Köşe Yazarları

Kayıt dışılık bir ayda yüzde 10 artar mı?


Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faiz Sucuoğlu, geçtiğimiz Cuma günü katıldığı bir tv programında “kayıt dışı rakamın yüzde 30’un üzerinde olduğunu” söyledi…

Ben şaşırdım. Neden derseniz, daha bir ay önce aynı Bakan, şöyle demişti; “Kayıt dışı ekonomi yüzde 20’yi geçti”.

Nasıl böyle korkunç bir fark oluşabilir ki?

Tabii ki bir ayın içinde yüzde 10’a yakın bir fark oluşmadı. Bakan’ın çelişkili açıklamalarının sebebi şu, devlet gerçek rakamı bilmiyor… Onun için de böyle acze düşüyor.

Bakan’ın ilk konuşmasından sonra bir yazı yazıp başlığında sormuştum; “Yüzde 20 kaçak oranı gerçekçi midir” diye. İşte gerçek olmadığı ortaya çıktı. Bir ayda iki farklı rakam. Neresinden bakarsanız bakın faul. Hem siyasi olarak, hem teknik olarak. Kaldı ki, yüzde 30 bile iyimser bir rakam olmalıdır.

Bir kere devletin kayıt dışı çalışanları hesaplama yöntemi, gerçek rakamı vermez, veremez.

Çalışma izinli kişi sayısıyla, Sosyal Sigorta yatırımlarını karılaştırıyorlar ve ortaya çıkan açığı kayıt dışı olarak belirliyorlar. Yetmez. Öğrenci diye gelip, bir dönem sonra okuldan ayrılıp çalışanlar, bir aylık turist vizesiyle gelip kaybolanlar bu rakamın içinde yok.

Bundan 46 yıl önce İngiltere’de, pasaportumuza vurulmuş çalışma izniyle çalışırken bile, her ay Home Office’den, gelip bildirim yapmamız gerektiğine dair kağıt alırdık. İşte bizde olmayan bu. Yarım asır önce koskoca İngiltere, ülkesindeki yabancıları o günün teknolojisiyle takip edebilirken, biz hala bugün ne yapacağımızı şaşırmış, kontrolü kaybetmiş durumdayız.

Atla deve değil. İster en son teknolojiyle, ister en eski yöntemlerle yaparsınız ama yaparsınız.

Yeter ki niyet olsun.

Bıraktım turist, öğrenci vizesiyle gelip kaçak çalışanları. Geçen gün duydum, üçüncü uyruklu bir üniversite öğrencisi dükkan açmış.  Sosyal sigortayı falan geçin, izinsiz işyeri açan var. Öyle de cüretkarlar artık.

En kolayı çalışma izniyle gelip de kaçak durumuna düşeni bulmak değil mi. Onu bile yapamazsınız. Neden mi? Neden olacak, siz işverenleri her birkaç senede bir af çıkartmaya alıştırdınız. Onlar da gözü kapalı biliyorlar ki, ne yapsa etse bir af çıkacak. Onun için de yatırımları yapmıyorlar. Ellerinden pasaportlarını, kimliklerini alıp, günde 12-14 saat köle gibi çalıştırıyorlar. Aralarında 15 günlük maaş verip, yatırımı hiç yapmayanlar var. Biçare adamın şikayet etme lüksü olabilir mi? Ederse, işverene bir şey olmuyor ki… Ama kendisi yakalanırsa, önce hapis, sonra sınır dışı…
Dikkat edin, isimler değişse de anlayış değişmiyor. Sucuoğlu af çıkaran bilmem kaçıncı Bakan olacak. Daha öncekiler bir de “bu son af” falan demişlerdi. Son olmadı tabii. Şimdi Bakan’ın af lafını ağzına aldığı günden beri, kaçak çalıştıran işveren bir kez daha ellerini ovuşturuyor.

Ve bu çark, öylebir çark ki, emekçi partiler de iktidara gelse, sermayenin bekçisi partiler de iktidara gelse, aynen dönüyor.

