Köşe Yazarları

45 yıl geçerken…


Türkiye’deki politikacıların Kıbrıs sorununu “çok iyi” bildiklerine inanmıyorum.

Bu konuda kanıtım da “eğer bilselerdi, sorunu 45 yıl   çözümsüzlüğe mahkûm bırakmazlardı!

Bir diğer kanıtım da Türkiye için sorunun 1974 Barış Harekâtıyla bittiğidir!

Şöyle ki “adada iki ayrı bölge, iki ayrı devlet, iki ayrı egemenlik yok mu?”

Artı tüm bunların üzerinde, adadaki Türk halkının güvenliğini sağlamak için Türkiye’nin adada konuşlu bir de Kolordusu bulunmuyor mu?

Şimdi bunlara sahiplikte  “daha ne isteriz” denmez mi? Tutun ki  Allah’tan, iyilik sağlıktan başka..

YANİ ne?   Geçen gün her yıl olduğu gibi bir kez daha kutlanan Barış Harekâtının 45. yıldönümünü düşünür hatta bir kısmını “Köşemde” ayazlatırken hatırıma geldi:

“Harekât sonrası ilk yıllardı, Büyük Elçi Asaf İlhan’ın görüşme daveti üzerine  Lefkoşa’daki Büyükelçiliğe uğradıydım. Sn. Büyükelçinin yanından ayrılıp aşağıya indiğimde laflama yapan bir grup görevliyle de sohbete durduk ki o yıllarda Elçilikte genç “ateşe” olarak görev yapan rahmetlik Onur Öymen’le tatsız bir tartışmaya girdimdi! Diyordu ki bana:

“Kardeşim nedir sizin Kıbrıs Türkleri olarak istediğiniz? Paraysa para.. Sizi giydiririz de yediririz de… Hatta portakal değil mi portakal onu bile veririz size…”

“Yani” diyordu rahmetlik, bir avuç insansınız. Milyonlarca nüfusun sahibi kudretli Türkiye mi çekemeyecek sizin kahrınızı.

İŞTE bizi  bugünlere kadar gelirken elan içinde bulunduğumuz sosyoekonomik ve siyasi zaaflara uğratan bu mentaliteydi!

O yıllarda da sürekli yazdığımca, “dünyada ilk kez bir Türk Devleti Kuzey Kıbrıs’ta kendi egemenlik ve özgürlüğünün sahibi” oluyordu… Fakat bir dünya Devleti olamıyordu!    Türkiye’nin adadaki güvencesi olmasa    “varlığımızın da tehdit altında olması gibi!

Kaldı ki “çözümsüzlük” nedeniyle Türkiye’ye muhtaç bir dide haline gelirken, Kuzey’in de tutsağı olmaktan hiç kurtulmadıktı ki 1974’de yıkılıp gittiği için çoktan kadük olması gereken Rum’un Kıbrıs Cumhuriyetinin kimlik ve pasaportları da olmasaydı başımızı sınırlarımızın dışına bile uzatamayacaktık!

NEYSE ki şu Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yatakları olayı patladı da bölgede sadece (defakto) da olsa bir Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti  olduğu hatırlandı.. Kırk beş yıl sonra “neleriyle” ama? Yeniden yazıp saymaya gerek var mı?

**********

SON GELİŞMELER ÜZERİNE..

BM’ler Genel Sekreteri Guterres’i gene heyecanlandırdılar!

Oysa adam acar çocuk Eide’den beridir o çok özel temsilcilerinin çabalarına karşın Crans Montana’dan sonra ne güzel de rölantiye yattıydı.

Sn. Akıncı  “beşli toplantı” önerince müzakerelerin başlaması umutları bir kez daha depreşti!

Ne var ki “Kıbrıslıların” siyaset sahnesine taşındılar mı ne kadar cıvık ve vıcık  olduklarını anlayan Guterres diyor ki “önce liderler kendi aralarında anlaşsınlar..”

Doğrudur. Önce sorunu Kıbrıs Türk ve Rum liderleri kendi aralarında çözmeli ki BM’lere “tescili” kalsın..

BU nedenle “Beşli Müzakerelerden” önce bize asıl gerekli olan Sn. Akıncı ve tabi ki Meclis ile birlikte varılacak  “çözüm modeline” ilişkin  ortak ve ulusal uzlaşıdır.

Buna karşın Anastasiadis’li Rum tarafını aşmak mümkün olur mu?

Başımızda bir de Doğu Akdeniz ve yanı sıra “uluslar arası petrol şirketlerinin bölgedeki sondaj çalışmaları varken.. AB Türkiye’yi yaptırımlarıyla yıldırmaya çalışırken..

Tüm bu gelişmeleri “kendi gücü” olarak hayalci Rum-Yunan ikilisi tabi ki masada kasılacak ve kesinlikle “Türkiyesiz” bir çözümde ısrar edecektir.

…Ne var ki müzakereler başlamadan  “tahminlerin” doğruluğu hep tartışmalıdır!

**********

KISACA TAKILDIKLARIM:

Geçen hafta Tatar Hükümetinin bir yeni işgüzarlık örneğine toslayınca epey eğlendiydik.

Olay Kıb-Tek’in, Hükümete  rutin olarak bildirdiği  “kurumun mali durumuna” ait dökümleriydi..

Hükümet bunu “haber” olarak kamuya yansıtırken, “Kıb-Tek’in zam önerisini reddettik” biçiminde verince, Kıb-Tek Yönetim Kurulu Başkanı da anında açıklama yaparak “Hükümetten zam talebimiz olmadı” dedi..

Peki neden Tatar hükümeti aslında kıymet’i harbiyesi olmayan böylesi bir haberi popülist bir yaklaşımla “elektriğe yapılacak zammı reddettik” diyerek verdi..

Buna çok ihtiyacı vardı çünkü aradan aylar geçmeye başladı ama Hükümet Maraş’ın envateri ve açılması olayından öte  (ki etrafı kaldırıp oturttu) hâlâ halkı  tatmin edecek bir icraata imza atmadı!

Buna karşılık örneğin son Bakanlar toplantısında, üst kademe bürokratlarını  görevden almalar ve yerlerine yeni görevlendirmelere nazire; Ankara’ya da üç ataşe gönderildi!

Demek ki ne? Artık Ankara ile daha sıkı

ilişkiler mi kurulacak?   Hadi görelim bakalım!

…GİDİ limon! Her yıl bu aylarda, ülkede ne üretim planlaması ne de böylesi meyveleri toplumun ihtiyacını dikkate alarak teknolojik  depolama yapılmadığından,  limon “mütegallibenin, aracının” eline düşer, altın olur!..

Anlıyoruz ki KKTC’de Devlet yönetmek hâlâ  zordur! Çünkü:

“Halkın korunması ve çıkarları üzerine oluşması gereken “sistemlerin çarklarını”  hâlâ “mütegallibe” ile “aracı tefeci” çeviriyor!     Başbakanı “ekonomi kralı” olsa, böylesi yönetimleri  sorunlardan kurtarmazsınız!

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı