Dün KKTC’nin 38. kuruluş yıldönümüydü. Demek ki aradan 38 yıl geçti. Tutun ki tarihi süreci içinde çok da uzun sayılamayacak kadar genç.. Fakat insan hayatıyla ölçüldüğünde belki de yolun yarısı…
Ki 38 yıl önce doğan evladınızın belki şu anda çocukları vardır dede diyen…
Yani hayat nesilden nesile sürüyor işte..
***
DÜN bir kez daha kuruluş yıldönümünü kutladığımız, bu nedenle şerefine verilen bir günlük tatilinin tadını çıkarırken düşündüm:
VAY be dedim: Demek 38 yıl geçti ha! Peki ama neden “siyasi yönden hâlâ çözümsüz ve neden özgürlükle egemenliğimizin en önemli ispatıyla varoluşumuzun “simgesi” olmasına karşın… BİZ Kuzey Kıbrıs Türk halkı hâlâ “devletimizin esiri” oluşumuzun kadersizliği ile talihsizliğini yaşıyoruz? Revai hak mı bu?
***
DÜNKÜ yazımı da bu düşüncelerle yazdımdı.. Geçen haftaki bir yazımda bu nedenle, “eğer bizi Orta Asya’daki şu Türk devletleri tanırsa vallahi tanınmamışlığı yırtarız” dedimdi!
Bu nedenle bir gıdımlık da olsa “umudun” balını parmaklamış tadına bakmıştım..
***
“HEYHAT” diyordum ama! Rahmetlik Denktaş’ın mücadeleci karakterini besleyen o büyük hayalleri ile Ankara’nın siyasi gerçekleri bir türlü bütünleşip “Anavatan-Yavruvatan” çıkarlarında buluşamadı..
Hatta sorun gitgide içinden çıkılmaz bir hal alırken bile.
TUTUN ki işte dün bu KKTC’nin 38. Yılını kutladıktı.. Çözümsüz ve bundan sonrası yılların ne getirip ne götüreceği belli olmayan bir siyasi sorun olarak.
Hatta Türk Yunan savaşına bile gebe kalmışlığında!
Hatta Türkiye’yi belaya sokacak kadar netameli!
***
PEKİ AMA: “Bu ahval ve şerait içinde” kurduğumuz ve dün 38. Yılını kutladığımız bu “devlet için biz ne yaptık?”
Uğruna öldük mü? Günü geldiğinde göreceğiz de şimdilerde cevabı “hayır!”
Kuzey Kıbrıs Türk halkı olarak kurduğumuz bu devleti benimseyip sevdik mi? Yook! Nitekim Annan planında Rumlarla oluşturacağımız federasyon uğruna adayı Rum’a tavla teslim edecek oylamalarla evet demedik mi?
Ve hâlâ çoğunluğumuzca en iyi çözümün “ayrı ve egemen devlet değil “federal sistem olduğunu” söylemiyor muyuz?
Buraya kadar gelmişken ekleyim:
***
PEK ÇOK “federal sistem” olduğunu.. Etnik toplulukların BM’lerce tescilli “kendi kaderlerini tayin etme haklarının olduğunu…” ARTIK dünyada “federal devletlerin” yerlerini “bağımsız ve egemen devletlere bıraktığını.. LAĞVEDİLEN federasyon sistemlerine karşın, “ülkeler arası ittifakların ve bloklaşmaların oluşturulmakta olduğunu…” Bildiğimiz halde… NEDEN kendimizi Güney’deki Rum toplumun sultası altına sokacak federal sistemi savunduğumuzu… Üstelik bu görüşün küçümsenemeyecek oranda bazı siyasi partilerimizin desteğini de aldığı… Gerçeklerde KKTC’nin 38. yılının muhasebesini yapmak o kadar kolay olmuyor!
***
KOLAY değil çünkü 38 yıl sonra bu ülkede hâlâ çevre pisliğini tartışıyoruz!
Trafikte yaşanan ölümcül kazaların matemini tutuyoruz..
Vatan dediğimiz beldeyi nasıl çarpık yapılaşmalarla rezil ettiğimizden, sahilleri nasıl yağmaladığımızdan yakınıyoruz!
Memleketin gitgide uyuşturucunun fuhuşun, kumarın pençelerine düştüğünün haberlerinde boğuluyoruz!
Batmışlığın, dolandırıcılığın, yalanın yüzlercesiyle birlikte yaşıyoruz!
***
VE ASIL NE YAPIYORUZ? Her yıl bir seçim!..
Seçim uğruna dünyanın en pespaye popüzlimini…
İktidar olabilme uğruna insanların aşını işini propagandalara katık…
Sonunda şişirilmiş personellerle her zaman ağır aksak yürütülen işler ve hantal, merkeziyetçi kağnı kadar bile hareket kabiliyeti olmayan, Ankara’nın parasal katkısı olmasa çalışanlarının maaşlarını ödeyemeyecek “gel git, git gel yönetimler…”
***
TAM 38 yıldır bu minval geldik bugünlere.. Ki son hükümetin vazifesi memleketi bir erken seçime daha hazırlamaktır!
Belli ki önümüzde daha çok ama çok uzun bir yol vardır. Tek umudumuz bugünlere geçmişimize hürmeten yeni nesil gençlerimizin davaya sahip çıkmaları.. Bir umut işte..
































