Köşe Yazarları

İki farklı anlayış ve CB adayı tercihi


Teknik bir hata nedeni ile Cenk Uzunoğlu’nun yazısını yeniden yayınlıyoruz. Özür dileriz

Durgunluğa girmiş olan Kıbrıs sorununa çözüm arayışında son bir ay içerisinde bizim taraftan kaynaklı iki gelişme oldu.

Biri Özersay’ın Maraş’ın açılmasına kadar gidebilecek açılımdı. Diğeri de Akıncı’nın gaz paylaşımı ile ilgili ortak komite kurulması önerisiydi.

Her iki gelişme de beni yıllar öncesine ABD’deki üniversite günlerime götürdü.

Rum yaşıtlarımızla Kıbrıs sorununun geçmişini tartışmak ve karşı tarafı dinlemek adına ilk temasımız 80’li yılların başında Amerika’ya üniversiteye gittiğimizde oldu.

İlk defa Rum yaşıtlarımızın kafasının içine girme fırsatı yakaladık.

Aynı sınıfa başladığımız Rum yaşıtlarımız ile ilgili ilk öğrendiğimiz şey yaşıt olmadığımızdı.

Lise sonrası mecburi askerliği ‘’İsrail modeli’’ diye tanımlamışlardı. O günün şartlarında benim için bu uzun boylu bir tanımlamaydı. Üzerinde durmadım.

Sonrasında hatırladıkça Museviler için İsrail devletinin nasıl kutsandığını herhalde Rumların da bilinçaltında taşımaları isteniyordu diye düşündüm.

Akılda kalan yorumlardan biri de 74 öncesinde kendi içlerinde derin çizgilerle bölünmüş olmanın bize fırsat, onlara da felaketi getirdiğiydi. Bunun sonucunda 74 yazında devletin çöplüğünde sağcısı ve solcusuyla hep birlikte nasıl yalnız kaldıklarını daha önce anlattıklarını unutarak tekrar tekrar anlatmışlardı.

Devlet kavramı, Rumlar için bizim düşündüğümüzden çok daha önemli ve ileri bir toplumsal ortak paydadır.

Bizden gasp ettikleri Kıbrıs Cumhuriyeti’ni toprak ile mülklerini kaybettikten sonra çatısı altına sığındıkları yegâne yapı diye görüyorlar.

74’te içten ve dışarıdan saldırıya uğrayıp paramparça olmasına sebep oldukları devletlerini yoktan tekrar var ettikleri hissiyatı ile devletlerine sahip çıkıyorlar.

Annan planında Akel’in dillere destan parti disiplininin ötesinde partiler üstü ortaya çıkan iradenin bir kökü de bence buralardaydı.

Hala daha biz bunu tam olarak idrak edemedik.

Daha geçen ay vefat eden Akel lideri Hristofyas’ın ardından niye Annan planına ‘’hayır’’ dediğini anlatmadan göçüp gitti diye bizim taraftaki ‘’ille de federasyon’’ diyen solcular yazılar yazdılar.

En tepedeki partiler üstü ortak küme onlar için devlettir.

Garantiler ve toprak konusundan daha yukarıdaki ortak küme devlet ve en önemlisi devletin ve yönetiminin paylaşılmaz olduğudur.

Kıbrıs sorununu çok iyi bildiğini iddia edenlerin en fazla yanıldığı nokta hep burası olmuştur.

Kuzeyde bir kesim ne yazık ki devletimizi küçümsediği ve yeri geldiğinde itibarsızlaştıracak ifadelerle andığı için sanırım Rumların da ayni hissiyat ile kendi devletlerine bakabileceklerini varsayıyorlar.

Öyle değil.

Ayrı kare

Akıncı’nın geçen haftaki önerisine gelelim.

Akıncı’nın gazın paylaşımı için ortak komite kuralım önerisi Kıbrıs sorununu hala daha çok iyi bilip anlamak istememekteki ısrarının sonucudur.

Akıncı ve temsil ettiği düşünce hala daha Rum’u yalnızca kendi devleti olarak gördüğü yapıyı paylaşmaya ikna edebileceğini umut etmektedir.

