Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bizim mahalleden Başbakan gelip geçti

Kuruluşunda ön plandaki lider kadrosunda değildi ama partinin dış siyasetteki beyniydi. Partinin geri planda durmaktan rahatsız olmayan gerçek anlamdaki ideoloğu oydu.

Dış siyasetin iç siyasetten başlayarak planlanması gerektiğini düşünen oydu.

Gül ve Erdoğan’ın yol vermesiyle iç ve dış siyasette atılması gereken adımların birbiriyle olan ilişkisini o kurgulamış ve onları ikna etmişti.

‘’Yenidünya düzeninde ön planda olmak isteyen ülkeler çok daha katılımcı ve meşru bir siyasi düzen içerisinde olmak durumunda.’’

‘’Yön verenler kategorisinde olmak için yalnızca askeri güç yeterli değil.’’

‘’Siyasal, ekonomik ve kültürel bir çekim gücü yaratabilecek söylem ve plan gereklidir.’’

‘’Bölgede merkez olmak isteyen bir ülke kendi içinde özgürlüklere sınırlama getirirse dışarda dameşruluğu problem olur.’’

Tüm bunları sıralayıp,  “özgürlük artarsa güvenlik riske edilir inancını ortadan kaldırmak gerekir’’ diyen ilk oydu.

AKP iktidarının ilk yıllarındaki AB kriterleriile uyumlu bu söylemlerhem içeride hem de dışarıda askeri vesayete karşı destek almak adına kılıf olarak kullanıldığı sonradan ortaya çıktı.

İktidarlarının ilk yıllarında hata yapmaya meyilli eski milli görüşçülere ‘’AB kılıfını’’ kullanmalarını öneren de oydu. Başlangıçtaki ‘’pasif agresif’’ yaklaşımın öncüsüydü.

Özgürlüğün artmasıyla bunu yapacak olan devlete ve yapıya zamanla aidiyet duygusu çok daha artar söylemini ortaya atanve buna karşı çıkanlara karşı argüman olarak kullanan da oydu.

Demokratikleşme açılımı, bunu yapacak olan yeni devlet yapısına aidiyet duygusunu Türkiye’nin bütünlüğü yönünde değil de Türkiye’nin bölünmesine yönelik bir harekete doğru yöneldi. Tüm bunlara sebep olan söylemin teorisyeni oydu. Verilen mücadele siyaseti devletin üzerine koyma mücadelesiydi. Hedef ve bugün de devam eden hesaplaşmaAtatürk’ün kurduğu cumhuriyetti.

xxx

İçteki ‘’demokratikleşmenin’’ vereceği ivmeye çevre ülkeler boyutunu ekleyerek bunun adına da ‘’komşularla sıfır problem’’ diyen de oydu.

 

İçteki siyasi istikrar dışında çevre ülkelerle problemleri çözüp bütünleşme sağlamanın ekonomiye katkısının olağanüstü olacağını ilan eden ve ‘’barış ve istikrar alanı oluşturulmadan refah olmaz’’ diyen de oydu.

Tespitleri ve başlangıçnoktaları hep doğru, söylemleri kulağa hoş geliyordu.

Komşu olan ülkelerle problemleri çözmek için geçmişe göre farklı bir söylem ve diyaloğa girilmesi bölgeye uzak olan dış aktörlerin bölgeye ve Türkiye’nin etki alanına müdahil olmasının önüne geçer düşüncesindeydi. Hiçte öyle olmadığı görüldü.

En büyük hatayı da bölgesel düzen içerisinde masayı kuranların içerisinde olunması için çevre ülkelerdeki tüm etnik, dini mezhep ve örgütlerle temas kurulması yönlendirmesiyle ve bizzat bunu yaparak yaptı. Bugün Türkiye’nin ve çevresinin ateş çemberine dönmesine katkı yapan ve hızlandıran süreç de bununla başladı. Görevlendirme yapılmadan görev üstlenip tam da batının istediğine hizmet edilmiş oldu. Batının ve İsrail’in istediği üzere Ortadoğu’daki ulusalcı laik diktatörlerin yeriniTürkiye’yi de tehdit eder durumdaki etnik ve dini mezhepler ile terör örgütleri aldı.

