Her yıl sonu yaklaştığında, adettendir, önce bitmek üzere olan yıl ile ilgili bir değerlendirme, sonra da gelecek yıl ile ilgili beklentileri içeren bir değerlendirme yapmamız istenir. Ancak bu yıl ben 2024`ü, yani bitmek üzere olan yılı değerlendirmiyorum. Çünkü bu yıla sadece ekonomik açıdan bakmakta zorlanıyorum. Demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi konularda meydana gelen erozyon gözle görülebilir hale gelmiş ve kamu sektöründeki erozyona eşlik etmiştir. Böylelikle 2024 KKTC`ni adeta metruk bir görünüme sürükleyen bir yıl olmuştur. Türk Lirası`ndaki yüksek enflasyon gelir dağılımının iyice bozulmasına neden olmuş, etrafımızdaki insanların bir kısmı zenginleşirken bir kısmının yaşama tutunmak için ne denli çetin bir mücadele verdiğine şahit olmuşuzdur. Biz Kıbrıslı Türkler yoğun bir yabancı nüfus baskısı altında kalarak bunaldığımız bir yılı geride bırakmaya çalışıyoruz.
Ancak bizlere ekonomik olarak ne olacağı artık iyice Türkiye bürokrasisine ihale edilmiş bir hale gelen TC-KKTC siyasi ilişkilerine bağlı durumdadır. Dolayısıyle de bugün Türkiye ekonomisine ne olacağına zaman ayırmayı ve bundan da bir miktar öngörü oluşturmayı hedefliyorum. KKTC’ndeki ekonomiye ne olacağı ile ilgili düşündüklerimi de bu yıl bitmeden bilahare yazıp sizlerle paylaşacağım.
2024 Yılı Türkiye ekonomisi ve özellikle de Maliye ve Hazine Bakanı Mehmet Şimşek için tabiri caiz ise turnusol kağıdı niteliğinde olacaktı. Aslında öyle de oldu. TC Merkez Bankası (TCMB), ve Sn. Mehmet Şimşek 2024 yılı başında enflasyonla mücadele konusunda iddialı bir takım söylemlerle yola çıktı. 31 Aralık 2023`ü 1 Ocak 2024`e bağlayan gece Türkiye`deki enflasyon oranı % 64.77 idi. Yani enflasyonu aşağıya indirmek için TC Merkez Bankası ve TC Maliye ve Hazine Bakanlığı` nın süregelen işbirliği 2024 yılı için % 64.77 ile başladı. Sıkı bir çalışma ile bu oranı % 34’e indirebilecekleri ile ilgili bir de öngörüleri vardı. Yılın ilk yarısı tamamlandığında, yani ağustos 2024`te enflasyonun baz etkisi ile ilgili tartışmalar ortadan kalktı, diğer bir deyişle, enflasyondaki matematiksel ilüzyon, son buldu. Haziran ayından itibaren de enflasyonla ilgili mücadele daha yalın ve ayakları yere basan enflasyon rakamları üzerinden şekil aldı. Ne var ki Eylül ve Ekim aylarında gerçekleşen enflasyon oranları yine yukarıya doğru dönerek sırasıyle % 2.97 ve % 2.88 olarak gerçekleşti. Eylül ayına kadar olan sürede enflasyonun ciddi dirençli bir biçimde devam ettiği, beklendiği gibi gerilemediği bir yana, eylül ve ekimde yine yükselmeye başladığı görüldü. Bu durumda yıl başında yapılan öngörülerin de tutmayacağı artık açık bir şekilde ortaya çıktı. TC Merkez Bankası` nın yıl sonu enflasyon beklentisi de zaman içerisinde ve kademeli bir şekilde % 34` den % 44` e yükseltildi. Bu verilere göz attıktan sonra TC Merkez Bankası` nın 8 Kasım 2024 tarihli son enflasyon raporuna baktığımızda Para Politikası Kararları başlığı altında bu süreç boyunca neler yaptığını izah ettiğini görüyoruz
. Bir nevi “elimden gelen bu kadar” dercesine bir değerlendirme yazılmıştır.
Peki ama TCMB elinden geleni yaptıysa enflasyon neden bir türlü istenilen veya vaad edilen noktaya gerilemiyor? Öncelikle şunu belirtmekte fayda var. Bir merkez bankasının enflasyon tahmini olamaz. Merkez bankası hariç herkesin enflasyon tahmini olabilir ama merkez bankasının olamaz çünkü merkez bankalarının birincil görevi fiyat istikrarıdır. Yani enflasyonu kontrol altında tutmaktır. Dolayısıyla da merkez bankalarının fiyat istikrarını sağlayabilecek donanıma sahip oldukları var sayılır. Var sayılır diyorum zira bu birincil derecede merkez bankası bağımsızlığı ile alakalı olup ilaveten başka faktörler tarafından da etkilenebilmektedir. Peki TCMB bağımsız bir merkez bankası mı? TCMB kendi iradesiyle enflasyon hedeflerini belirleyebiliyor mu? Belirlediği hedeflere ulaşma konusunda istediği ekonomik aracı kullanabiliyor mu? Gelirlerini bağımsız bir şekilde kullanabiliyor mu? Velev ki TCMB kendi enflasyon hedefini belirlese bile bu hedefin tutmayacağından o kadar emindir ki böyle bir maceraya kalkışma konusunda son derece isteksizdir. Eğer fiyat istikrarı konusunda TCMB elinden geleni yapmışsa ve enflasyon aşağıya gelme konusunda direniyorsa bu oranı yukarıda tutan kimdir? Bu sorunun cevabı enflasyon açısından hayatidir çünkü enflasyonla mücadele açısından 2024 büyük oranda boşa harcanmış bir yıldır. Merkez Bankası sıkı para politikası yürütürken maliye politikasının görece olarak gevşek ve genişletici özelliklerde olması 2024 enflasyonunu % 44 civarında kalmasına neden olmuştur. Şimdi bütün mesele 2025 yılında Sn Mehmet Şimşek` in yönetiminde bulunan maliye politikasının daraltıcı bir şekilde yeniden tasarlanıp tasarlanmayacağına dairdir. Maliye politikasının da para politikası gibi daraltıcı bir şekilde yeniden tasarlanıp uygulamaya konmasının ciddi bir bedeli olacaktır. Bu bedel de basitçe ekonomik büyümedeki kayıp ve daha yüksek işsizlik olacaktır. Bu ay itibari ile henüz ortada yeni bir maliye ve para politikası olacağına dair bir algımız yoktur. Eğer bu alanlar ve diğer makro-ihtiyati politikalarda yeni bir perspektif geliştirilmez ve 2025 yılına mevcut politikalar ile girersek enflasyonun beklenen veya vaad edilen seviyeye gerilemesi hayal olacaktır. Bu da üretim yerine paradan para kazanmanın devamına, gelir dağılımının bozulmasına, kayıt dışılığın artmasına, çarpık ekonomik ilişkilerin derinleşmesine ve daha bir çok sorunu büyüterek önümüze getirecektir.
Tüm bu süreçlerin KKTC’ne etkileri de maalesef olumlu olmayacaktır. KKTC-TC bürokrasisinin ortaklaşa hazırladığı 2025 yılı bütçesinde oyun değiştirici bir unsur yoktur. Türkiye` den denizi aşarak bize ulaşacak olan ekonomik etkiler de olumlu olmayacağına göre 2025 için olumlu bir tablo kurgulamak pek mümkün görünmemektedir.
Prof.Dr.Hasan Güngör, DAÜ Ekonomi Bölümü
































