Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

AB’nin vize oyunu

AB’NİN VİZE OYUNU: (KÜRT’E DEVLET, KURDUR, KIBRIS’I BİRLEŞTİR!”

AB’nin Türkiye’ye yönelik iki yüzlü yargısı öteden beri biliniyor. Dünyaya insanlık dersi verirken mültecilere kurşun yağdıran polislerin de kıtasıdır AB. Sırf o mülteciler sınırlarından geçip Avrupa kıtasına doluşmasınlar diye Türkiye karşısında yapmadığı numara kalmadı. Son varyetesi TC yurttaşlarına “vizesiz seyahat” olanağı tanıma kararıydı da ben kendi aklıma kıvrık dogmatik düşüncelerimle, “pöö” dediydim! AB bir bahane bulur Türkiye’yi yine kapıdan geri döndürür!”

Nitekim yerine getirmesi emri ile 72 maddelik kriter dayatıp falan günün falan saatına kadar bunları bir tamam karar haline getireceksin yoksa vize muafiyeti yerine hava alırsın” dediydi! Biliyorsunuz Türkiye bu kriterlerin 72 buçuğunu yerine getirmiş olsa da eğer “buçuğun” içindeki “terörle mücadele” anlaşmasını ıskalar da emri yerine getirmezse “vizesizlik olayı” da hitama erecekti. Öyle oldu!

AB NE İSTİYORDU? Türkiye’nin PKK terörü Asala ve İşid belalarından neler çektiği biliniyor.  Bugüne kadar kırk bini aşkın şehit verildiği de. Vatan dediği Anadolu’nun Misakı milli sınırlarını deldirmemek, kaybetmemek için nasıl büyük mücadeleler verdiği de elan devam eden PKK terörü ile ispatlıdır.

İşte AB bu “terörle mücadeleyi” 2013’de TC’nin de imzaladığı belge ile kabul etmişti ya orada şöyle deniyordu. Bir eylemin terör kapsamına alınması için şu nitelikte olması gerekir:

Bir ülkeye yahut ya da uluslar arası örgüte ciddi şekilde zarar vermesi halkı ciddi şekilde sindirmesi… Bir ülkenin ya da uluslar arası organizasyonun politik, anayasal, ekonomik, yahut sosyal düzenini istikrarsızlaştırmak ya da yıkmak amacı taşıması…

Türkiye bu “terör tanımına” uymuşken 2015 de PKK’nın yeniden azması ve İşid belası nedeniyle bir dizi olağandışı tedbirler alıp “İç Güvenlik Paketi” yasasını çıkartınca AB’nin hışmına uğradı. Sanki Güney Doğuda son aylarda yaşanan ve terörü aşıp resmen “misakı milli sınırları içinde devlet kurmak amacıyla “hendek ve sokak savaşları” çıkartan PKK terör örgütü değilmiş gibi!

VE ANLAŞILDI: Türkiye’den istenen Irak’ın Kuzeyinde, Suriye sınırında olduğu gibi Güney Doğu’da da Kürt kantonları kurulmasına cevaz vermesi. Yıllardır AB’de başta Fransa olmak üzere “propaganda” mekanizmasını çalıştıran Kürtler doğrusu iyi mesafe aldılar!

YA KIBRIS: Oyunun bir parçası da bizim üzerimizden sürdürülüyor. PYD’a kanton kurdurup yeni bir Kürt Devleti yaratmak için günahı kadar sevmediği Türkiye’ye “vize muafiyeti” tanıma aşamasına kadar gelen AB söz konusu Kıbrıs sorunu olduğunda, adada kurulu iki ayrı devlet gerçeğine karşın “birleşsinler” diyor! Nasıl birleşecekleri de zaten müzakere masasından sızan haberlerde sırıtıyor! “Rum ahalinin yeniden Kuzey’e dönmesi!” Tabi “tek egemenlik” derken Rum egemenliğinin Türk halkı üzerine serilmesi… Kısaca daha çok çekeceğiz çok!

