Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

RUM AVUKATIN HEZEYANI! 

Kıbrıs sorunu tabi ki çözüm yolunda değildir. Ancak bugüne kadar gelinen mevcut yolun da Crans Montana’da kaldığını unutmamak gerekir. Aradaki büyük boşluğu şimdi Maraş’ın da açılmasıyla birlikte yeni bir “çözüm modelinin” dolduracağı, uzaktan minareleri görülen köy misali ayan beyandır..

Nitekim bugüne kadar “Kuzey topraklarından” verilen yığınla ödüne karşın Rum tarafınca dinamitlenen  tüm çözüm modellerine karşın şimdi  sadece kapalıyken açılan bir Maraş sorunu vardır!

Açılan Maraş’a bağlı olarak gelişen sorun ise  mülk sahibi Rumların geri dönmek için “Taşınmaz Mal Komisyonuna” müracaat etmeleridir.

Nitekim bu konuda Rum medyasından verilen bir haber önümüzdeki günlerde ilginç gelişmelerin gerçekleşeceğini göstermektedir. Bunlardan  biri Rum tarafında “ünlü” denilen avukat Dimitriadis’in yaptığı açıklamadır.

Rum avukata göre Erdoğan’ın ziyareti sırasında TMK’e baş vuran Maraş kökenli  Rumların sayısı, şimdilerde daha çok artarak 281 kişiden 335 kişiye ulaşmış..

Ne var ki bu konuda açıklama yapan Rum avukat Dimitriadis, bu müracaatların Türk tarafını tanımak anlamına geleceğini söylerken, olayın hukuki yönünü de şöyle yorumlamaktadır: “Devletler devletleri tanır. Kişileri değil!”                                                                                     ***

BÜYÜK LAF: Tabi Avukat Dimitriadis’in “doğrudur” dediğim bu lafı  yani hukuk yönünden “devletlerin devletleri tanıdığıdır ” ama ayni zamanda Kıbrıs siyasi sorununda görüldüğü  gibi Rum tarafının KKTC’i tanımadığı için  çözümü “kilitlediği” de bir başka büyük gerçektir.                                                KALDI ki  eğer “uluslar arası hukuk kişilerle değil,  devletler arasında yapılıyorsa” neden Rum tarafı yıllar yılıdır tanımadığı Kuzey’deki Türk Devleti ile müzakerelerden müzakerelere koşmaktadır?

Neden “korsan” “illegal” dediği KKTC’nin seçilmiş cumhurbaşkanlarıyla yıllar yılıdır müzakere masalarında çözüm aramaktadır?

Ve neden bir yandan tanımadığı devletle çözüm için müzakereler yaparken, bir yandan da tanımadığı bu devletin yurttaşlarının müracaatlarını kabul ederek   Kıbrıs Cumhuriyeti adına pasaport ve kimlik vermektedir?

Bu tutum  “devletlerin birbirlerini” tanıması, hukukunun çiğnenmesi değil midir?    Ünlü Avukat “devletler kişilerle anlaşma yapmaz” derken, Güney’deki Rum devleti nasıl olur da teker teker KKTC yurttaşlarıyla hem de uluslararası seyahat özgürlüğü sağlayan kimlik ve pasaportlar dağıtır..

TABİ ki Kıbrıs Cumhuriyetinin tanınmış devleti olması hasebiyle  “tüm Kıbrıs’taki Rum ve Türk nüfusun da KC vatandaşları olarak  kendi devletinin yurttaşları oldukları gibilerinden bir cinlik yaptığını zannediyor ama öte yandan da Kuzey’e geçmek için  sınır kapılarına dayandığında  bu kez de Türk makamlarına tekmil vermek zorunda kalıyor!                                                                                                        ***

KISACA  böylesi bir Rum mentalitesiyle bu adada çözüm olmaz. Oysa biz her ne kadar Maraş’ın açılmasına biraz şaşı bakmışsak da sonuçta Rum mülk sahiplerine “gelin malınıza sahip çıkın” çağrısı yaparak  “çözümü gerçekleştirebilecek” umudu da yeşerttikti. Şöyle ki KKTC yönetimindeki  Maraş’a gelen Rum mülk sahiplerinin  müzakerelerle bile sağlanamayacak  “Kuzey Kıbrıs Türk Devletini tanınıması nedeniyle…

NE var ki artık masa başı soyut siyasetlerden Maraş’ın açılmasıyla somut siyasetlere geçilir ve tanınmışlık gündeme gelirken, bu gelişmeleri hâlâ “Türk tarafını yüceltmek” olarak gören bu  Rum liderliği ve şimdi de böylesi “avukatlar” takımlarıyla  anlıyoruz ki daha uzun yıllar kesin çözüm için uğraşmak zorunda kalacağız!

***

ERDOĞAN’IN YENİ POLİTİKASI:    Bilinmektedir. Bir süredir Erdoğan hem ekonomik hem de mali yönden “yenilik ve olumlu değişim” içerikli bir takım kararları uygulamaya soktu..

Fakat son günlerde   pek çok ilgili çevreleri de şaşırtan ve “kendimizi Avrupa’da görüyoruz”  diyen yeni bir Erdoğan   profili beklenmiyordu.                        Fakat Erdoğan “Türkiye’nin hiçbir ülke ve kurumla, diplomasi ve diyalog yoluyla çözülemeyecek sorunu yoktur” diyerek yeni siyaset rotasını açıklarken, ilk kez “kendimizi Avrupa’da görüyoruz” diyebildi..

Bu “söz” Türkiye’nin artık yüzünü Avrupa’ya daha çok çevireceğinin bir ispatıdır ki mutlaka AB çevrelerinden de olumlu tepki görecektir. Tabi  iki ülke dışında: Fransa ve Yunanistan!

Oysa Türkiye’nin öncelikle Yunanistan’la “büyük ve kalıcı dostluğa ihtiyacı vardır..”         Oysa ayni coğrafyayı, ayni denizleri, ayni havayı paylaşan bu iki ülkenin geçmişte sadece Kıbrıs sorunu nedeniyle sorunları varken şimdi de Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yatakları nedeniyle sorunlar yaratıldı!

FAKAT inanmak gerekir. Avrupalı bir Türkiye ile Erdoğan’ın da vurguladığınca çözülemeyecek sorun yoktur..

Doğrusu bu korona virüslü günlerde ülkeler arasında böylesi tatlı ve olumlu siyasetlerin gelişmesi insana “gelecekler umudu” aşısı gibi  gelmektedir..                 …(Derken bir son haber: Bir Alman savaş gemisi galiba kaptanı Yunanlıymış Libya’ya gitmekte olan bir Türk ticaret gemisinin önünü keserek ve zorla gemiye girerek aramalarda bulunmuşlar.. Alın size taptaze bir Akdeniz ve NATO’u da bağlayan bir sorun daha!..)                                                                                               ***

KISACA TAKILDIĞIM: (HÜKÜMET KURULUR MU?) Neden kurulmasın. 44 yılda 27 hükümet kurduk da 28. mi kuramayacağız.

Bu kez görev Tufan Erhürman’da. Eğer kuramazsa “çareler tükenmez” ama galiba sürecin son noktasını yine erken seçim koyacak..

Kaldı ki  Cumhurbaşkanlığı seçimi kampanyaları süresince  “yönetim sistemiyle” ilgili ve iddialı konuşmalar yapıp beyanatlarda bulunan Tufan Erhürman için hükümeti kurmak, elini taşın altına koymaktan “iddialarını bilfiil çiğnemekten” öte değil! Kendini ve düşüncelerini hasıraltı ederek  tutun ki sadece “KKTC hükümetinin   zevahirini kurtaracak!”

Yani ne kadro hareketi olacak ne de basiretle fazilet! Sadece hükümet oluşun yetkilerini kullanarak olası seçime hazırlık yapmaktan öte bir icraat da söz konusu olmayacak!

OYSA ortada bir yandan açılan Maraş var. Her halde Sn. Tatar’ın malı değil, KKTC’e ait bir kent. İmar ister, iskân ister, iş ister, dünya alemin merakını çektiği için siyasi tanıtım ister, makyaj ister, olumlu imaj ister.. Yani ne ister? Parrra ister..

Tam da sırasıymış gibi döviz de paranın üstüne vurdu!

Yani hükümet kurulsa da “icraat hükümeti” olamayacak! Sonunda kendini bir erken seçime daha hazırlayacak. Her zamanki tekerrür!