Davutoğlu’nun teorisyenliğinde çıkılan bölgesine ‘’yön veren’’ hedefi Erdoğan’ın kişiliğine uygun söylemleriyle‘’Batıyı ne karşına al ne de dikkate al’’ siyasetine dönüştürülmesine yol açtı.Türkiye’nin giderek ekseni kaydı.

                                               xxx

‘’Artık Hatt-ı diplomasi değil sath-ı diplomasi var’’ diyen de oydu.

Benim de dinleyici olarak katıldığım bir toplantıda, ‘’Sath-ı diplomasi, çünkü diplomasiyi ticaret ve yatırımlarla eylem aracı olarak kullanabilecek güç ve etkinlikte bir özel sektör var’’demişti.

Tüm bunları o söyledi. Hepsi de çok güzel laflardı.

Söylediklerinin tümü de görüntüde kaldı çünkü olgunlaşmış bir temele hiçbir zaman oturtulamadı. Ama o kadar inanmış ve anlatımında inandırıcıydı ki inandığı yoldan gittiği yere kadar gitti. İşin pratikteki yansımasını ya görmedi ya da değiştirebileceğini varsaydı kendine çok güvendi.

Küresel düzende ön planda olmak için sistemin tek adama bağlı olmaması lazım. O da sonunda gördü ki sistem tek adama bağlı. Askeri vesayetten aslında sonuç olarak fark yok.

Hukuk devleti olup olmadığınız, bireysel özgürlüklerin ve demokrasinin işleyip işlemediği her gün tartışılır olmaması lazım.

Rekabet gücü yüksek dünya çapında teknoloji üreten şirketleriniz olması lazım. Türk özel sektörü inşaat yol ve havaalanı yapmanın ötesine geçemedi.

Küresel planda ön planda olma hedefinin de sadece iç kamuoyuna ‘’oyunun içindeyiz’’ havası ile sınırlı kaldığı ortaya çıkmış oldu.

                                               xxx

Davutoğlu’nun anlatımı o kadar organize, akıcı ve kendi içinde tutarlıydı ki, etkilenmemek elde değildi.

Ama gel gör anlattıklarının uygulaması Türkiye’yi çıkmaza sürükledi.

Dış siyaset üzerine hocalık yapmakla işi yönetmek arasında da anlatılmaz ama yaşanarak görülecek bir fark olduğunu kendisi de sanırım görmüşoldu.

Din, tarih, coğrafya bilginizin üst seviyede, aile yaşantınızın muhafazakârkaideler içerisinde olması sizi bulunduğunuz bölgeye yön verenler kategorisine koymadığı ortaya çıktı.

Satranç masasında tüm benzeri oyunların teorisini ve tarihçesini bildiği iddiasıyla tavla niyetine zar atarak bir şey kazanma şansı yoktur. Bu tür oyunlardan da evine huzur ve refah getiren henüz görülmedi.

Davutoğlu keşke geldiği yerde hocalık yapmaya devam etseydi. Çok iyi anlatıyordu.

Davutoğlu bizim bir de yan site komşumuzdu. Olmaya da devam edecek herhalde. Kimbilir belki onu orman yürüyüşlerinde görme şansımız bile olacak.

Artık evinin orman tarafına bakan kısmında güvenlik adına oluşturulan geniş ışıklandırma çemberinin kalkmasıyla, komşuların bir gün havaalanı (3. havaalanına da yakın bir yerdeyiz) diye buraya uçak iner mi korkusu da kalkacak.

İstanbul’da olduğunda evine geliş ve gidişlerdeki siuah araba trafiği işe Amerikan film setine dönen mahalledeki kahvelere kadar taşankoruma ordusu artık olmayacak. Elbette emin değiliz ama sivil polis oldukları efsaneleşen parayı dert etmeyen simitçinin ve mangalda kömür haline gelen kestaneleri sermayesi olarak görmeyen kestanecinin mahallede durup durmayacağını da takip edeceğiz!

AKP’nininandığının peşinden giden ve başımıza çok okumuş olduğundan dolayı çok iş açan ‘’beyni’’ gitti.

Giden ‘’beyinden’’ sonra geriye elinde sopasıyla en son söyleyebileceğini en baştan söylemekten çekinmeyen mahallenin uzun boylu gözü pek bıçkın delikanlısı kaldı.

Tesadüfe bak, onun da İstanbul’daki evi çalıştığım şirketin mahallesinde.

Onu da başka bir gün yazarım. Hele bir çekilme sırası ona gelsin de!