Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

3. Türk Yunan iş birliği toplantısı… (Bundan sonra sonucu gözleyeceğiz)

Geçen  cuma günü Atina’ya giden Başbakan Davutoğlu Başbakan Samaras’la görüşmelerini tamamladı bir de ortak bildiri yayımlandı… Dün bu resmi ziyaretle ilgili yorumumu yaparken olanca kötümserliğimle  şu başlığı attıydım:  “Davutoğlu’nun Yunanistan ziyareti.  Sıfıra sınıf elde var sıfır!”  Ve ekledimdi:  “Henüz ortak açıklamayı bilmiyorum!” Buna karşın ilgili haberlerle bir Yunan gazetesinin Türkçe manşeti  ile yaptığı barış çağrısını referans olarak aldımdı…
Şimdi genel görünüm ve  bıraktığı izlenimleri ile  bu ziyaretin Türkiye ve Yunanistan arasında nasıl bir  “yeni ilişki”  başlattığının ana başlıklarını vereyim:
BİR:  Kıbrıs’ta müzakerelerin en kısa zamanda başlaması için her iki ülke başbakanı da mutabık kaldılar.
İKİ: (Hatta sızan haberlere göre)  Müzakerelerin ocak ayında yeniden başlamasını sağlayacaklarmış.
ÜÇ: Davutoğlu iki ülke arasında görüş ayrılıkları olabileceğini ancak  tabuları yıkarak bunların üzerine gitmek gerektiğini savunurken bir an önce Kıbrıs’ta müzakereler başlamalıdır temennisinde bulundu.
DÖRT: Davutoğlu’nun açıklamasına göre doğal kaynakların tüm Kıbrıslıların olduğu yönünde mutabakata varıldı.
BEŞ: Satır aralarında Davutoğlu, AB’ye üye ülkelerinin Türkiye’nin üyeliğine karşı oluşlarını Yunanistan’ın üzerine yıkarak yeni ilerleme başlıklarının açılmasını engellediklerini söyledi…  (Bizce asıl muzırlık ve bu  konuda kullanılan ülke Güney Rum Yönetimidir!)
ALTI: Davutoğlu Türkiye’nin AB üyesi olması halinde hem AB’nin hem de Yunanistan’ın kazanacağını bir daha vurguladı.
YEDİ: Samaras da müzakerelerin kısa zamanda başlayacağını umut ettiğini  ve bazı konularda TC ile önemli görüş ayrılıkları olduğunu söyledi.
SEKİZ: Samaras Yunanistan’ın bundan sonra da Türkiye’nin AB üyeliğini desteklemeye devam edeceğini söylerken, Türkiye AB üyesi olursa çok büyük kazançlar elde edecektir dedi.
DOKUZ:  Türkiye ile Yunanistan arasındaki  “azınlıklıklar konusu” da ele alındı dostluk köprüleri kurulması temenni  edildi…
BUNDAN SONRA NE OLUR?  Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunlar gitgide çözülerek erirler mi yoksa “bu ziyaretteki tüm temennilerle sırt sıvazlamalar “diplomatik terbiyenin gerektirdiği zorunluluktu” denerek gelişmeler eski hamam eski tas mı gider?
ARTI:  İki büyük sorun yani Kıbrıs sorunu ile yeni doğduğu için   viyaklayıp ciyaklarken piminin çekilmesini bekleyen nur topu gibi  “Münhasır Ekonomik Bölgeler Sorunu” nasıl çözülür?  Ki taraflardan biri Doğu Akdeniz’de diğer tarafa az biraz yan  baksa maraza çıkacak!
TEMENNİMİZ:  Her zaman söyleriz: Kıbrıs siyasi  sorunu nedeniyle çok çektik! Dolayısıyla barışçı çözümle  “Türkiye Yunanistan,  KKTC-GKRY” arasında dostluk köprülerinin atılmasını kimse bizim kadar isteyemez.  Temenni ne kelime,  gerçekleşsin  diye dua ederiz…
     **********   