Sonra da bir şikayet bir şikayet. Zavallı polisleri insan avına çıkarıyorlar. Onlar da elini sallasa, kaçağa değiyor. Kursanıza adam gibi sistem. Takip etsenize, tutup kolundan atsanıza, çalıştırana adam gibi ceza versenize, teşhir etsenize.

Ne mümkün.

Bir sonraki seçimde cezalandırılmayı göze almak da zor değil mi?

 

YENİ OYUN…

Doğu Akdeniz doğal gazı için kurulan ABD destekli East Med Forum bu ayın 24-25’inde Kahire’de toplanıyor. Forum geçen Ocak ayında kuruldu. Üyeleri arasında hem İsrail var, hem Filistin. Bu bile sahtekarlığın dik alası. Çıkarlar söz konusu olduğunda, savaşıyor olmanın ne önemi var… Dahası, o Filistin ki, Türkiye’nin en çok savunduğu ülke. Her neyse, Bu toplantıya katılacak olanlar arasında İsrail’in adı bilhassa geçmiyor.

Ama bundan 4 gün sonra Yunanistan’da yapılacak bir enerji zirvesi var ki, asıl ekip orada olacak. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Enerji Kaynaklarından sorumlu Bakan Yardımcısı, Güney Kıbrıs, Yunanistan ve İsrail’in Enerji Bakanları katılacak.

İlginç olan yanı da zirvenin konusu… Rum Enerji Bakanı Lakkotrypis, Kathimerini’de yeralan habere göre “Ankara’nın, Kıbrıs sorununun çözülmesi sürecine paralel olarak, deniz yetki bölgelerinin belirlenmesi tartışmalarına başlamayı kabul ettiğini” iddia ediyor ve Türkiye’yi halihazırda oluşturdukları projeye katmaya yoğunlaşacaklarını söylüyor.

Birincisi, Türkiye’nin böyle bir kabulü yok. Üstelik kurulan bu 7’li ya da 4’lü forumların şartlarını Türkiye’nin kabul etmesi olanaksız. Birincisi, belirledikleri haritayı kabul ettirmek istemekteler, ikincisi  ise önerinin özünde Türkiye’nin Güney Kıbrıs’ı muhatap alması var.

Yine de kesin olan, satrançın son hızıyla devam ediyor olması. Herşeye rağmen, diplomasinin galip gelmesi dileğimiz…

YERİN KULAĞI VAR

HÜKÜMETE 20 TEMMUZ İKRAMİYESİ:

Eski hükümeti parasızlıktan vırak vırak ettiren Ankara, UBP-HP hükümetini paraya boğdu resmen. “20 Temmuz hediyesi” olarak hükümete 750 milyon verdi. Artık Başbakan Tatar’ın “ekonomi uçacak, kişi başı milli gelir 25 bin dolar olacak” hayali gerçekleşir artık. Paranın miktarını öğrendik de, şartlarını henüz bilmiyoruz.

 

 “GAYRI RESMİ” 5’LİDEN ÖNCE:

Akıncı’nın “gayrı resmi” beşli konferans önerisi taraflarca olumlu bulunmuş ve buluşmanın gerçekleşmesi için bazı girişmler de başlatılmıştı. İki liderin, öncelikle biraraya gelme talepleri de gerçekleşiyor.Buluşmanın Ağustos ayının ilk haftası olabileceği iddia ediliyor. Beşli görüşmeye de pek sıcak bakmayan ve bazı “tehlikelerden” bahseden UBP-HP hükümeti, bu ikilinin buluşmasına nasıl bir tepki gösterecek doğrusu merak ediyorum…

 

İNANDIRICI DEĞİLSİNİZ:  

AKEL Genel Sekreteri Kiprianu, Anastasiadis’e gönderdiği mektubu ve önerilerini kamuoyuyla paylaştı. Mektupta, adada bir çözüm istediğini sürekli dile getiren AKEL’in, Akıncı’nın önerilerini “kabul edilemez” olduğunu söylemesi ilginç. Bu bir yana, Kıbrıslı Türkler leyhine olan tüm kararların uygulanmasını, “çözümden sonraya” bırakan bu anlayışın, Kıbrıs’ta iki halkın eşit bir şekilde yaşamasını istediğine inanmamızı nasıl bekleyebilirler. Zaten gerçek yüzlerini 2004 referandumunda göstermişlerdi…

 

SÖZLE İCRAAT BİRBİRİNİ TUTSA, BARIŞ OLUR:

Yunanistan yeni Başbakanı Miçodakis Türkiye’ye “gereksiz gerginlikler ve silahlanma yarışından vazgeçme” çağrısında bulunmuş. Ne güzel sözler değil mi? İnsan inanmak istiyor. Ama bunu söyleyen, muhatabının haklarını uluslararası güçleri kullanarak gasp etmeye kalkan, bizzat kendisi gerilim yaratan ve son 5 yılda 11 milyar dolar silah alan, her her yüz dolarlık silah harcamasının 80 dolarını Türkiye’ye karşı yapan ülkenin Başbakanı. Selefi “sosyalist” Çipras’ın da ilk icraatı, Trump’la silah anlaşması yapmak olmuştu zaten…

 

ONLAR DA ANLADI:

Rumlar da sonunda anladı ki, Anastasiadis’in çözüm konusundaki zig zagları, ileri sürdüğü bahaneler artık tepki topluyor. Özellikle gaz konusunda “ben yaparım olur” mantığıyla hareket eden Anastasiadis’e bir eleştiri de eski Dışişleri Bakanından geldi. Kasulidis,“Kıbrıs sorununu çözeriz veya olduğumuz gibi kalırız” argümanının artık geçerli olmadığını ve çözüm bulunmaması halinde mevcut statükonun şimdiki haliyle devam etmeyeceğini, doğal gaz gerginliğinin sona ermesinin tek yolunun, Kıbrıs sorununun çözümü müzakerelerinin kaldığı yerden yeniden başlaması olduğunu öne sürerek Anastasidis’e, “daha iyi bir öneri” sunmasını tavsiye etti…

 

ADRES YANLIŞ:

200 kadar Rum Ledra Palas sınır kapısında ellerinde Yunan Bayraklarıyla Lokmacı Barikatı’na giderek Yunan Marşları ve ırkçı sloganlar atarak 20 Temmuz’u protesto ederek eylem yaptı. İyi de adayı kana boğanlar kimlerdi acaba. Keşke Lokmacı kapısına gelip bizi protesto edeceklerine tüm bunlara neden olanları protesto etselerdi, daha gerçekçi olurdu…

ZİRVEDEKİLER

Bülent Kanol: “En büyük korkuları… Barış görüşmelerinin yeniden başlamasıymış… Neymiş?… Başlarsa bir 50 yıl daha devam edermiş… E başlamazsa ne olur? Başımız göğe erecekmiş!… Çeşitli modellerden (Monako, Las Vegas, Hong Kong, Taiwan, Kosova veya hiç olmadı Hatay) birini seçecek, tüm dünya da bizim bu kutsal ve meşru seçimimizi tanımak için sıraya girecekmiş!!…”

 

DİPTEKİLER

Ne Koltukmuş Bu Koltuk: Tarih 2017… HP Genel Başkanı Kudret Özersay, dönemin Eğitim Bakanı Berova’yı eleştiriyor ve diyor ki, “Sizin işbirliği dediğiniz şey, bilgiyi, belgeyi, kontrolü ve işin yapılması dahil, olduğu gibi her şeyi Türkiye’ye teslim etmek anlamına geliyor belli ki!”… Ve o Özersay şimdi hükümet ortağı ve bir okulun yönetiminin devredilmesine sesi çıkmıyor.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı