Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

AB VİZE MUAFİYETİ OLAYI: (TÜRKİYE VE KKTC’DE YANSIMALARI.)

AB tarafından Türkiye’ye tanınacak vize muafiyetini çok önemsemiştik. Çünkü hem Türkiye’yi AB üyeliğine hazırlayacak önemli bir aşama olacaktı hem de AB ile Ortadoğu arasında koordinasyonun daha sağlıklı kurulmasına vesile teşkil edecekti.

       Nitekim “muafiyet” haberini işittiğimizde üst üste yorumlarda bulunmuştuk. Kıbrıs sorununu da olumlu etkileyeceğini yazmış en azından savaşların ateşlerinde yanan  bölgenin nasılsa dışında kalmış Türkiye ile Kıbrıs’ın daha ılıman siyasetlere kavuşacağını anlatmaya çalışmıştık. Ancak “çekincemizi” saklı tutuyor ve AB’nin Türkiye’ye yine bayda atacağının  hesabını da yapıyorduk. Çünkü AB için olay “vizelerin  kaldırılması”  değil, 80 milyonluk nüfusu ile Türkiye’yi kıta Avrupa’sında “görmek isteyip istememesiyle ilgilidir!” Nitekim yaşanan her olayla anlıyoruz ki henüz ne Türkiye AB kapılarından geçmeye hazırdır ne de Avrupa Türkiye’yi bünyesine almaya hazırdır.

       VOLKAN VURAL NE DİYOR? AB’den sorumlu Bakan Volkan Vural vize olayının çıkmaza tosladığını kabul ederken şu açıklamayı yapmıştı. “…Karşılanması gereken 72 kriter aslında 2013’te çok farklı bir ortamda mutabakat sağlanmış beklentilerden ibaretti. 2013’ün başka şartlarında mutabık kalınan bu beklenti özellikle geçtiğimiz Ekim ayından bugüne kadar çok önemli unsurlarla zenginleştirilmiş, sürece monte edildiğinde bununla ilgili paradigma ve bu beklentilerin yorumu da başka bir statüye bürünmüştür…”  

       Çok kısaca 2013’de TC’de bugünkü terör olayları yoktu. Şimdi olanlar ise terörü de aşmış resmen Türkiye’nin Güney Doğusunda devlet kurmak isteyen PKK terör örgütü ile Türk silahlı kuvvetlerı savaşmak durumunda kalmışlardır. Böylesi bir “gerçek” şehitlerle yaşanır, kentler köyler yakılıp yıkılırken AB’nin insan haklarına saygılı “terör” kuralını da “kriterler” kapsamına almasını  beklemek her halde mümkün değildir. Nitekim öyle oldu.  Hem AB Komisyonu hem Parlamentosu “tüm kriterler yerine gelmeden vize muafiyeti yok” dedi! Volkan Vural bu “ret” olayını beklediğini “maalesef bugünkü temasların sonucunda (geçtiğimiz Cuma günü) çok fazla umutlu olduğumu söyleyemeyeceğim” açıklaması ile duyurmuştu.

       Bir AB yetkilisi ise Türkiye’yi anladıklarını hatta “terörle mücadele etme” demediklerini  söylüyor ve şunu ekliyordu: “Eleştiri konusu olan yasanın tanımının spesifik olmaması! İnsan hakları ve temel özgürlükler üzerindeki yan etkilerinin yoğun olması ve kapsamının çok geniş tutulmasıdır…” Kısaca Türkiye’nin “Terörle Mücadele Yasası” AB de kabul görmüyor. Özellikle “fikir örgürlüğü” gazetecilere yönelik cezai müeyyideler Türkiye’nin AB yolundaki en büyük engeli oluşturuyor.

       ANCAK OLAY SADECE BU MU? AB kendi “kurallarını” dayatırken gerçekten bir “cennetin” melek melaikeleri durumunda mıdır? Yoksa son zamanlarda çok sık işitip, yorumlarını okuduğumuzca  bölgede bir Kürt Devletinin kurulmasına çanak mı tutmaktadır! Ki PKK’nın Türkiye’de resmen Güney Doğuda Diyarbakır merkezli bir devlet kurma hayali ile savaştığı sır değildir…

       Geçmişte bayan Mitterant’ın destek atışlarından  da hatırladığımızca Avrupa’da nasıl hatırı sayılır oranda Kürt sempatizanı   olduğu malumdur. Ve Kürtlerin de AB de iyi propaganda yürüttüleri bilinmektedir. Dolayısıyle AB üye ülkelerinin sınırlarından izinsiz kuş bile uçurmazken  “varsın Türkiye’de  Kürt devleti kurulsun” düşüncesine yatmasını yadırgamayız. Çünkü:

       KIBRIS’TA  DA AYNİ OYUN!  Maalesef Kıbrıs’ta da benzer oyunlar sergileniyor.Rum Yunan ikilisinin etkin propagandaları   sonucunda hem BM’lere hem de AB’ye şunlar kabul ettirilmiştir.

        Kıbrıs siyasi sorunu 1974’de Türkiye’nin adayı işgal etmesi ile başladı!

       Kuzey’deki Rum halkı Güney’e göç etmek zorunda kalırken, geride bıraktığı toprakları ile mülkü TC’den Kuzey’e kaydırılan insanlar tarafından yağmalanıp hem talan edildi hem de gasp edildi!

       Rum halkı 42 yıldır mağdur ve mazlum halk olarak yeniden Kuzey’e dönüp malına mülküne kavuşacağı bir çözümü gözlemektedir!

       Rum liderliği ile propagandistlerinin Yunanistan ve AB’deki sempatizanları ile yarattığı bu siyasi  imaj müzakerelere de yansıtıldı!

       Bunun sonucu olarak da masaya siyasi eşitliğe sahip iki kurucu devlet olarak oturulmasına karşın sonradan Türk tarafı “azınlık” nitelemesinde cemaat esamesine düşürülürken,   çoğunluk durumundaki Rum halkının da Kuzey’deki mülküne yeniden sahip olması pazarlığı başladı!

       Müzakereler bu minval üzere sürerken  artık anlaşılmıştır ki “masada iki eşit halkın Kuzey ve Güney kurucu devletleri ile oluşturacakları federal sistem değil; Rum’un Kuzey’de bıraktıklarının iadesi ile çoğunluğuna dayalı bir federal sistemin oluşturulması pazarlıkları sürmektedir!

       Nitekim Rum tarafı 1974’den sonra verilen ve “Türk Devletinin  güvencesindedir” denilen tapuların geçersizliğini kabul ettirdi! Sonuçta Türk kullanıcı ile birlikte  1.cil hak sahibi Rum  da Mal Tazmin Komisyonuna müracaat ettiğinde; ilk söz hakkı da karar verme hakkı da 1974’den sonra tapu sahibi olan Rum’un isteği ile karar haline gelecektir!

       Kısaca artık masada mazlum ve mağdur Türk tarafı değil, Rum tarafı vardır. Ve AB ile bize biçilen “azınlık haklarıdır!”