DP-UG ve CTP’de yaşanan isitfaların ardından, yeni hükümet senaryolarının da gündeme gelmesi kaçınılmazdı.
Peki ama, son yaşanan istifaların, hükümet krizine neden olacak bir etkisi var mı? Yok…Mevcut koalisyon hükümetinin Meclis’teki sandalye sayısı, Önder Sennaroğlu’nun istifası sonrası 39’dan 38’e düştü. Muhalefetin sayısı ile bir fazlaşarak 12 oldu… 5 DP-UG, 4 bağımsız ve 3 TDP… Dengeler ortada, istifalardan sonra değişen bir şey de yok, ama ne hikmetse yeni hükümet formülleri üzerinde tartışmalar yapılıyor…
İktidarda iyi kötü bir hükümet var ve birşeyler yapmaya çalışıyor. Ama birileri ülkede yeni bir hükümet krizi varmış gibi gündem yaratmaya çalışıyor. Ha, bu hükümet bozulmaz mı derseniz, tabii ki bozulabilir. İstedikten sonra hem CTP’nin, hem de UBP, hükümeti bozmak için türlü bahaneler üretebilirler. Örneğin geçmişte su konusunda yaşanan kriz, görüşülmekte olan mali protokol, bozma gerekçesi yapılabilir.
Peki alternatif ne olacak, gelecek olan hükümet bundan daha mı iyi olacak, yoksa mevcut sorunları mı çözecek..?
Görüşme masasında ilk kez taraflar olası bir çözüm için umutlu konuşuyorlar. Yaşanacak bir hükümet krizinin, görüşme masasına da olumsuz etki yapacağı bir gerçek…
Ama birileri olmayan bir hükümet krizi için düğmeye bastı. İstikrar, devam eden görüşmeler, onların derdi değil. Onlar için varsa yoksa, iktidar denen o koltuklara oturabilmek…
DP-UG’de ardı ardına yaşanan ve zamanlaması da dikkat çeken istifalarla birlikte aylardır konuşulmayan hükümet senaryoları, yeniden devreye konuldu. Gizli toplantılar ve pazarlıklar tüm hızıyla devam ediyor. Ama onlara sorsan, birbirimizi özlemiştik, buluşup birşeyler yiyip içitik, bunda ne kötülük olabilir ki?” diyecekler. Ve bizde inanacağız…
Sevgili Hüseyin Ekmekçi yazdı dün. UBP’nin bağımszıların desteği ile başbakanlığı talep edebileceğini, olmazsa, UBP+ DP+Bağımsızlar, yani 27 sayısı ile yeni bir hükümet alternatifinin yaratılabileceğini iddia etti. Olmaz mı? Bal gibi olur, hele de bizim ülkemizde…Benim bildiğim Ekmekçi, masa başı senaryolara pek itibar etmez, mutlaka bir yerlerden tiyolar almıştır diye düşünüyorum…
Sonuç olarak hükümeti bozmak için biryerlerde bazı pazarlıkların yapıldığı, senaryoların hayata geçirilmesi için düğmeye basıldığını duyuyoruz. Böylesi bir dönemde bunlar olmalı mı diye sorarsanız, cevabım OLMAMALI olacaktır… Bir kez daha, o bilindik birilerinin oyuncağı olma lüksümüz hiç yok…
SUÇLARIN ÖNLENMESİ ADIMLARI GÜZEL AMA YETERSİZ…
Bakanlar Kurulu, suç ve suç takibi konularında bir dizi yasa tasarısını Meclis’e gönderme kararı aldı. Aslında yıllardır atılması gerektiği halde atılmayan adımlardı…
Asayişin akıl almaz derecede bozulduğu, sokakların kriminallere doğal ortam sağladığı, mafiyoz örgütlenmelerden tutun da, uyuşturucu, hırsızlık, taciz, tecavüzün gündelik olay haline geldiği bir memlekete döndük çoktandır.