    Hükümet umutsuz vaka: (İcraat yok laf çok!)
Başbakan Sn.  Yorgancıoğlu  rutin hale getirdiği ve “İcraatın İçinden” başlığı altında periyodik aralıklarla yaptığı   açıklamalarını sürdürüyor. Çok da yararlı oluyor. Ancak bu açıklamaları doyurucu ve sevindirici olmuyor!
Hatırlardadır:  Bir önceki yani 2 Ekim 2014’teki İcraatın İçinden” açıklamalarını  da  benzer ifadelerle eleştirdiydim. Ve eleştirilerin odağına   “üzüntülerimi”  de katarak  “büyük icraatların”  olmadığını dolayısıyla  “büyük düşüncelerin”  de olmadığını koyduydum! Ekim ayından bugüne iki ay geçti.  İki  ayda ne değişecekti ki Sn. Yorgancıoğlu yeni bir  “İcraatın İçinden” açıklamaları yapsındı?
Galiba şu nedenden!  Üç kişilik Kaşif’li UG grubu DP’den koparak  UBP’ye yani  yuvaya döndüler! Kısaca Koalisyon hükümeti üç milletvekilini yitirdi! Başbakan bu kan kaybını “işte icraatlarımız, hükümet dimdik ayaktadır imajı ile “  kamufle etmeyi yeğlemiş olabilir…
İCRAATLARA GELİNCE:  2 Ekim 2014’te de   5 Aralık 2014’de de Sn. Yorgancıoğlu  “İcraat adı altında”  ayni açıklamaları yapıyordu! Çünkü  değişikliğe neden olacak gelişme yoktu! Aksine    CTP’nin ortağı DP-UG fire veriyor ve iktidar  biraz daha gücünden düşüyordu!    Nitekim Başbakan 3 Ekim açıklamasında da “Hellim için Komite kuruldu” diyordu 5 Aralık açıklamasında da “Hellim için Komite kuruldu” diyordu!
3 Ekim açıklamalarında   “büyük icraatlar yoktu!”  Dolayısıyla  ekonomik kalkınmadan söz edemiyor yerine  “Üniversitelerle gerçekleştirdiği ekonomik protokollerden” söz ediyordu!
3 Ekim’de Yeşilırmak ve Bağlıköy’e  yürüyüş yolları yapılacağı müjdesi veriyordu!  5 Aralık açıklamasında ise  toplu taşıma araçlarının yenilenmesinden!
3 Ekim’de Tüketicinin korunmasından söz ediyordu, 5 Aralıkta yeni öğretmen istihdamlarının açıklamasını yapıyordu…
  3 Ekimde  İyi İdare Yasası vaat ediyordu, 5 Aralık’ta Yeni haklar ve imkânlar için kamu spotlarından dem vuruyordu…           Kısaca  “ne büyük icraatlar”  vardı ne de büyük düşünce.  Aksine diline pelesenk Polis ve Cengiz Topel Hastanesi gibi müzmin sorunlar vardı ki  onlara da  “KKTC’yi kucaklayıcı bir  Başbakan olarak değil,  CTP misyonuna sahip bir partili olarak yaklaşıyordu! Ve doğrusu bu görünümü ile Sn. Yorgancıoğlu Başbakanlığındaki Hükümet gelecekler için umut vermiyordu!..             

   **********    

  Kısaca takıldığım:  (Serdar Denktaş’a yapılanlar! Hukuk devleti olduğumuzda sorunlar da biter!)    
  Başbakan yardımcısı Serdar Denktaş eğer  “açıklamasını”  hafta sonu yapmayıp  başında yapsaydı  reyting rekorunu kıracaktı! Doğrusu açıklaması yenilir yutulur gibi değildi.  Bırakınız Serdar Denktaş’ı,  sıradan bir yurttaşa yapılsa yer yerinden oynardı.  Ne demek bir insanın “kanunlar çerçevesinde ve kendisine verilen yetki ve sorumlulukla görevini ifa ederken,  bu nedenle tehdit edilmesi!” 
FAKAT:  Tam bu sırada bir başka olay daha cereyan ediyordu:  DP-UG’den istifa eden Ahmet Kaşif, Ergün Serdaroğlu ve Hamit Bakırcı UBP’ye dönüyor ve kabul görüyorlardı…
Tabi ki kendisine katılmakla büyük güç kazanan DP’nin koltuk değneği durumunda olan  UG’deki bu  “kopuş”  Serdar Denktaş için  “kâr hanesine” geçireceği bir olay değildi!  Aksine  hem Hükümetin Başbakan yardımcısı hem de partisinin genel Başkanı olarak  her iki kulvarda da koşarken “başarısız”  olduğunun, en azından iyi bir Yönetici olamadığının ispatını çakıyordu!
GELELİM BET OFİSLERE.  Vergilerini vermedikleri için kapatılmışlar bu “kapatılma” olayından Serdar Denktaş’ı sorumlu tutan bazı “haddini bilmezler” Başbakan Yardımcısını tehdit etmişler…      (Mağusa’da bu kapatılan Bet ofislerin hikâye ve masalları ballandıra ballandıra anlatılıyor ki işte biz de bu “perde arkası olayların gazetecisi olamıyoruz!”  Öteden beri  dedikoduları sevmedim!  Bu memleketi “insanların insanlarla uğraşıp didiştiği sen ben çıkarları üzerine kurulu olaylarla  basit devlet esamesine düşürenler utansınlar!)    TEHDİT EDİLEN S. DENKTAŞ OLUNCA:  Resmen   devlet tehdit altında olmaz mı? Pekala KKTC bu mudur?   Fakat: Başından beridir ekonomiye katkısı yadsınamayan  “kumarhaneleri,  bet ofisleri,  kerhaneleri”   kanunların hizasına çekemediler! Çekemeyince de her birinin ayrıca kendi içinde  “kanunları”  olan bu  “şaibeli çalışma yerlerini”   hem “pislikle” ifade ettiler hem de  “kapatılmalıdırlar”  hükmüne bağladılar!
Oysa hep yazarım.  “Çekin bu memleketin otellerinden kumarhaneleri,  KKTC turizmi   bir gecede çöker!” Kaldı ki iddia ediyorum.  Memlekette bu kadar çok bet ofisin açılması  o kadar çok işsiz gencin olmasından dolayıdır! Yapacak işi olmayan genç insanlar ülkesi olduk!  Gündüz uyuyan akşam oldu muydu havalanan.  
SORUN DEVLET’E  “KİŞİLİK” KAZANDIRMA SORUNUDUR.  KKTC’yi kurduk ama bir formata sokamadık!   Bu küçük coğrafyada  “güvensizlik ve  sağlıksız” yaşam korkularıyla sarmalıyız!    Kendimizi  “yasaklar,  tabular ve statükolarla” koruma altına almaya çalışıyoruz!  Oysa ne kadar çok yasak varsa,  o kadar kaos  ile insan haklarına tecavüz var demektir! “Devlet” olmak için tek şansımız Hukuk devleti olmamızdır.  Hem de adam gibi!