Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

42 yıl geçti

Bugün 20 Temmuz…1974’ün üzerinden tam 42 yıl geçti… Ben de, tıpkı o dönem üniversitede okuyan arkadaşlarım gibi bu savaşa taraf olmuş birisiyim. Ankara’da üniversitede okuyordum ve yaşım henüz 23 idi…

Benim neslim bu süreçte çok çektik. 1958, 1963 ve son olarak da 1974’ü yaşadık. Açlığın, göçmenliğin ve savaşın o korkunç yüzünü gördük…

Dünya değişti, değişmeyen tek şey, yarım asırdan fazladır süren Kıbrıs sorunu…

O günün şartlarında ve Kıbrıs’taki mevcut konjonktür nedeniyle bizzat o acı günleri yaşamış biri olarak, bugün artık ülkede kalıcı bir barış ve huzur ve güven ortamının tesis etmesi gerektiğine inanıyorum.

Gerek bizden gerekse Rumlardan çok canlar göçüp gitti, hem de dünya nüfusunun büyük çoğunluğunun haritada yerini bulmakta zorlandığı bu küçücük ada için. Bugün geldiğimiz noktada, artık huzuru yeniden yakalamanın vaktinin geldiğine inanıyorum…

O günlerde, “söz konusu vatansa, gerisi teferruat” diyerek, benim gibi yüzlerce arkadaşımın gönüllü olarak silaha sarıldığı o günler, hala belleklerimizde tazeliğini koruyor. Bu topraklar üzerinde, en az Rumlar kadar eşit varolma hakkına sahip olduğumuz gerçeğiyle verdiğimiz mücadele sonunda, bir devlet kurduk…

Ama bugün dönüp geriye baktığımda, aradan geçen yıllar içinde, hiç bilmediğimiz başka şeyleri de öğrendiğimizi görüyorum…

Mesela, talan ve ganimeti öğrendik. Göç edenin, hakkı olanın değil, suyun başını tutanların mal-mülk ve arazi zengini olabildiğini, herşeyin istismar edilebildiğini öğrendik…

Ve en önemlisi, sevgisizliği, vefasızlığı, adam satmayı ve partizanlık denen o illetin ne olduğunu…

Ve tam bir asır öncesinden aslında bu düşmanlıkların, nasıl ve kimler tarafından sahneye konulduğunu, hem bizlerin, hem de Rumların bir piyon gibi nasıl kullanıldığımızı görüyorum…

Özellikle 1963-74 arası Kıbrıs Türk toplumu olarak çok zor günler yaşadık. 11 yıl kapalı bir hapisane gibi, küçük gettolarda, yokluk ve sefaletin ne olduğunu gördük… Ve bizlerin 1963-74 yılları arası tam 11 yıl yaşadığı zorlukları yaratan Rumların, 1974’de aynı acıları yaşadığına şahit olduk…

Kaç nesil bu uğurda yok olup gitti. Belki bizler de, adada o özlenen ortamın yakalandığını göremeyeceğiz ama, çocuklarımıza huzur dolu bir ülke yaratabilmek için, mücadelemizi son güne kadar sürdürmek zorundayız…

Neyi paylaşamıyoruz bu küçücük adada?

Kimin biraz daha fazla toprak sahibi olacağı, kimin kime hükmedeceği için mi bunca insan ölüp gitti.  Değer miydi..? Değdi mi..?

Özgürlük, varoluş diye başlattık, haklının değil, güçlünün kazandığı bir düzen yarattık. 260 bin Rum’un bıraktığı yere Güney’den gelen 65 bin kişiyi yerleştiremedik. Hala iskan sorununun yaşanmasını kim, nasıl izah edebilir ki..?

