Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

“2016 YILINA” YAZDIĞIM MEKTUBUMDUR!

Haydi bismillah. 2016 yılının şu  ilk gününe önce bir merhaba! Sonra karşısına geçip, “bak canım kardeşim” diyeceğim: “Senden önceki 2015’ten  çok çektik, bari sen çektirme!” Düştüğü hatalara düşmeden başımıza yeni belalar sarmadan usulet ve suhuletle davranıp en azından iç barışı sağlasa… İşte başlıyorum:   

   **********
ÖNCE SİYASİ SORUNDAN BAŞLAYALIM

Taraflar arasında olagelen Şubat mutabakatına “iyidir” demiştik. Tabi bu iyimserliğimiz “tek devlet, tek yurttaşlık, tek uluslar arası temsiliyet başlığı” altında bizi en çok ilgilendiren “iki kurucu devlete dayanacak olan federal sistemdi.” Nitekim Müzakereler başlarken Eroğlu ile Anastasiadis bu başlığın altına şu kararı da yazdılardı. “Kuzey ve Güney bölgeleri Merkezi Federal Devlet dışında, kendi içlerinde özerk olacaklar…”
FAKAT: Müzakereler süreci bu prensiplere uygun devam etmedi! Eroğlu-Anastasiadis bu nedenle hiç anlaşamadı!  Ve araya Cumhurbaşkanlığı seçimleri girdi…
Bak 2016.. Sana çok enteresan bir olay anlatayım. “Bu cumhurbaşkanlığı seçimlerine tabi ki müzakereler damgasını vurduydu. Ve Kıbrıs Türk Seçmeni sandığa giderken müzakerelerdeki tıkanmaların, varılamayan uzlaşmaların sorumlusu olarak Eroğlu’nu işaretlediydi. Dikkat! Anastasiadis’i değil! Dolayısıyle Eroğlu gitti… Hayır, ne CTP’nin Sibel Siber’i geldiydi yerine  ne de yıllarca müzakere masasında uzman olarak çalışan Kudret Özersay!  Alttan gelerek öne çıkartılan Mustafa Akıncı!.. Sürpriz!..
AKINCI NE YAPTI? Tüm Kıbrıs’ı kapsayacak federal sistemi, Anastasiadis’in bastırması ve istekleri doğrultusunda “kuzey pazarlığına” çevirdi!  Strateji şuydu: “Kuzey’den fedakârlık yapmadan çözüme varmak mümkün değildir!”
İşte şu anda “Kuzey Kıbrıs, nam’ı diğer KKTC dedikleri bu coğrafya üzerinde müthiş bir pazarlık yapılıyor. Yalnız dikkat: Bu “al-ver” değildir! Sadece “ver”e dayanan bir süreçtir ki  Anastasiadis’in istediği gibi sonuçlandığında Kuzey’in yarısı gitmiş, nüfusu 3 yüz binlerle bloke edilmiş,  Annan planı ahkâmlarından kalma yerleşim yerleri ile Güney bölgelerinin tüm köyleri kasabaları ve Güzelyurt iade edilmiş, belki Karpas kanton olarak verilmiş olacaktır!
Yani sayın 1016 yılı: Müzakerelerle devam eden siyasi hayatımızın geçen yıla damgasını vuran serüveni yukarıda anlattığımca gibilerdendi…
    **********
EKONOMİK SORUNA GELİNCE!

Yeni geldin belki  bilmezsin diye anlatıyorum: Biz dünyalıların bir salıncak merakı vardır ki üzerine oturup sallanmayanı olmamıştır. Kural hep kopçalaya kopçalaya sağlanan  güçle, geriden gelip  salıncağı öne doğru yukarılara, daha yukarılara havalandırmaktır. Heyecanı büyüktür doğrusu!. 
SALINCAKLI EKONOMİ: Yıllardır sayın 2016 KKTC ekonomisi aynen salıncak gibi bir ileri bir geri gidip gelmektedir! Görünürde bir ilerleme bir büyüme olduğu sanılmaktadır ama olay “salıncak sefasından öte” değildir! Bir ileri bir geri! Çünkü ne daha ileri gidecek takat ne de beceri kaldı!
ÇÜNKÜ: 3 yüz bin kişiyle ekonomi olmaz! Olsa olsa perakente ticaret olur onun adına ekonomi diyemezsiniz! Ekonomi olması için “ihracat”  olması gerekir.. İhracat ise “üretimi” gerektirir..Fakat bitmez: “Pazar ister, pazarlama ister!”
KISACA: 2016, şimdilerde bir yıllık kaderini yüklendiğin KKTC de bunların esamesi bile yoktur! Bir yandan üretim kısırlığı öte yandan “salınacaklı Türk ekonomisi!” En azından müzakereler yüzü suyu hürmetine ve çözüme katkı olsun diye ambargoların kaldırılmasını bekledikti ama öteden beri Güney’den yana tutumu ile AB hem de müzakere masasında yerini alırken bile buna cevaz vermedi! Koca Avrupa Birliği şu kadarcık nüfuslu Kıbrıs Türk halkını işte böyle cezalandırmakta! 
ÇARELER ARANMADI MI? Elbette arandı. Mesela 2013’lerden hatta çok öncelerden beridir “KKTC ile TC arasında “Mali Ve Ekonomik Protokoller” imzalanmaktadır.  Hedef de şudur: “Hem özelleştirmelerle devletin sırtındaki Kurumlar kamburunu en aza indirmek hem de özele kaydırılacak istihdamlarla  devlet bütçesini fena halde sömüren “kamu görevlileri ordusunda” azaltma oluşturmak!
Ne var ki “bugüne kadar gelip giden KKTC’deki hükümetler bu “protokolleri” uygulamak için Ankara’dan parayı kaparozladıkları halde hep başka amaçlar için harcadılar, altına imza attıkları reform paketlerini de “bizim koşullarımıza uymaz” diyerek çöpe attılar! Bu duruma Ankara’nın fena halde canı sıkıldıysa da ses etmedi ama son “su olayı” var  ya!  Galiba 1974’den beridir hiçbir olay Ankara’nın bu kadar canını sıkmadıydı, çünkü asrın projesi olarak kabul edilen TC’den KKTC’ye akıtılan su konusunda öyle bir olumsuz tepki fırtınası  esitirildi ki  “suyunu da al git” bile dendi! Yani sayın 2016 ne mal olduğumuzu anlatmak için yazıyorum ya bunları! Kıbrıs Türk insanını anlamadan sakın olayların içine balıklama dalma, seni de susuz bırakır boğarlar, haberin ola!            Buna karşın sen yine de  nasılsa gelmişsin, bir yıl saltanat süreceksin, hele bir bakıver: En azından şu turizm için ne yapılabilir.. Çünkü geride kalan tek umut o!
     *********
VE YÖNETİM ERKİMİZLE GÜÇ PAYLAŞIMIMIZ!

İster inan 2016, ister inanma: 1974’den beridir yani senin seleflerinle  “devlet nasıl olmalıdır” sorusuna cevap aramakla geçti ömrümüz! Üstelik “devletiz ama devlet değiliz” diye diye! Şaşma! Dünyada tek bir topluluk vardır ki “devlet olmak istememekte!” Eh onca gönülsüzlükten sonra “devlet mi olur Allah aşkına!” Nitekim olamadık! Kaldı ki yukarıda da anlattım, müzakere masasında pazarlığa çıkardığımız bu “KKTC dediğimiz devlettir!” Rum tarafı ile paylaşmaya hazırlanıyoruz ki adada bizden kopardığı ile “bir buçuk devlet Rum- yarım da biz ola!”
KISACA: Sayın 2016. Geçtiğimiz yıl “kurumlaşamamanın, kamu görevlerinde gerekli olan reformları gerçekleştirememenin şaibe ve  töhmeti altında kaldıktı ki kısa sürede değişen “iki hükümete”  karşın bile tırnak kadar ilerleme ve istikrar sağlayamazken, “salıncak” kuralında hep biraz daha geriye düşüverdik!
Sayın 2016. Sorunların çok, işin zordur. İnşallah yüzümüzü güldürürsün ama.. Nasılsa 365 gün seninle birlikte olmaya devam edeceğiz. Daha çok söyleşecek, çok da dertleşeceğiz…  Görüşmek üzere hoşça kal..