Rum 1960 ortaklık anlaşmasına rağmen dünyaya tescil ettirerek kazandığı yegâne gücü olan devletini ne karada ne de denizde iki toplum seviyesine indirir mi?

Haksız yere de olsa kazanmış olduğunu verir mi hiç?

Akıncı da dünyadaki gelişmelere ayak uyduramayan sol düşüncenin siyasi yükünü üstünde taşımaktadır. Bu tespit Akel için de geçerlidir.

Temsil ettiği zihniyetin federasyon dışında siyaseten sunabileceği ne ekonomi ne eğitim ne sağlık ne de tarım ile ilgili dünyadaki gelişmelere ayak uydurabilecek başka da bir politikası yoktur.

Durum böyle olunca eldeki eskimiş de olsa hazır ve geçmişi ile zengin federasyon müfredatının ezberinden konuşmaktan uzaklaşılamıyor.

Bunun zorluğu tembelliğe ve realiteye maske oluyor.

Eskimiş siyaset bu psikolojinin de tutsağıdır.

Ama her yeni müzakere başlangıcında, her kriz olasılığında çıkış yolu olarak zor ile ‘’ille de evlenelim’’ diye dil dökmek de artık ayıp oluyor.

Bu görüşte olanlara günlük hayatlarında bu kadar sabrı ve naif yaklaşımın kaçta kaçını gösteriyorlar diye sormak lazım.

Bunu da devlet adamlığının ve dik duruşun gereği diye bize yutturmasınlar.

Rumların ellerinde değil Sayın Akıncı.

Parti gözetmeksizin devleti paylaşmaya gönülleri yoktur.

Hatta ben bir adım ileriye gideyim.

Bu yaklaşımları da kötü insanlar olduklarından dolayı da değildir.

Canları istemiyor.

74 yazında yapayalnız bırakıldıklarından dolayı çözüme ulaşmak adına devletin yönetimini federasyona uygun olacak şekilde paylaşmayı kabul etmeleri için baskı altına alınmamaktadırlar.

Tek tanınan yapı olarak yollarına devam edebilmektedirler.

Tüm bunları bir de bu gözle görüp anlayın Sayın Akıncı ve artık ‘’eve’’ geri dönüş yapın.

Ayrı kare

Gelelim Özersay’ın Maraş açılımına.

Maraş konusunda izlendiğini düşündüğüm siyaset de beni yine Rum yaşıtlarımızla ilgili anekdotların birine götürdü.

Rum yaşıtlarımız içinde 74’te göç etmiş olanların bize mesafeli olan yaklaşımları belirgindi.

Ama bunun ötesinde göç etmiş olmayanlar ile aralarında bir ayrışma yaşadıklarını da hemen gözlemlemiştik.

‘’Göçmen olmadan önce patronduk şimdi Limasolluların, Larnakalıların, Baflıların garsonu olduk’’ diye kendi aralarında yeri geldiğinde şakalaşıyorlardı.

Bunu da Rumca yaptıkları için genelde bize tercüme ettiklerinde kimin Omorfolu kimin Girneli olduğunu öğrenmiş oluyorduk.

O şakaların ardında bugüne kadar gelen kapanmamış toplumsal bir yara ve ertelenmiş bir iç hesaplaşma vardır.

‘’74’ün faturası esas bize çıktı’’, güneyde göçmen konumunda olanların Kıbrıs sorunundaki görüşlerine hâkim olan partiler üstü görüştür.

Çözüm arayışında devlette eşit ortaklığı istemeyen Rumlar için bu tespit bir yerde onların toplumsal zafiyet noktasıdır.

Rum liderlerin, kaybettikleri toprak ve mal mülkün bir kısmını geri alıp devleti paylaşmak noktasında karşılaşmak istemedikleri ikilem budur.

Biz bunun üzerine giderek çözümü zorlamayı bugüne kadar yapmadık. Ya da yapamadık.

O gün bizim de tanık olduğumuz psikolojinin bugün Maraş konusunda yapılan çıkışımızdan sonra da hemen ses verdiğini görüyoruz.

