünya Savaşı öncesinin ve sonrasında Soğuk Savaş dönemin coşkulu kalabalıkları geri geldi…”
Böyle düşündüm dünkü AK Parti kurultayını izlerken.
Hele televizyondaki “Ak Parti uzmanı” gazetecinin! “Erdoğan ne derse kitle de ona göre davranır” sözlerinden sonra bu düşüncem pekişti.
Neden devrildiğini kendisi bile izah edemeyen Ahmet Davutoğlu kurultay salonuna girdiğinde herkes ayağa kalktı ve coşkuyla alkışladılar devrik başkanı.
Uzman gazeteci de bunun üzerine yumurtlayıverdi bu durumu.
“Eğer Erdoğan istemeseydi Davutoğlu böyle hürmet görmezdi…”
Anlayacağınız sadece kimin başkan olacağına değil, kimin hürmet göreceğine de Erdoğan karar veriyor ve o denli lütfediyor artık.
Lütfediyor, eski zaman kalabalıkları ayağa kalkıp avuçlarını patlatıncaya kadar alkışlıyorlar.
Lütfetmiyor Bülent Arınç gibiler konuşacak üniversite salonu bile bulamıyorlar.
Normal demokratik ülkelerde, parti kurultaylarında aslında konuşulması gereken parti içi demokrasi iken, demokrasi kısmı rafa kaldırılıyor, kurultaylar parti içi egemenlerin şovuna dönüştürülüyor ve içi boşaltılmış demokrasi yerini tek adam hükümranlığına bırakıyor.
Türkiye öylesi bir süreçten geçiyor bugünlerde.
***
Bülent Arınç’ı bilenler bilir, tanıyanlar tanırlar.
Söylediklerini herkes bir yere not etmeli.
Başına gelenleri de.
Üniversitelerin organize ettiği bir dizi konferanslarda konuşmacıydı.
Fakat, bir el devreye girdi ve Arınç’ın üniversitelerde yapacağı bütün konuşmaları iptal ettirdi.
Arınç da bunun üzerine şu açıklamayı yaptı;
Bilinmesini istiyorum ki, daha önce konferans verdiğim üniversitelerde, gerekse üniversite yönetimleri tarafından konferans vermem engellenen Kırıkkale Üniversitesi, Beykent Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi veNecmettin Erbakan Üniversitesi’nde ve en son dün bu utanç kervanına katılan Turgut Özal Üniversitesi’nde şahsıma yapılan konferans davetleri tüm öğrenci gruplarının ve her görüşten öğrencilerimizin ortak mutabakatıyla gerçekleşmiştir.
Bu gerçekler çerçevesinde katılacağım programları “Provokatif olaylar” çıkabileceği gerekçesiyle iptal etmek en başta o üniversitelerin öğrencilerine saygısızlıktır. Siyasi ve idari makamlardan gelen ya da gelebilecek bu tür susturma çabaları “Gerçekleri duymayı istememek ve duyulmasını engellemek” kaygısı ile açıklanabilir.
Fakat bu engelleme tutumu, en geniş özgürlük alanları olması gereken üniversitelerden ve üstüne üstlük “öğrencilere rağmen” gelirse bunu “güvenlik” ya da diğer uydurma gerekçelerle açıklamak o öğrencilerin zekalarıyla alay etmek onları yok saymaktır.
14 yılda 90’ın üzerinde üniversite açmış olmanın gururunu yaşayan Ak Parti’nin halen iktidarda bulunduğu bir dönemde, halkın çocuklarının tertip ettiği konferanslar iptal ediliyor ya da ettiriliyorsa, bu durum, iptal edici ya da ettirici merciler için bir utanç vesilesi ve “milli irade”ye saygısızlıktır.
Hoşa gitmeyen gerçekleri duymama ve duyurmamama adına izlenen bu anti demokratik yol, baskı rejimlerinin yoludur ve tarih kitapları bu yolun yolcularının hazin sonlarıyla doludur.
Bilinmelidir ki, “Provokatif olaylar” üniversitelerde konferans verildiğinde değil, bilakis kürsüler, kalemler, meşru ve farklı sesler susturulduğunda çıkar. Ne zamanki sessimiz kısılmaya, varlığımız yoklukla imtihan edilmeye başlandı, işte o zaman attığımız her adım “olay” oldu. Daha önce bu baskıcılar, ses kısıcılar Başbakan asıcılardı. O zihniyetti. Kendilerinde müthiş bir güç vehmediyorlar ve “beni eleştirirsen yok olursun” diyorlardı. Yok olmadık. Gençliğimizi, ömrümüzü verdik yılmadık.
Şimdilerde bu baskıcılar, ses kesiciler, sus deyiciler bizim mahallenin çocukları ise onlara kızıp mahalle değiştirecek değiliz. Kaldı ki o çocukların sesleri de artık karşı mahalleden geliyor.
Ülkemizin “sus” lar ülkesi olmasına 40 yıl önce nasıl karşı çıktıysak aynı şekilde bugünde karşı çıkarız. Zira 40 yıl önceki iyi niyet ve gayretten zerre kadar sapmış değiliz. Aynı niyette, safta, safiyette ve aynı azimdeyiz. Daha düne kadar başörtüsü yasağı gibi nice yasaklara birlikte karşı çıktığımız, omuz omuza mücadele verdiğimiz insanlar, artık bugün saf değiştiriyor, güç sarhoşluğuyla yasakçılık oynuyor ve omuz atıyorlarsa, o halde özgürlüklere müdahaleyi, özgürlük için mücadele sebebi sayar ve bunun icabını yaparız.
***
Bu sözleri bir yere kaydediniz.
Önümüzdeki dönemin Türkiye’sinin ipuçlarını bulacaksınız…
































