Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

2015’e girerken kendimizi bir kez daha sorgulamalıyız (Devlet miyiz yoksa aşiret miyiz?

ÖNCE YARENLİK EDELİM: Dün akşamı nasıl geçirdiniz bilemem… Kaldı ki yazımı çok önceden yazıyorum… Buna karşın tahmin edebiliyorum… Eğer turlamaya gitmemişseniz ya ailece evde yahut kesenize uygun bir eğlence yerinde… Her hal’u kârda insanın eğlenmeye ihtiyacı vardır… Ziyafet sofralarında yiyip içerken kendini dağıtmaya da…
Sabah nasıl kalktınız, az çok onu tahmin etmek mümkün! Ya gittiğiniz eğlence yerinde kazık yediniz canınız fena halde sıkılıyordur, yahut “kaçırdınız” başınız çatlıyordur! Asıl facia her ikisinin de hışmına uğramanızdır!
Tutun ki bu ülkede yıllarımız değişmeyen böylesi tekdüze kutlamalarla geçti… Daha iyisi daha kötüsü ile tabi! Bizim gibiler için “neydi o geçen yıllar” sizin gibiler için belki de “gelecek o güzel yıllar!” Bunlar kişiselliklerimizin hayat serüvenleridir. Kişiden kişiye, zenginden yoksula, sağlıklıdan hastaya, güzelden çirkine değişir de gelişir de küçülüp daralır da…
**********
FAKAT: Kimilerimize göre KKTC’li, kimilerimize göre Kıbrıslı, Kimilerimize göre Türk halkı ve belki Türk milleti oldukta, (hadi biraz da Osmanlıca konuşalım) bu “mefhumlar” kişiliğimizi aşar, hepimizin ortak “paydası” olurlar… Buna “ulusal ilke” deriz. Her zaman ayni “ulusal” başlık altında anayasası, çok partili demokratik yapısı, yasaları, kural ve kuramları ile işte o “devlet!”
Yılbaşı gecesi yiyip içtiğiniz, eğlenip dağıttığınız, kazıklanmanız sizin kişisel aidiyetinize kazınmış yaşantınızın bir kesitidir… O yaşantınıza sağlıklı yön vermek sizin elinizde ve iradenizdedir…
ANCAK! “Devlet” hayatınızın bir yılbaşı akşamına sığan olayları ile “tek karelik” bir mefhum değildir! Üstelik sizin “iradeniz” içinde yönlendirilemez… “O” kanunları, kuralları, kültürü, tarihi, sınırları çizilmiş coğrafyası ve resmi dili ile tüm yurttaşlarını sarıp sarmalayan bir ulusun topraklarında tasada ve kıvançta kader birliği yaptığı “vatandır.”
**********
İŞTE SORUN. Geçen gün bu sütunda “eğer istersek 2015 yılını kader yılı yapabiliriz” dediydim… Önce devlete inanmak gerek ama!
Oysa “işte sorun” diyorum! Devleti bir yılbaşı akşamındaki kişisel sorunlarımıza indirgedik! Dahası devlete nasıl sahip çıkıp sayesinde nasıl yaşamamız gerektiğini değil; devleti kişisel çıkarlarımız için nasıl tepe tepe horlayıp sağmal inek gibi kullanacağımız bir statüye indirgedik! Beklentilerimize cevap vermeyince de “yoktur” dedik!
Pekala ne zaman ve nasıl “var olur?” KTÖS genel sekreteri Elcil “vatandaşın donuna kadar istiyorsunuz” gerekçesine bulaştırdığı protestosu ile Maliye Bakanına “don” hediye etmek istedi! Millet yerlerde yatıyor! “Gülmekten!”
Ki kırk yıldır Rum’un tüm baskı ve zulmüne, AB’nin Rumdan yana desteğine, BM’lerin Rum’a karşı olagelen sempatesine karşılık sadece Elcil’ler değil, Çetineller, Hasanlar, Doğuşlar falan kimselerin beğenmediği bu devletin sayesinde var olurlarken günü geldiğinde bu Devletin Maliye Bakanına “don” hediye edecek kadar özgür ve egemen olabiliyorlar! Hem de “Demokrasi yoktur” diyerek!
GEÇİYORUM: “Çözüm olsun da devlet olalım!” Oysa tarihin tek satırında bulamazsınız! Çünkü “çözümler devlet olduktan sonra sağlanırlar!” KKTC öylesi bir devlettir. Devlet olacak ki çözüm de olsun! Bunun için diyoruz: Gelin 2015’i “devlet olmanın fırsatı olarak kullanalım…”
KALDI Kİ BU FIRSAT MEVCUTTUR: “Daha dün Başbakan yardımcısı Serdar Denktaş Güney’e nasıl bir çağrı yaptıydı: “Gelin Hava Yollarınızı yüzde elli yüzde elli ortalıkla çalıştıralım!”
Bana sorarsanız bu teklif Rum’un suratında patlayan şamardır! Çünkü, “büyük tekliftir, büyük devlet imajı yaratmaktadır! Üstelik gurur vericidir.. Tıpkı geçmişte Güney’e verdiğimiz elektrik akımı gibi… Tıpkı Doğu Akdeniz’de sismik araştırma hakkımızı çatır çatır kullandığımız gibi! Tıpkı TC’den gelecek suyu Güney’e de akıtmaya hazır olduğumuzu açıkladığımız gibi… Tıpkı müzakere masasında haklarımızı savunduğumuz gibi…
**********
ANLATMAK İSTEDİĞİMİZ ŞUDUR. Kendinizi dünyaya nasıl takdim ederseniz öyle kabul görürsünüz! Rahmetlik Denktaş yıllarca “devleti” savundu! O savundukça “kendileri küçük sesleri yüksek kesimler” tersini iddia etti!
Bugün de ikilemi sürdürüyoruz: Bir yanda devletiz diyenler öte yandan “çözüm olsa bile Türk halkına ayrı devleti layık görmeyenler! 2015’e bu tartışma ile giriyoruz! Ve siftah bismillah daha günün ilk yazısını böylesi anlaşmazlıklar içinde yazıyoruz!
HER ŞEYE KARŞIN HERKES HAYATINDAN MEMNUNDUR AMA: Olmasaydı şaşardım! Bu kadar çok bağırma çağırma, etki tepki varken; hakimin bile mahkemede el alemi dolandırıp on binlerce lira borç takmış insana, “söyle oğlum ayda yüz lira verebilir misin” diyecek kadar din iman ve insaf sahibi olduğu bir ülkede neyin derdi ile tasası olur ki? Ki Maliye Bakanı’na, bu ay ceplerine on üçüncü maaşları ile ailece en az yirmi milyon maaş girenler sundular o donu! Hem de devlet tarafından “soyulduk” diyerek! Yeni yılınız kutlu olsun efendim…