Eskiden denirdi ki, ‘bunca asker varken, Kıbrıs’ın Kuzey’inde bu tür yapılanmalar asla olmaz’. Ama asayişe de asker bakacak değildi ki. Hükümetlerin işiydi ve gereği yapılmadı. Neredeyse yerleşti, kök saldı. Belki coğrafi açıdan daha büyük ülkelerde de benzer oranlar var, ancak Kıbrıs bunları kaldıracak büyüklükte değil. Hayatımızı doğrudan etkiliyor. Kaçıp, kurtulacağınız, sığınacağınız bir korunaklı bölge yok.
İhmalimiz var, duyarsızlığımız, umursamazlığımız var. En basiti mobese olayı. Sanırım 2014’de, parası da bulunduğu halde, hükümet “yasası yok” diyerek geçiştiriyor, o para başka yerlere harcanıyor… Düşünün o günden bugüne yaşanan asayiş sorunlarını ve artışını….
Şimdi, dünyada siyasi terör olaylarının tırmanışa geçmesiyle birlikte nihayet önlem alma adına yasa tasarıları hazırlanıyor. “Bir musibet bin nasihatten iyiydir” sözündeki gibi olsa da, bir an önce yasalaşmasını ve uygulanmasını dileyelim.
Diğer yandan, siber suçlar konusunda hala tık yok. Bilişim Suçları Yasa Tasarısı 3 Mart 2014’den beri Meclis’te bekliyor. Meclis’in web sayfasına baktım, hala “öneri gönder” ibaresi var. Yani halka açmışlar, ama üstünde çalışılmamış. Bu arada tasarının, ciddi eksiklikleri olduğu da ortaya çıkmış. Özellikle sosyal medyada işlenen suçlar, hakaretler, tacizler, şantajlar, tehditler, cinsel içerikli yayınlar Tasarıda yok. Özellikle son günlerde çocuklara yönelik cinsel tuzaklar, uyuşturucu tuzakları ortaya çıkarılmışken, bu konuya da acilen eğilmek gerekiyor. Diğer yandan, 300 dolara bir internet sitesi kuran, haber sitesi oluşturuyor. Hiç bir denetimi yok. Hem emek hırsızlığı yapılıyor, hem de kaynağı belirsiz, belgesiz sansasyonel haberler, dedikodular yayılıyor. Bunun da Basın Yasası’yla birlikte ele alınması şart.
Bizim buralarda hoşgörü adına kurduğumuz “kuralsız demokrasi”, demokrasi olmaktan çıkmış, insanlara ve toplumun geneline zarar verir duruma gelmiştir. Sınırların kalktığı bir dünyada yaşıyoruz artık. O zaman önlemlerimiz de, dünyadaki benzerleriyle aynı olmak zorunda. Boşvermişlikle geldiğimiz nokta ortada…
YERİN KULAĞI VAR
YARGIDA TARTIŞILAN NE?:
Başbakan, ekonomik protokolde Türkiye ile aramızda “yargı ve elektrik” konularında görüş ayrılığı olduğunu açıkladı. Elektriği biliyorduk da, yargıyı anlayamadık. Dün CTP Genel Sekreteri Tufan Erhürman sosyal medyada, KKTC’nin ağırlıkla anglosakson olan hukuk sisteminin değiştirilmemesi gerektiğini savunan bir mesaj attı. Ardından “yargı” konusundaki tartışmanın kaynağının bu olup olmadığı tartışılmaya başlandı. Dün aynı soru Meclis’te de soruldu, yanıt alınamadı. Sanırım kamuoyuna da bilgi verilmesi gerekiyor. Zira konu çok ciddi…
TMK KONUSU ŞEFFAFLIKTAN UZAK:
Hüseyin Angolemli dün Meclis’te bizim de defalarca gündeme getirdiğimiz bir konudan bahsetti. Hani şu Taşınmaz Mal Komisyonu aracılığıyla, KKTC tapusu kazanan mallar meselesi. Angolemli, hangi malların tazminatla Türk tapusu kazandığını Meclis’te sorduğunu, ancak yanıt almadığını belirtti. Halk arasında bazı hatırlıların, hatta bu iş için organize olanların bazı mallar üzerine özellikle giderek, tazmin edildiği söylentileri var. Sadece biz sormuyoruz, bir muhalif vekil de soruyor ve öğrenmek de hepimizin hakkı. Şeffaflık nerede kaldı..?
23 ÜNİVERSİTE Mİ:
Halen 13 üniversitenin faaliyette bulunduğu KKTC’de 10 üniversite daha kurulacağı açıklandı. 85 bin öğrencinin eğitim gördüğü 13 üniversiteye ilaveten açılacak 10 yeni üniversite, ülkeye ne getirir, ne götürür onun hesabı yapılmalı. Özellikle son zamanlarda adli olaylarda yabancı öğrencilerin öne çıkması, üniversitelerde denetim eksikliği tartışmalarını gündeme taşıdı. Yaklaşık 300 bin nüfuslu bir ülkede 23 üniversite ve sayıları yüzbinin üzerinde bir öğrenci yoğunluğu. Kimse kusura bakmasın ama, bu üniversite işi eğitim değil, ticarete döndü…
BABA-OĞUL DAYANIŞMASI:
Babasının ardından Büyükkonuk Belediye Başkanı oğul Ahmet Sennaroğlu da CTP’yi suçlayarak partisinden isitfa etti. Sennaroğlu’nun bu tavrı, baba-oğul dayanışması olarak değerlendirildi. Ahmet Sennaroğlu’nun görevini bağımsız olarak mı, yoksa diğer bağımsız belediye başkanlarıyla birlikte bir siyasi partide mi devam edeceği yakında belli olur. Ancak iddialar Sennaroğlu’nun, diğer bazı bağımsız belediye başkanlarıyla birlikte UBP’ye gideceği yönünde…
REKORA DOYMUYOR:
Yenidüzen gazetesinden Mert Özdağ, milletvekillerinin Transfer Listesini yayınlamış. Listenin başında, 2013'te UBP’den istifa ederek DP’ye ve son olarak da 2013 seçiminin ardından yeninden UBP'ye geçen Ahmet Kaşif yer alıyor. 1990 yılında başladığı bu bugüne kadar tam 8 kez parti değiştirmiş. Kaşif’in son durağı UBP mi olacak bilmiyorum ama, bu hızla kendi rekorunu egale ederse kimse şaşırmasın…
DURUM CİDDİ:
Milli Eğitim Bakanı Dürüst katıldığı bir tv programında, Kuzey Kıbrıs’ta sosyal medyayı kullanarak özellikle kız çocuklarını tuzağa düşüren bir şebeke olduğunu ve bu şebekenin, çocukları cinsel yönden istismar ederek tehdit ile uyuşturucu ticaretine bulaştırdığını iddia etti. Eğer bu bulgular doğruysa, durum gerçekten vahim. Bir an önce hükümetin ve güvenlik birimlerinin devreye girerek olaya el koyması ve sonlandırması gerekir. Bu işin savsaklanacak yanı yok…
ZİRVEDEKİLER
Nezire Gürkan: “KKTC hukuk sistemini değiştirme, uyumlaştırma talebi; daha derin sorunlar yanında, Türkiye'nin çözüm öngörmediğinin de ifadesi değil mi? Hukuk sisteminin değişerek Türkiye'ye uyumlaştırılmasına ilişkin 'talep', toplumun dokusunu, ruhunu değiştirmeye yönelik; ürkütücü…”.
DİPTEKİLER
Mukayyitliğin Denetimi: Mehmet Özkardaş, dün Dem-Yak skandalıyla ilgili basın toplantısı düzenledi ve 2009’da meydana gelen yolsuzluktan sonra bankanın Kooperatif Şirketler Mukayyitliği tarafından her yıl denetlenmesine rağmen bir sorun bulunmadığını söyledi. Burada yolsuzluk kadar, denetimin de sorun olduğu anlaşılıyor. 2009’da yapılan bir yolsuzluğun üstü kapatılmaya çalışılmış, ama Mukayyitlik, tam 7 yıl farkına varamamış. Ta ki ihbar gelene kadar. Bunun da sorgulanması gerekmez mi..?
































