Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kıbrıs sorunu çöle benzer (Helvacı Feylosof)

Adaya gelen ilk Amerikan Konsolosu General Louis De Cesnola 1865-1875 yılları arasında adada bulundu.

Mağusa Kapısı’ndan Lefkoşa’ya girerken onu önce cüzamlılar karşılamış.
Bu insanlar kapı eşiklerinde durur, dilenirlerdi.
Bunlar kent dışında “Miskinler Köyü” denilen bir yerde yaşıyorlardı.

Kıbrıs’ta birçok eski eseri iç edip yurt dışına kaçıranlardan biri de bu diplomattır.
Ama bu konumuz değil.
ABD’li diplomat Lefkoşa’yı tanıdıktan sonra yazılarında şunları belirtir:
“İtiraf edeyim ki bu kenti her ziyaretimde hapse tıkılmış bir adamınkine benzer nahoş bir duygu sarar beni.
Lefkoşa için büyük bir hapishanedir dense yalan sayılmaz…”

Şimdi de “Açık hava hapishanesi” deniyor zaten


Sonra şunları belirtir Cesnola:
“Çünkü Osmanlı hükümeti Türkiye’nin dört bir yanından topladığı en azılı ağır suçluları ve yine en çok nefret olunan siyasi suçluları buraya göndermektedir…”

O zamanlar gaz sorunu yoktu…

Hâlâ buraya (dürüst insanları tenzih ederiz) birçok suçlu gönderilmiyor mu?

O gün bu gündür hapishanede bazı değişiklikler oldu.
Güzel değişiklikler.
Mahkumların yararına.
Ahali, kendi hapishanesini kurdu.
Eski hücrelerini terk edip, kendilerine daha yeni hücreler yaptılar.
Konforlu.
Çift yollar, yatay kentler, dikey kentler falan.
Devlet oldular.
Bütçe belirliyorlar.
Asgari ücret bile.
Ama yine de son sözü ebeveynlerine bıraktılar…

Değişim oldu evet ama,
Tek değişmeyen şey, hapishane havasıydı.
O kadar çift yol, o kadar kumarhane, o kadar üniversite, o kadar beton bu havanın yerini alamıyordu…

Sırf gelişsinler diye evlerini virana çevirip terk ettiler,
Sokak çeşmelerini kırdılar,
Dikiş makineleri ile toprak su küplerini saksılık yaptılar,
Yatırların yüzüne bakmaz oldular,
Kapı önlerine çıkmaz, yasemin dizmez oldular.
Baktılar ceviz ellerini kirletir; macunundan vazgeçtiler.
Eskiden avuçlarına kına yakarlardı, şimdi başka yerlerine yakıyorlar…

Daha bir sürü şey…

Diyeceğimiz,
Kıbrıs sorunu çölün kumuna benzer…

Bizim helvacı Feylosof Alaman harbinde Mısır’a gitmiş.
İngiliz onu bir çadıra koymuş.
Eline de bir süpürge vermiş.
Ama her taraf çöl.
Eline süpürgeyi alan Feylosof,  İngiliz’e söylenmeye başlamış:
-Süpüre süpüre biter olân çölün gumu?

Süpürün…