Bu fay hattı artık Rum kesiminde bir iki neslin de üstüne eklenmesiyle biriktirdiği enerji ile kırılmaya hazır bir fay hattına dönüştü.

Bunu doğru okumak ve buna göre politika belirlemek lazım.

Görünen odur ki Özersay bunun bilincinde ilk defa farklı bir yaklaşım ile hükümetin yaptığı açılıma liderlik ederek arkasını da getirmek niyetindedir.

Özersay’ın Maraş ile ilgili attığı adımın arkasından mülk sahiplerine mallarını bizim devletimiz idaresi altında iadesi, ya geri dönüş ve dolaylı tanınma, ya da satış ile sonuçlanma ihtimalini getirecektir.

Maraş’ta atılacak adım amacını aşıp çözüme de bugüne kadar olmadığı kadar katkı yapacak potansiyele sahiptir.

Hele bunun üstüne Rumlar buldukları doğalgazı çıkaramama ya da ticari bir değer olarak paraya çevirememe ve buna karşılık da Türkiye’nin onların olduğunu iddia ettikleri sahalarda gaz bulması ile aynı anda karşı karşıya kalınırsa farklı bir güne uyanmış olacağız.

Rum siyaseti ve kamuoyu ilk defa mecburen karar vermeye zorlanacakları, federasyon mu yoksa iki ayrı devletin kabulü mü, ikilemi ile karşı karşıya kalacaktır.

Kaybettikleri toprakları geri almayı bir kenara bırakın kazandıklarını da kaybetmekle de karşı karşıya kalacaklar.

Yıllardır aklı evvel Rum siyasilerin kendi kamuoylarına işaret ettiği kırılma noktası tam da burasıdır.

Kamuoylarına iki şeyi aynı anda anlatmak zorunda kalacaklar. Birincisi ellerindeki yegâne güç olan devletin etkinliğinin sınırlı olduğunu. İkincisi de sayıca çoğunluk olsalar da ada ve etrafındaki alandaki güçleri açısından azınlık olduklarını.

***

Görüldüğü üzere eski ve yeni siyaseti temsil eden iki farklı siyasetçimizden gelen bu iki güncel öneri içeriğinin ötesinde önümüzdeki dönemde politika ve tercihlerimizin ne olduğunu gözler önüne serdi.

Bugüne kadar Denktaş-Eroğlu federasyonu istemeyerek, Talat-Akıncı da isteyerek müzakere ettiler. Federasyon olmadı.

Şimdi bu iki farklı yaklaşım ve politikacı tipleri ile mi yola devam edeceğiz yoksa yeni siyaset ve donanımı farklı siyasetçinin arayışında Rumları zor ama imkânsız olmayan AB çatısı altında iki devletli çözümü kabul etmeye mi zorlayacağız.

Bu fırsat kapısı uzun süre açık kalmayacaktır.

Tercih halkın olduğu kadar bunun önünde kendi şahsi egosunu ön plana çıkartarak engel olmanın da yükü tarih önünde ağır olacaktır.

Bunun karar arifesindeyiz.

Adını doğru koyalım.

Ortaya 3. bir yol çıkmıştır.

Buna inanıyorsak bu yolu kiminle yürümenin şansımızı artıracağını da buna göre düşünmeliyiz.

Fikre inanıp yola yetkinliği olmayanlarla çıkmayı denersek zor olanı imkânsız hale kendi ellerimizle getiririz.

Yeni dönem milliyetçiliği bunu gerektirir.

Zaman hamaset yapma zamanı değil artık optimum hasatı elde etme zamanıdır.

Toprak ve garantiler konusunda attığımız ve atabileceğimizi düşündüğümüz adımlar Rumların devleti eşit şekilde paylaşmak istememelerinden dolayı bize federasyonu getirmedi ama AB çatısı altında iki ayrı devleti getirebilir.

Yapılana kadar zor gözükür ama imkânsız değildir. Yeter ki yeni siyaset ve Cumhurbaşkanı seçimini uyumlu olacak şekilde yapabilelim.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı