4’lü koalisyonun başarısı, KKTC’ye en az 10 yılı geri verir…

0
863
Köş, Moreket

Tufan Erhürman, Serdar Denktaş, Cemal Özyiğit, Kudret Özersay

 

Avrupa’da 22 ülke koalisyonlarla yönetiliyor…

Bulgaristan, Hırvatistan, Finlandiya, Fransa 4 partinin koalisyonu ile yönetilen devletlerden bazısı.

Almanya 2005’den, 2017’ye kadar 3 partili koalisyonlarla yönetildi…

Yani niyet ülkenin çıkarıysa, bencillik, partisel çıkarlar ülke çıkarlarının önüne geçmiyorsa, neden olmasın…

Bu saydığım ülkelerde yönetsel anlamda bir kriz görülmüş değil.

Belki tek fark, onların artık kurumsallaşmış devletler olması. Yani bizim gibi hala feodal yöntemlerle değil de, kurulan sistemin yasalarıyla….

Dün CTP-HP-TDP-DP koalisyonunun olabileceği yönündeki haberler üzerine çıkarttım bu notları…

Ne yalan söyleyim, heyecanlandım…

Hele de bir seçim hükümeti değil de, “icraat hükümeti”nin konuşuluyor olması, beni daha da heyecanlandırdı…

Ülke her anlamda zaman ve zemin kaybederken, yeniden seçim gereksiz bir lükstü.

Hem kısa sürede yapılacak bir seçimle ne değişecekti ki..?

İhtiyacımız, sen- ben çekişmelerinin bir yana bırakılacağı bir icraat hükümeti, başka bir şey değil.

Dün bazı çevrelerle konuşmalarım oldu.

Hükümet programının şekillendiğini öğrendim.

Niyetlerinden hiç kuşkum yok.

Hedef belli…

Bir; yolsuzlukların, peşkeşlerin, hesabı verilemeyenlerin hesabı sorulacak…

İki; bekleyen işler var. İç sorunlar malum… Ama Kıbrıs konusunda yeni bir girişimin ayak sesleri var; Anastasiadis’in Crans Montana’dan sonra uluslararası alanda aleyhimize attığı onlarca adım var; etrafımızda bizi de içine alan ama hala haberdar olmadığımız senaryolar var…

DP’nin durumunu tartışma konusu yapmaya çalışanlar var. Bence Serdar Denktaş böyle bir hükümete çok daha iyi uyum sağlayacaktır. Çünkü pratiktir ve çözüm odaklıdır…

Yalnız dilerim ki hükümet programı, alışılmışın dışında yazılsın.

Yani, yapılacak işler öyle akademik, süslü, basmakalıp laflarla yuvarlanmasın…

Onun yerine, “su’da böyle, elektrikte böyle, yeni ekonomik protokolda böyle, Türkiye ile ilişkilerde şöyle, laiklik, vatandaşlık, bankacılık, sanayi, tarım, asayiş sorunları, Kıbrıs konusunda böyle” diyerek her konuda açık nokta bırakmadan, somut prensipler konsun…

Böyle olduğunda, ilk çıkan sorun krize dönmez…

İlkeler ortadadır…

Zaten ülkenin sorunları ve çözüm yolları o kadar belli ki.

Neyin nasıl yapılabileceği de öyle…

Biraz özveri, biraz alışılmış bencillikten uzak, çok çalışma ve iyi niyetle üstesinden gelinmeyecek şey yok…

Yeter ki ortakların bir gözü dışarıda olmasın…

Birbirlerine ve yapacakları ortaklığa güvenerek başlasınlar.

O vakit sahip oldukları milletvekili sayısı da hassas olmaktan çıkar…

Hani Avrupa’dan örnekler verdim ya, baktım, koalisyonlar bazılarında yelpazenin iki ayrı ucundaki partilerce kurulmuş. Ama yaşamış, ülke de gerilememiş… Mesela Bulgaristan’ın AB üyeliği, 4 partili bir hükümetle olmuş…

Hedefi doğru belirledikten sonra, gerisi kolay…

Çaba gösterenlere de kolay gelsin. Bu halka istenirse neler yapılabileceğini göstersinler.

Herkesi şaşırtsınlar…

Artık yeni nesiller, yeni düşünce sistemleri, yeni bakış açıları, yeni vizyonlar var.

Eğer başarırlarsa, bu ülkeye kaybedilmiş en az 10 yılı geri kazandırırlar…

Çünkü ben inanıyorum ki, mesailerinin büyük bir kısmını, yıllardır yaratılan yıkımı tamir etmeye ayıracaklar…


 

YERİN KULAĞI VAR

 

SAVCILIĞIN AÇIKLAMASI AÇIK:

Çalışma Bakanlığı’nda İrsen Küçük hükümeti döneminde birilerine menfaat sağlandığı iddialarıyla ilgili olarak Başsavcılık, kendi görevini yaptığını, en son 2015’te  dosyayı, ceza davaları tebliği yapılması ve ithamname hazırlanması için Polis’e gönderdiğini duyurdu. Haber neydi, “üstü örtülen skandal”. UBP’nin yayın organı Başsavcılığın açıklamasını tam sayfa vermiş, sanki kendilerini aklarmış gibi. Oysa açıklama net, suç unsuru bulunmuş; ama Polis 3 yıldır davayı tebliğ edememiş. Bunun övünülecek tarafı ne..?

 

 

GÜLÜNÇ:

Hepsinİ düşünmüştüm de, “borçtur” diyeceği aklıma gelmemişti. Özgürgün’ün bankadaki milyonlarca lirayı “borç aldım” diye açıklaması gerçekten şaşırttı. Başbakan mevkisindeki birinin bu kadar büyük bir parayı borç olarak alması da şaibe değil midir? Bu devirde kim kime “bir sözle”, niye böyle bir borç verir ki? 10-12 bin lira maaşlı biri böyle bir krediyi neyle ödeyecekti acaba? Onu da geçtim, evi satınca, o parayla kredisi ödenmez mi? Sonra boşanmada ödediği para, banka hesaplarındaki paranın urubu bile değil. Ya o banka hesabına sürekli yatan paralar? Çocuk mu kandırır. Akıl verenin de aklına şaşarım. Şimdi daha çok tartışılır hale geldi. Her neyse yakında netleşecek…

 

İÇİNİZDEKİ İRLANDALILAR:

“Özgürgün’süz hükümet” dedikodularını değerlendiren UBP Genel Sekreteri Dursun Oğuz, “Hüseyin Özgürgün, UBP’nin namusudur. Özersay istedi diye Özgürgün gitmez” değerlendirmesinde bulundu. İyi de Özgürgün’ün gitmesini partinizin içinde Kudret Özersay’dan fazla isteyen, sizin de isim isim bildiğiniz vekiller var. Keşke önce onlara söz geçirebilseydiniz. Bu dedikoduları sızdıran, kendi içinizdeki koltuk sevdalılarıdır…

 

ARKASINDA AKINCI MI VAR:

Seçimlerden birinci parti çıkmasına rağmen hükümet kurma görevinin UBP’ye verilmeyebileceğini iddia eden UBP milletvekili Hasan Taçoy, “Cumhurbaşka herhalde hükümet kuruyor. Bu dörtlü koalisyonun esas faktörü sayın Cumhurbaşkanıdır” iddiasında bulunarak Akıncı’yı suçladı. Halbuki, görevlendirmenin nasıl yapılacağı Anayasada açıkça belirtilmiştir.  Ne diyor o madde; “Cumhurbaşkanı hükümeti kurma görevini, gerekli çoğunluğu sağlayıp kurabilecek olan bir grup başkanına ya da vekile verir…”. Yani sandıktan birinci çıkan partiye verir gibi bir madde yok…

 

“YAN GELİP YATAN SENDİKACILAR”:

YDP Genel Başkanı Erhan Arıklı katıldığı bir tv programında sendikalarla ilgili yaptığı açıklamalarla şimşekleri üzerine çekti. Arıklı Genç tv’deki programda, özel sektörde sendikalaşmaya karşı olduğunu söyleyerek, “Yan gelip yatan sendikacıları devlet ödüyor, sonra bu sendikacılar dönüp devlete kan kusturuyor” iddiasında bulundu. Arıklı ayrıca, bir hastanın bir doktoru darp etmesi nedeniyle sendikanın eylem yapmasına karşı olduğunu da söyledi…
SAVCILIĞIN AÇIKLAMASI AÇIK:

Çalışma Bakanlığı’nda İrsen Küçük hükümeti döneminde birilerine menfaat sağlandığı iddialarıyla ilgili olarak Başsavcılık, kendi görevini yaptığını, en son 2015’te  dosyayı ceza davaları için dava tebliği yapılması ve ithamname hazırlanması için Polis’e gönderdiğini duyurdu. UBP’nin yayın organı Başsavcılığın açıklamasını tam sayfa vermiş, sanki kendilerini aklarmış gibi. Oysa açıklama net, suç unsuru bulunmuş; ama Polis 3 yıldır davayı tebliğ edememiş. Bunun övünülecek tarafı ne..? Haber neydi, “üstü örtülen skandal”.

 

AKINCI DA RAHATSIZ: 

Hala Sultan İlahiyat Kolejiyle ilgili iddiaları değerlendiren Cumhurbaşkanı Akıncı, öğrencilere bağnaz yönlendirmeler yapıldığının basında konu olmaya başladığını ve bu konunun görmezden gelinmemesi gerektiğini söyledi ve Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı’nın araştırma yapmasını ve her türlü tedbirin alınmasını istedi. Bu arada Müsteşar Rauf Ataöv, şikayetin geldiği günden beri titiz bir soruşturmanın devam ettiğini söyledi. Bekleyelim bakalım. İnşallah Berova gibi sallamazlar…

 


ZİRVEDEKİLER

 Hüseyin Ekmekçi: “Tabii bu konu tabu… ‘yahu nedir yaptığınız?’ deyene… ‘Din düşmanı mısın?’…Çocuklar din eğitimi almasın mı?’… ‘Sizi gidi Allahsızlar…’ deye deye tartışmayı boğdular. Laikliğin tehdit edildiği bir getto yaratılıyor. Üstelik adı kolej… Peşinen söyleyim…Hadi ordan…Bu konu ‘aklı selimle’ tartışılmaya muhtaçtır. Üstelik de tam zamanıdır”…

 


DİPTEKİLER

Hikmet Kaynarca: Arkadaş, İlahiyat Koleji Okul Aile Birliği Başkanı. Açıklama yapmış, savunuyor, iddiaları reddediyor. Buraya kadar tamam. Ama açıklamanın içinde bilindik bölücülüğü sokmayı da ihmal etmemiş. “Türkiye’yle derdi olan, Türkiye’yle hesaplaşmaya çalışan marjinaller” dediğin anda, ne yapmaya çalıştığın da kabak gibi ortaya çıkıyor zaten. Gidin işinize kardeşim. Sökmez bunlar. Bölücülüğün arkasına saklanıp iş götüremezsiniz buralarda, kimse yemez… Asıl marjinaller, bu ülkenin yasalarına uymayan, yerleşik değerlerine ayar vermeye kalkanlardır…