Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin 91. kuruluş yıl dönümü…
Başta büyük insan Mustafa Kemal olmak üzere, o mücadelenin her safhasında yer alanların önünde bir kez daha saygı ile eğiliyoruz.
Biz de bugün sayfamızı, bir röportaja, bundan tam 91 yıl önce Avusturyalı gazeteci Josef Hans Lazar’ın Atatürk’le yaptığı röportaja ayırdık…
Avusturya gazetesi Die Presse, Mustafa Kemal Atatürk ile 23 Eylül 1923’te yaptığı röportajı 91 yıl sonra tekrar yayımladı.
“…23 Eylül 1923… Yeni Türkiye’nin kurucusunu görmek bugün bile kolay değil, üstelik onunla konuşmak çok daha zor. Türk Basın Bürosu sayesinde muhabirimiz yeni Türkiye’nin en yüksek iktidar sahibiyle bir görüşme sağlayabildi. Görüşme, Büyük Millet Meclisi’nin Cumhurbaşkanlığı Odası’nda gerçekleşti.
Güce ve müstesnalığa rağmen Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın kişiliği mütevazı, açık, basit ve doğal kalmış. Kullandığı kelimeler sakince seçilmiş ve düşünülmüştür, çehresinde hiçbir gayretsizlik, güçsüzlük, hedefsizlik ve söylenmemiş bir şey bulunmuyor. Bu yüz olgunlaşmış ve yoğunlaşmış enerjilerin, sıkı şekilde gerilmiş güçlerin bir resmidir.
Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir
Mustafa Kemal, tarihi önem arz eden açıklamalar yaptı. Milliyetçi Türk hareketinin başlamasından bu yana ilk kez, şimdiye kadar dikkatle ve itinayla kaçınılan cumhuriyet kelimesini kullandı: “Size yeni Türk Anayasası’ndaki birinci maddeyi tekrarlamak istiyorum: ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Tüm yönetme gücü, yalnızca ve sınırsız şekilde halk tarafından kullanılır.’ Bu iki cümle ve bunların açıklaması, bir kelimenin -cumhuriyetin-, yanlış anlamalara fırsat bırakmayacak şekilde açık tanımıdır!..
Yeni Türkiye’deki gelişme süreci henüz sona ermedi. Bu yolun sonuna kadar gidilmeli. Değişiklikler, düzeltmeler, iyileştirmeler yapılması gerekiyor, son mükemmelleştirme henüz eksik.
Bir cumhuriyet!..
Türkiye şu anda yapı olarak ne ise çok kısa zamanda şekil olarak da o olacak: Bir cumhuriyet! Tıpkı Avrupa ve Amerika’nın farklı ve halihazırda mevcut cumhuriyetlerinin, standart ve esaslı prensiplere sahip olmasına rağmen dış yapılarında birbirlerinden farklılaşabilmesi gibi Türkiye, gerçek yapısında onlardan uzaklaşmadan daha bugünden sadece bazı belirli dış çizgilerde diğer cumhuriyetlerden farklıdır. Tıpkı diğer tüm cumhuriyetçi devletlerde olduğu gibi bizim de bağımsız bir meclisimiz var ve bizde de tüm bakanlar bizatihi kendilerine verilen hükümet işlerinden sorumludurlar.”
Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara’dır
Mustafa Kemal Paşa, “Biz Cumhurbaşkanı, hükümet lideri ve sorumlu bakanları olan bir cumhuriyet olacağız ve yeni Türkiye’nin başkenti sorusu da böylece kendiliğinden cevaplanacak. Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara’dır” dedi.
Bu duygular ve düşünceler, ruhlarına iyice yerleşmiş ve bizim yorulmadan savaştığımız özel bir Batılı zihniyet yaratmıştır. Tüm değişimlere ve olaylara rağmen bu hala tam anlamıyla son bulmadı.
Hala bir Türk’ün her türlü ilerlemeye muhalif ve düşman bir insan olduğu, her türlü ahlaki ve entelektüel gelişmeye ehil olmayan bir barbar olduğu düşünülmek isteniyor. Bizi yıkılmaya mahkum bir halk olarak görmekle tatmin olmayan Batı, çöküşümüzü hızlandırmak için her şeyi yaptı.
