2018 Bütçesi giderleri ve içinde kurumların ağırlığı

18 Mart 2018 Pazar | 12:21
Onur Borman

2018 Bütçesinin, önceki hafta Gelirler-Finansman kısmını değerlendirmiştik. Bu hafta da Giderlere global olarak bir bakalım. Toplam 5.815 milyon TL’ sı olan 2018 Bütçesinin ‘fonksiyonel ve ekonomik’ sınıflandırmasına bakarsak en büyük kalemler 1 milyar TL Kamu hizmetleri, 1,153 milyon TL Sosyal Güvenlik ve Sosyal yardım Hizmetleri, 1 milyar TL kadar Ekonomik işler ve Hizmetler, 726 milyon TL Eğitim Hizmetleri, 484 milyon TL Kamu düzeni ve Güvenlik, 423 milyon TL Sağlık Hizmetleri, 379 milyon TL İskân ve Toplum refahı Hizmetleri olmak üzere 5,180 milyon TL  gerisi geriye kalan 635 milyon TL de Çevre koruma, dinlenme, Kültür ve din hizmetleridir.

Yatırımlara ayrılan bu miktarlar içinde toplam rakam 2018 için 344.6 TC yardımlarıyla ve 173.9 Mahalli Gelirlerle olmak üzere 521 .7 milyon TL’sıdır. Bu projeler içinde ağırlıklı ödenekler, Yolların bakım ve onarımı, yolların güvenliği, spor tesisleri, kamu binaları inşaatları ve bakım ve onarımları, eğitim binaları, cezaevi binası, organize sanayi bölgeleri alt yapı yatırımları, sanayicilere teşvikler, tarım kesimine doğrudan gelir desteği ve proje destekli teşvik, turizm yatırımlarına faiz desteği ve kısmi hibe, turizm acentelerine teşvik, reform destekleme gibi ana projeler, ve daha küçük boyutta projeler ile teçhizat ve makine yatırımlarıdır.

Ayrıca geçenlerde TC Büyükelçiliğince açıklanmış geçmiş yıllardan 2017’ye intikal eden 981 milyon TL yatırım ödeneklerinden de gerektiği ölçüde 2018 yılında kullanılma imkânı bulunması ve bu yıl hızlı başlayan başta yol projeleri olmak üzere diğer projelerin de uygulanmasına geçilmesi ümit edilmektedir.

2014 yılından beri her yıl aktarılan ve çok az kullanıldığı hususunda her yıl sonu gerek Maliye Bakanlığı gerekse TC Büyükelçiliği’nce açıklanan hesaplardan, proje hazırlanmadığı veya sunulmadığı  gerekçesiyle yatırım yardımları gerçekleşememiş veya yarıdan çok az  kullanılabilmiştir. Çok acil ve gerekli olan ve halkın beklentisi durumundaki özellikle yol, su, okul, limanlar gibi hayati önemi haiz ve ihtiyaç olan alanlara herhangi bir yatırım ve diğer bir çok alt yapı projeleri ile reformlar için, öngörülen ödenekler kullanılmamıştır. Bakiye kalan ödeneklerin maalesef ya geri döndüğü veya ertesi yıla aktarılmış olduğu yıldan yıla çıkan raporlardan duyurulmaktadır.

2018 Bütçesinde Cari Transferlere baktığımızda; toplam 2.4 milyar TL olan bu kapsamdaki ödeneklerin ortalama 1 milyar 150 milyon TL’sı, Belediyelere, Sosyal Sigortalara ve gerek kamu gerekse sivil kurum ve kuruluşlara, üniversitelere ve kâr amacı gütmeyen veya güden kuruluşlara  yardım ve transferler ile kamu kurumlarının görev zararları teşkil etmektedir. Yalnız Sosyal sigortalara ve sosyal güvenliğe toplam Bütçeden 606 milyon TL, Belediyelere de 325 milyon TL öngörüldü. Ayrıca Belediyelere TC Yardımlarıyla da proje bazında yapılan yardımlar vardır. Bütçe dışı ve ayrı Bütçeleri olan bu Kurumların aldıkları yardım ve transferler yıldan yıla daha da ağırlaşmaktadır. Bu gün Sosyal sigorta primlerinin toplanamaması nedeniyle, denetim yapılarak çalışanların primlerinin yatırılmasını temin yerine, tam aksine durmadan aflar çıkarılmaktadır. Bu da tabii hem Fon’un kaynak kaybına ve öz kaynaklarının gittikçe zayıflamasına hem de sigortalı çalışanının hakkının yenmesine ve sağlık hizmetlerinden de yararlanamamasına neden olmaktadır. Bu gün Sosyal Sigortalar Fonu’nun % 50’si civarı hatta zaman zaman fazlası devlet bütçesinden aktarılan transferlerdir. Prim toplama zafiyeti devlete güveni sarstığı gibi adaletsizliği çoğaltmaktadır. Yatırmayan aflarla ödüllendirilmektedir. Her sektördeki bu gibi uygulamaları gidermek için Yasaların kararlı olarak uygulanmaları şarttır. Yatırmayanların başında da bir çok Belediyeler. Bunun yıllara yayılması bence daha da kötü bir alışkanlık getirecektir. Kurum ve kuruluşların idaresizliğinden doğan eksik kaynaklar gittikçe devlet bütçesine yüklenmekte ve bu idaresizlikleri daha da arttırmaktadır. Aşırı personel istihdamı ve israf dolayısıyla halktan toplanan vergileri belediyeler hizmete döndürememekte, en basit beledi hizmet olan temizlik ve çevre düzeni bile yapılmamaktadır. Esasen Belediyelerin büyük bir çoğunluğunun öz gelirleri, devletin katkılarından daha az veya yarı yarıyadır. Gelirlerinin çoğu devlet katkısı olup, toplamı da ancak maaş ve ücretlere yetmektedir. Aslında bu kadar katkı yapan Hükümetin, Maliye Bakanlığının personel alımlarını kontrol etmesi ve izinle olması gerekmektedir. Belediye teşkilat yasalarında kadro olabilir, uzun vade içindir. İhtiyaca göre ve kaynak durumuna göre Hükümetin devrede olması gerekir. Bidayette benim görevde olduğum dönemlerde belediyeler Bütçeleri Maliyeden onay alır, ayrıca personel alımlarında görüş alınarak yapılabilirdi. Görülen odur ki devletin kendi finanse ettiği Kurumlar kontrol ve denetimden çıkmıştır. Bu gidişat, kontrol ve etkin denetimle frenlenebilir.

