Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

8 Mart Dünya Kadınlar günü vesilesiyle

Tarihçesi itibariyle 8 Mart kadınlar gününü anma günü olarak her yıl bir tabir var ‘senede bir gün’ anma veya bir çok etkinliklerde kutlama olarak yer almaktadır. Bunun aslında her gün için hatırlanması ve uygulanmasıdır önemli olan.

Tarihçesini büyük bir çoğunluğumuz bildiği için tekrarlamıyorum. Emekçi kadınların Newyork’ta bir fabrikada yaptıkları eylem dolayısıyla yanarak ölmelerinden sonra tetiklenen kadın haklarının sağlanması sürecinden sonra başlayan hareket, sonuçta tüm dünyada yankı bularak 8 Mart’ın Kadınlar günü olarak tespitine kadar gelmiştir. Bir farkındalık yaratma günü .

Ancak gerek daha öncesinden gerekse 8 Mart tarihinin, tüm dünyada anma ve kadınlar günü olarak BM tarafından tespitinden bu yana ülkelerce dünya kadınlarına uygulanan diskriminasyon  kabullenilmiş ve benimsenerek yasalarda düzenlemelerle belli bir seviyeye gelmişse de, uygulamada maalesef yasalara paralel olarak gitmemektedir. Bunda da her toplumun yapısının etkileri vardır.

8 Mart günü dahi halâ daha çok Kadınlar tarafından anılmakta veya fiiliyatta kutlanmaktadır.  Halbuki böyle bir günün anlam kazanabilmesi için tüm ülke halkları ve toplumları tarafından kadın-erkek birlikte tüm etkinliklerle  anılması gerekmektedir.

Çünkü kadın-erkek ayrımının ortadan kalkması için öncelikle bunun tüm toplumlarda bir bütün olarak benimsenmesi gerekmektedir. Kadınlar günü bir farkındalık yaratmak ve haklarının kendileri tarafından kullanılması yönünde kadınların bilinçlenmesi bakımından faydalı ve önemlidir tabii. Ve kadınlar kendi haklarını koruyacak, kendilerini üretkenlikleri ile şahsiyetlerinin güçlenmesiyle, cesaretlerinin artmasıyla top yekün bir hareket olarak haklarını ve eşit bir birey olarak toplumda yerlerini alabilecekleri yönündeki bilinçle hareket edecektir.  Çünkü hepsi demesek de erkek egemen cinsiyet anlayışına karşı sessiz kalarak haklarını kazanamayacaklardır. Bu gün bir çok kadınların hayatları da kazançları da emekleri de maalesef bu anlayış içinde sömürülmektedir.

Bu konularda BM kuruluşundan sonra BM tarafından zaman zaman alınan kararlarla tüm dünyaya yönelik kadın haklarının ve her ülkede kadınlara karşı uygulanan diskriminasyonların önlenmesi bakımından bir çok mevzuat geliştirilmiş ve bunlar tüm üye ülkelere gönderilerek kadın erkek hak ve hukuk eşitliği ve fiiliyatta uygulanmasına yönelik tüm ülkelere yapılan tavsiye kararlarıyla gerek yeni yasalar ve gerekse her alanda ve her sektörde çalışma koşuları dahil mevzuatlar geliştirilerek yürürlüğe konmuştur. Seçme ve seçilme haklarından fırsat eşitliği, statü eşitliği, karar mekanizmalarında yer alma ve her sektörde işe katılma oranının arttırılmasından eşit işe eşit ücret gibi daha bir çok sayacağımız hakları içeren yasalar çıkarılarak  geliştirilmiştir.

Ancak Dünya çapında bir kadın-erkek ayırımın kaldırılması ve uygulanması için tüm bu yasalar bir çok ülkelerde yapıldığı halde maalesef uygulamada başarılı halâ olunamamaktadır.  Ve halâ bir çok mağduriyetler yaşanmaktadır.

Burada şunu daima hatırlattığım gibi Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyetini 1923’de kurduktan sonra kadınlara, daha Birleşmiş Milletler kurulmasından  20 küsur yıl öncesinden getirdiği kadın-erkek eşitliği ve kadınların aktif hayata girmeleri konusunda cesaretlendirici yasalar ve en küçük birimler olan köylerden TBMM ‘ne Milletvekili seçme ve seçilme haklarından başlayarak modern hayatın daha doğrusu çağdaş hayatın getirdiği diğer kadın erkek eşitliği konusundaki çok ileri görüşleri ile çıkarılan yasalar ve uygulamaları hatırlatmak istedim ve unutmamamız gerekir.  1923’de kadın hakları seçme ve seçilme hakları getirildiğinde daha Avrupa’nın bir çok ülkelerinde ve dünyada kadın erkek eşitliğine dayalı yasalar yoktu ve kadınlar bir çok alanlarda dışlanmakta idi. Dolayısıyla bu günün 8 Mart kadınlar gününde, Türk kadınının Atatürk ilkeleri doğrultasındaki kadın-erkek eşitliği ile ilgili tüm hakları ve devrimlerini benimsemiş kadınlar olarak Atatürk’e  çok şeyler borçlu olduğumuzu da hatırlatmak görevimiz olmalıdır.

Geçen bunca zaman içinde genel olarak dünyada halâ bir çok alanlarda yasalara rağmen zihniyet değişikliği çok yavaş seyrettiği için uygulamada bu eşitliğin sağlanamadığı özellikle erkek egemen toplumlarda kadınların her türlü şiddete maruz kaldıklarını , sömürüldüklerini görüyoruz. Maalesef içinde bulunduğumuz toplumda da yaşamaktayız. Özellikle toplumumuzda son yıllarda gittikçe kadına karşı artan şiddet olayları her gün gazete sayfalarını doldurmaktadır. Dayak, her türlü psikolojik baskı, aşağılama, yaralama ve hatta öldürme olayları, kadın ticaretleri gittikçe artmakta ve bu bizi endişelendirmelidir. Bu olaylara karşı her türlü yasalarımız her alanda yeterli oranda vardır.

Dolayısıyla her türlü şiddete karşı, diskriminasyona karşı tüm toplum olarak bu olayları yaratanlara karşı reaksiyon içinde olmamız yanında, en önemlisi hak ve adaleti sağlayacak olan Devletin her kademesindeki Karar alma mekanizmalarını kullananlara büyük görevler düşmektedir. Kadını malı sayan ve her türlü muameleyi  layık görenler yaptıklarının bedelini ödemek için gerekli caydırıcı cezaların verilmesi ve gittikçe artan şiddetin önlenmesi şarttır. Aksi halde bu her türlü şiddet olayları cesaretlendirici olarak artacaktır. Tüm devlet kurumlarının buna çok hassasiyetle eğilmesi gerekir. Ve büyük görevler düşer. Haddini bilmeyen insanları engelleyecek olan yasalarda öngörülen cezanın en ağırıdır. Kaba kuvveti var diye şiddet uygulayanın karşılığını almaması halinde geleceğimiz iyi değildir.

Bu gün en yakınlarına en ağır şiddeti uygulayan, kadını her yönden sömüren hatta kadın da çalıştığı halde parasını elinden alan ve üzerinde mali baskı ile her türlü şiddeti uygulayan, erkekler vardır. Yine kadın da çalıştığı halde ondan her türlü istek ve hizmet isteyen maço adamlar vardır. Maalesef.

Her türlü Şiddet,  sevgisizlikten doğar. Sevmesini öğrenmemiş, o şekilde yetiştirilmemiş, erkek egemen ahlâkı ile büyüyen, yetişen cehalet,  gittikçe azalacağına artmakta olması üzücüdür. Hele bunu yeni nesillerde daha yaygın görmek ve toplumumuzda şiddetin dozunun artmakta olması daha da endişelendiricidir.  Biz ileriye doğru kadın-erkek aynı yolu birlikte ve eşit düzeyde yürüyerek nasıl birlikte kalkınacağız, mutlu bir toplum olacağız? Her gün gazetelerde gördüğümüz olaylar büyük çoğunlukla genç erkek nüfusun  yarattığı olaylardır. Gazetelere yansımayan binlerce de baskı ve her türlü şiddet olayı olduğunu istatistiklerde göstermektedir. Kara paranın armasıyla şiddet olayları kadınları daha çok etkilemektedir. Kaçak kazanç ile vergi kaçaklığı ile bu toplumda huzursuzluğu sağlayanların şımarıklıkları önlenemezse, doyumsuzluk önlenemezse, toplumumuz için  büyük sorun olacaktır. Ben geçmiş konuşmalarımda beraber büyüyen kız-erkek öğrencilerin tahsilleriyle ileride birliğin artacağına ve şiddetin azalacağına inandığım konusunda çok konuşmalarım vardı. Mantıken de böyle olması gerekir. Kadın-erkek eşitliği ve sorumluluğunun hem evde hem de çalışma ve toplum hayatında ve her sektörde de sağlanacağı hususunda umutlarım vardı. Gelecekten umutluydum. Fakat şimdi gelinen noktada, tüm toplumumuzun kabul ettiği, çeşitli şiddet olaylarının gittikçe arttığı ve artık gün gibi su yüzünde olduğudur.. Birden bire toplum sırtından, hakkıyla olanların dışında,  görgüsüz bir şekilde birdenbire aşırı haksız kazanç sağlayanların terbiyesi, bencillik ve sonra da her türlü şiddet, baskı ve onaylamadığımız olaylardır. Bir de uyuşturucu yaygınlığının gençler üzerinde yarattığı olumsuzluklar, kontrolsüzlük.

Toplum huzuru için en baştaki görevlerimiz bu tür şiddet olaylarına karşı toleransın ortadan kalkması ve gerekli yasal karşılıklarını bulmasıdır. Bu hepimize düşen bir görev olmakla beraber bu görevleri devlet adına yürütenlerin ve her türlü karar mekanizmalarında bulunanların üzerinde daha fazla bir görevdir. Güzel günler dileğiyle.