Avrupa ile mevcut ilişkiyi çalışarak desteklemek
Mustafa Kemal Paşa: “İmparatorluk döneminde, sultanların hükümetlerinin daha güçlü ve rakipsiz bir şekilde bu halka hükmetmek ve her türden özgürce irade beyanını bastırmak adına Türk halkının Avrupa ile her türlü irtibatını engellemek için hırsla çaba gösterdiği doğrudur fakat biz Türk milliyetçileri açık gözlerle bakıyoruz, yurt içi ve dışındaki olayları dikkatlice takip ediyoruz. Halkımızın diğer tüm kültürlü halklarla irtibata geçmesini imkanlar dahilinde kolaylaştırmanın bizim kendi menfaatimize olduğunun bilincindeyiz. Avrupa ile ilişkilerin hızlıca ve geciktirmeden geliştirilmesini çalışarak desteklemek için elimizden gelenin en iyisini yapacağız…”
YERİN KULAĞI VAR
DİSİPLİN SUÇU DEĞİL Mİ:
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı ve halen DP-UG Genel Sekreteri görevini sürdüren Hasan Taçoy, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Eroğlu’nun aday olması durumunda her şartta Eroğlu’na destek vereceğini söyledi. Taçoy, “38 yıldır hep Eroğlu’na destek verdim, bu kadar yıldan sonra değişmem” dedi. Bunun Türkçesi, “Parti ne karar alırsa alsın ben bildiğim yolda giderim, parti kararı beni bağlamaz” değil de nedir? Partinin hem bakanı, hem de genel sekreteri böyle derse, taban ne yapsa yeridir…
DİNGİL KOPMAK ÜZERE:
Kıb-Tek boğazına kadar borçlu bir kurum. Başındaki İsmet Akim her fırsatta bunu dile getiriyor. Ancak her ne halse, bu batmış kuruma 30 kişi daha istihdam edildi önceki gün. Kurumun yeni bir yükü taşıyamayacağını göre göre, bile bile… Hani hep “UBP devleti batıracak” derlerdi ya, bunlara kısmet olacak korkarım. Hele bir de sendikaların baskısıyla şu Göç Yasası’nı geri alsınlar, o zaman dingil tam kopacak…
KİM DENETLEYECEK:
Meclis’ten oy birliği ile geçerek yasalaşan, “Organ Nakli Yasası” yine kafalardaki soru işaretlerini kaldırmaya yetmedi. Örneğin, “organ bağışında alıcı ya da verici arasında, hiçbir koşulda para ilişkisi olmayacak” deniliyor. İyi de bunun olmaması için nasıl bir denetim mekanizması kurulacak? Kimse çıkıp da, “ben böbreğimi para karşılığı sattım veya aldım” demeyeceğine göre, bu denetim nasıl olacak çok merak ediyorum…
HANİ SORUN BİTTİYDİ:
Hasan Taçoy daha önceki gün ADSL sorununun bittiğini ilan ediyor, halktan da özür diliyordu. Ertesi gün sabah sistem yeniden çöktü. Araç Kayıt Dairesi’nde yine millet birbirini boğazlamış. Girne’de konuştuğum küçük esnaf feryat ediyordu. Malum artık kimse nakit taşımıyor. ADSL gidince de, POS cihazları çalışmıyor, zaten düşük olan satışlar bir o kadar daha düşüyor. Internet artık eğlenceli değil. Yaşanan sıkıntılar, ekonomiyi vurmakta. Ek bütçe yokmuş, devlet dilenciymiş. Peki o yeni istihdamlar neyin nesi? Ya o bazı kesimlere sağlanan ek menfaatler? ADSL’den önemli herhalde. Bu basiretsizlik yeni değil. Kafalar aynı olduktan sonra da değişmesini kimse beklemesin…
NAMİ DE BASINA YÜKLENDİ:
Dışişleri Bakanı Özdil Nami, 2011’de Türkiye ile yapılan Kıta Sahanlığı Anlaşması için “Kıbrıs Türk halkının varlığı, kimliği, iradesi göz ardı edilmiştir” demişti. Bugün bu anlaşmaya destek verdiğine dikkat çeken basının “gizli bir ajandası” olduğunu iddia ediyor. Aynen Tufan Erhürman’ın geçtiğimiz günlerde “Basın toplumu ileriye değil, geriye çekiyor, manipüle ediyor” sözleri gibi. İşler iyi gitmediğinde, ya da çelişkiler ortaya çıktığında en kolay iş basına saldırmak. Nedir beyler bu eleştiriye tahammülsüzlük? Geçmişin “özgürlükçü” CTP’sini bugün gerçekten tanımakta zorluk çekiyorum…
ESKİ DP’LİLER BİLENİYOR:
DP’nin UG ile birleşmesinin ardında parti içi kavgalardan dolayı istifa eden bir grup DP’li, yayınladıkları deklarasyon ile partiye ve kendilerine yapılanları unutmadıklarını ve ilk seçimde gereken dersi vererek siyasetin nasıl yapıldığını göstereceklerini açıkladılar. Bengü Şonya, Mustafa Mis ve Kemal Öztürk gibi parti üst yönetiminde görev yapan eski DP’liler, özellikle de sorumlu tuttukları genel başkan Serdar Denktaş’tan hesap soracakları günü bekliyorlar…
ZİRVEDEKİLER
Hasan Kahvecioğlu: Sevgili Hasan, Gazete 360’daki yazısında DAÜ’deki durumu çok güzel özetlemiş, bakın ne diyor: “Sol partilerin pek sevdiği bir terimdir özerklik… CTP’nin savunduğu ‘model’lerde adı sıklıkla geçer… Ama iş ‘uygulama’ya gelince; Özkan Bey’in ‘Her şeye ben hükmetmeliyim’ soğuk savaş mantığı, Serdar Bey’in eskimiş öfkesi ile birleşir ve kirli bir ‘sidik yarışı’na dönüşür…”
DİPTEKİLER
Sağlık Bakanlığı: Daha ilk günden MERS hastalığı ihtimalini göz önünde bulundurarak, gerekli önlemleri alıp vatandaştan takdir toplayan Sağlık Bakanlığı, ne yazık ki hayatını kaybeden yaşlı kadının defin işlemlerinde aynı duyarlılığı göstermedi. Kesin teşhis konmasa bile, söz konusu kişinin belli şartlarda defnedilmesi, bazı önlemlerin alınması gerekirken, bakanlık bu hususta gereken dikkati göstermedi…
