KAMUDA İŞLER: (GİTGİDE BOZULAN YAPI!)

Bir daire müdürü değişmiş memurları “elinden kurtuldukları için yiyip içip olayı kutlamışlar…” “Ayıp, insafsızlık” falan dendi. Kimileri de “bakın devlet dairelerimiz ne durumlara düştü” diyerek yakındı.

Oysa ne ayıplanacak ne hayret edilecek bir durum yok! Olsaydı 42 yıldır Kamu Görevlilerinden şikâyetçi olmayan tek kişinin kalmadığı memlekette çoktan bir “Kamu Görevlileri Yasası” çıkar yeniden yapılanmaya gidilirdi. Ki bu devlet kuruldu kurulalı “nerede şu İngilizin memuru, nerede bizim memurlar” derdik de “beyimiz İngiliz hayranıdır” diye Rahmetlik Denktaş’ın gazetesinden zılgıt yerdik! Pekala neydi o İngiliz sömürge döneminin memuru?

Ciddiydi! Tam saatinde dairesinde, masasının önünde çalışır durumda olurdu. Hepsi de beyaz yakalı ve kravatlıydılar! Paydos saati gelmeden daireden ayrılmazlar, mesai bitimine kadar da neyse görevleri en iyisini yapmak için çalışırlardı. Dahası, hayret edeceksiniz ama “müdürlerine saygılıydılar,” hadlerine düşmüşse olmasınlar!

MEMUR POLİTİZE OLDU: Olmasın mıydı? Olacaktı da bunu sindirmek, “görevle siyaseti birbirine karıştırmamak” moda ifadesiyle “kültür” işidir! Nitekim Politize olsan da  daha çok çalışır millete devlete hizmetin şiarın olur!

Ama, politize olursun müdürün rakip partidense adama kan kusturursun! Yahut müdür sana kan kustururken, işleri savsaklar, hizmeti askıya alır, gün gitsin para gelsin derken devletin canına okursun!

Biz “Okul Aile Birlikleri” gördüktü: Bir ders yılı boyunca sadece toplandılar tek karar almadan dağıldılardı. Sorduğumuzda, “neden çalışalım, iktidar ensemizden oy mu toplasın” derlerdi!

Biz memurlar gördüktü: Dolandırıcılık, sahtekârlıktan hapse girmemek için yurt dışına kaçtılardı. Değişen iktidarlar nedeniyle yurda döndüklerinde kahramanlar gibi karşılandılardı!

Biz memurlar gördüktü: Ki Rahmetli Denktaş Güzelyurt’a nutuk atarken de söylediydi “bu memlekette rüşvet vardır”diye. Rüşvet yiyen nice memurlar gördüktü!

KKTC MEMURLAR CENNETİDİR: Önce tenzih edeyim. Elbet genelleme yapmıyorum. Ben öyle çok memurlar da tanıdım ve hâlâ tanırım ki hizmetlerinden dolayı heykellerini dikseniz revadır. Buna karşın bu memlekette yeniden yapılanmayı sağlayacak bir “kamu görevlileri” yasasına büyük ihtiyaç vardır ama…

KISACA TAKILDIĞIM: (ALIŞVERİŞ ÇILGINLIĞI)

Yapılan açıklamada Rumların Kuzey’de yaptıkları alışverişlerinin 2 katını biz de Güneyde yapıyoruz. Tabi bu konuda nüfusa da bakmalı. Bizim 150 bin alışveriş çağına gelmiş insanımıza oranla onların alışveriş yapma kabiliyetine sahip nüfusları en az 550 bin kişi. Buna karşın biz Güney’den iki kat daha fazla alışveriş yapıyoruz!

Şimdi soralım: Neden daha fazla sınır kapısı açalım? O taraflara daha çok geçip daha çok alıveriş yapmak için mi? Bir de Ticaret odamız vardır: Hem adadaki bölünmüşlüğün sona ermesini hem de ticari sınırların kaldırılmasını istemektedir! (Bu kale içten çöktü kardeşim. Halklar layık oldukları kadar olurlar!)