Halen kurum ve kuruluşların devlet bütçesine gittikçe ağırlaşan bir yük haline geldikleri yapılan transfer harcamalarının gittikçe ağırlaşmasından görülmektedir. 1994’de Emlak Vergilerinin tümünün ve liman ücretlerinin belediyelere devrinin nedeni kendi bütçelerini güçlendirmek ve devlet bütçesindeki yükün azaltılması içindi. Halbuki ondan sonra kaynak artınca bir çok belediyelerin savurganlığa kaydığını batık duruma geldiklerini görüyoruz.

Dolayısıyla gerek Kamu bürokrasisinde, gerekse kurum ve kuruluşlardaki idaresizlikler ve yasa dışı uygulamalarla kurumları zarara uğratanlar sorumlu da tutulmazsa ve kamu reformu yapılırken  tüm mahalli İdareler dahil kamu kurum ve kuruluşları kapsamazsa etkin bir Kamu Yönetimi bütünlüğü ve etkin ve verimli  kaynak kullanımı yapılamayacaktır. Halkın beklediği hizmetler de yerine getirilemeyecektir. Bütün bu ödeneklerin karşılığı, halkın vergileri ile karşılanmakta, halk ödediği vergilere karşı her ülkede olduğu gibi hizmet beklemektedir. Huzuru için de devletine güven hissetmek istemektedir ki en doğal hakkıdır. Maalesef son dönemlerdeki yıllar içinde bu güven gittikçe azalmış ve yükselen suç oranlarıyla da Ülke geleceği için endişe çoğalmıştır. Bu konularda acil önlemlere ihtiyaç vardır. Konan hedeflerle Yeni Hükümetin bu konularda duyarlı olacağı ümidi vardır.

Cari transferlerin kabarmasının diğer bir nedeni ise, Emeklilik Fonu’nun da diğer Fon’lar gibi  2007 yılında Bütçe kapsamına alınmasından kaynaklanmaktadır. 1987 Yılında geçirilen Emeklilik Fonu Yasası ile, o tarihten sonra istihdam edilen memurların ve  isteyen memurların emeklilik için maaşlarından yapılacak prim kesintileri de yükseltilerek ve devlet katkı payı ile Fon’da birikim sağlanması ve emekli maaş ve ikramiyelerinin Bütçeden ayrılarak,  kurulan bu Fon’dan karşılanması öngörülmüştü. Bu yasa hazırlayıcılarından ve TC-KKTC arasında imzalanan anlaşmayı da KKTC adına imzalayanım. Fon’a katkı için. Bu yasa ile emekli maaşı çekebilmek için hizmet yılları arttırılmış 25 yıl asgari hizmet ve asgari 55 yaş şartı getirilmişti. Azami emekli yaşı da 60, şimdiki gibi.  Kurulan Emekli Fonu’dan emekli maaş çekimi 1987’den başlayarak 25 yıl sonra 2012 olacak ve Bütçe yükü bu tarihten sonra azalacak, Fona kayacaktı. Ancak 2007 yılından itibaren diğer Fon’lar gibi Emekli Fonu da Bütçe açıklarını karşılamada kullanılmak amacıyla tekrar Bütçe kapsamına alınmış ve Emekli Fonu’nda o tarihe kadar 20 yıllık birikmiş tüm Fon miktarı da Bütçe’ye alınarak kullanılmıştır. Bu defa emekli maaş ve ikramiyelerinin tümü, Emekli Fon kapsamında olanlar da, bütçeden ödenmek durumunda kalmıştır. Şimdi de cari giderlerin ağırlaştığından bahsederiz. Yap-boz devam ettikçe sorunlar bitmez çoğalır.