Ve görüyorum ki, aradan 42 yıl geçmesine rağmen hala bu zihniyeti bırakıp, “devlet kendi toplumu için vardır” diyemedik. Yarattığımız bu bozuk sistem içerisinde, başları ayak, ayakları da baş yaptık…

Şimdi 42 yıl sonra, “74 savaşının galibi kim” diye, kendimizi sorgulayabiliyoruz. Bilerek yanlış temellendirilen sosyal ve ekonomik politikalardan tutun da, yanlış siyasilerin elinde halkın güvenini kaybeden bir yönetim, kendi kendiyle barışık olmayan bir toplum yarattık ne yazık ki…

 Ben ve benim gibiler, o gün bu mücadeleyi, birileri bizim sırtımıza basarak, kendi bozuk düzenlerini kursunlar diye vermedik… Yüzlerce şehit kanı üzerine kurdukları sırça köşklerinden, vatan, millet, bayrak nutukları atmaları için ise, hiç vermedik…

Ve bugün, memleketin tüm değerlerinin peşkeş çekildiği, hak ve adaletin yerlerde süründüğü ve en önemlisi bırakın devlet olmayı, kabile bile olmaktan uzak bir toplum görüyorum. Her köşe başında bir bet ofisin, her otelin altında bir casinonun ve de ana yolları sağlı sollu dolduran gece külüplerinin neon ışıkları ile aydınlattığı, ama alt yapısı, eğitimi, sağlığı bile tamam olmayan, ekonomisi dış yardıma muhtaç bu ülkede, bugün özgürlüğümüzü kutluyoruz…Hepimize kutlu olsun…

YERİN KULAĞI VAR

ORAYI KAMULAŞTIRSANIZ YA: Her yıl çıkartma plajında düzenlenen Şafak Nöbeti de bundan böyle yapılamayacak. Çünkü törenin yapıldığı alan, Vakıflar İdaresi tarafından özel bir şirkete otel, casino, plaj-eğlence yeri yapması için kiralanmak üzere. Ama bu konuda birisinin çıkıp da, çıkartmanın yapıldığı ve yüzlerce Mehmetçiğin can verdiği bu bölgeyi, otel ve eğlence yeri yapılmasına karşı bir duruş sergilediğini duymadım. Yarın orası otel olduğunda, kendi alanı içinde olan bölgede Şafak Nöbeti kutlamaları için izin almak mı gerekecek. Konuşmaya, nutuk sallamaya geldi mi mangalda kül bırakmayız ama, iş, böylesi kutsal bir yeri korumaya geldi mi, dut yemiş bülbüle döneriz. Hadi bizi boşverdim ama, orada şehit düşenlere de mi saygınız yok…

BULMAK ZOR MU:  Mehmetçik çöplüğünde Fetullah Gülen’le bağlantılı kitaplar ve bilgisayar hard diskleri yakılırken bulunmuş. Bu zihniyetin buralara da elinin uzandığını, birilerinin bu teşkilattan beslendiğini, yayılmaya çalıştıklarını duyuyorduk. Aralarında işler tersine dönünce, kendi de dönenler olmuştu. Şimdi telaşa düşmüşler anlaşılan.  İşi sıkı tutmakta fayda var. Cadı avına çıkılsın demiyoruz ama, tehlikenin de ciddiye alınması lazım. Bölgede bunu yapabilecek olanların bulunup, ortaya çıkarılması zor olmasa gerek…

PLANLAMA VAR MI: Devlet Planlama Örgütü, teşvik verilen yatırımları açıkladı. 658 milyon liralık 25 proje onay almış. Bizim bir de bu işlere bakan YAGA diye bir kurumumuz yok muydu? Niye onlar açıklamadı, merak ettim. Bu arada, yatırımların şekillenmesinde bir plansızlık olduğu da seziliyor. Örneğin, 4 yeni otele daha teşvik verilmiş. Bu 4 yeni kumarhane demek. Bizim bu kapasiteye ihtiyacımız var mı? Oteller doldu taştı da haberimiz mi yok? Teşviklerin ülkenin ihtiyaçlarına göre güncellenmesi gerekmez mi..?

GABBAR FESTİVALİ: Meluşa yani Kırıkkale, babamın köyüdür. Bu yıl bakmışlar, festivali olmayan yerli ürün nedir diye, gabbar festivali yapmaya karar vermişler. Yapsınlar, belki tanıtımı olur. Ama gabbarın kendisi, ciddi ekonomik değeri olan bir ürün. Bir ziraat profesörü gabbarı, “dolar açan tomurcuklar” diye tarif etmiş. Uluslararası piyasada kilosu 3-4 dolar civarında. Türkiye hiç tanımadığı bu bitkiyi şu anda ihraç ediyor. Yılda ortalama 5 bin ton, elde edilen döviz girdisi 12 milyon dolar. Biz dağda bayırda topladığımızı turşu yapıyoruz, üretmeyi aklımızın kenarından geçirmiyoruz. Keşke festivali yapanlar, bir kooperatife öncülük etse, bir proje çıksa, arpaya destek veren devlet, buna  destek olsa fena mı olur..?

BELKİ VESİLE OLUR: Türkiye’deki darbe vesile oldu, 20 Temmuz yeme içme törenleri iptal oldu. Aslında bu işlere kökünden neşter vurmak gerek. Artık eskimiş metodlarla tanıtım yapmanın, masraftan başka getirisi kalmadı. Çağımız iletişim çağı, daha ince programlar, projeler yıl içine yayılabilir. İlla da askeri törenlerde propaganda yapacağım diye ısrar etmenin manası yok. Belki vesile olur da, bu konu da ele alınır…

TURİZMİ DE VURDU: Türkiye’deki darbe girişimi sadece Türkiye’nin imajını değil, yeni yeni kıpırdamaya başlayan turizmi de vurdu. Türkiye’ye uğrayacak bir çok turistik cruise gemisi, son yaşanan olaylar nedeniyle Türkiye limanları yerine Yunanistan’a gitmeyi tercih etmiş ve birçok rezervasyon da iptal edilmiş. Türkiye her hapşırdığında nezle olan KKTC turizminin de olumsuz etkilenmsi kaçınılmaz olacak… 

ZİRVEDEKİLER: Mustafa Akıncı: “15 Temmuz yaşanmasaydı, 20 Temmuz da olmazdı” diyen Cumhurbaşkanı Akıncı; “Acıdır ama bir gerçektir ki; tarihin bazı dönemlerinde toplumsal bünyeler demokratik zafiyet göstermekte ve darbeler lanetleneceğine alkışlanmaktadır. Dünyanın başka yerlerinde olduğu gibi, bazı dönemlerde Yunanistan’da, Türkiye’de ve Kıbrıs’ın güneyinde de bunların yaşandığı bir gerçektir” değerlendirmesinde bulundu…

DİPTEKİLER: Hristos Rotsas: ‘Bu da kim’ derseniz, Anastasiadis’in partisi DİSİ’nin eski bir milletvekili. Darbe girişimi gecesi facebook’dan paylaşmış, zihniyete bakın; “Türkiye’deki darbe gecesi büyük bir fırsat kaçırıldı… 42 yılda hazırlık yapmalıydık… O gece kargaşadan dolayı saldıranın Kıbrıslı Rumlar mı darbeciler mi olduğunu bilemeyecek durumdaki Türk ordusuna baskın yapabilirdik. 43 bin Türk askeri esir alınabilirdi… Elimizde 43 bin Türk askeri tutsağımız olsaydı, Türkiye herhangi bir şey yapmaya kalkışamayacak ve bizim ordularımız Girne kıyılarına ulaştığında, mağlup olacaktı. Türkler iki üç gün bombardıman yapar, sonra vazgeçerdi”. Meczuptur demeyin, mesajın altına bür sürü de destek gelmiş. Ha Ankara’daki darbeciler, ha Güney Kıbrıs’taki Rostsas’lar…