Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

20 Temmuz dolayısıyla verilen olumlu mesajlar ve yeni hükümet programı

Bu hafta en çok konuşulan ve önemli iki konu, 20 Temmuz Barış Harekâtı’nın 41. yıl dönümü dolayısıyla verilen mesajlar ile hükümetin oluşturulması ve programı olmuştur.

20 Temmuz arifesinde ve 20 Temmuz dolayısıyla KKTC’ye gelen önemli konuklar AB Komisyon Başkanı Juncker ile yabancı parlamenterlerle yapılan temaslar esnasında gerek Cumhurbaşkanı Sayın Akıncı ve diğer yetkililerin ve 20 Temmuz kutlamaları dolayısıyla adaya gelen TC Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan olmak üzere Türkiye’den katılan üst düzey yöneticiler ve yetkililerin verdikleri beyanatlar, iki toplum lideri arasında yürütülmekte olan Kıbrıs çözüm sürecinin olumlu bir hava içinde ilerlemekte olduğunun memnuniyeti zikredilerek, bu sürecin desteklenmesi yönündeki olumlu mesajlar ağırlık kazanmıştır. Verilen mesajlarda hep bir paralellik görülmüştür.
Tüm yetkililer, mayıstan bu yana BM Genel Sekreterliği’nin gözetiminde yeniden başlatılan iki toplum arasındaki çözüme yönelik görüşmelerin hızlanmasının yarattığı olumlu havanın önümüzdeki süreçte daha sonuç alıcı ve daha fazla ilerleme kaydetmesi temennilerinde bulunmuş, cesaretlendirici beyanatlar vermişlerdir. Ayrıca Rum tarafı liderliği de ilk defa evvelki yıllardaki kışkırtıcı beyanatları yerine Kıbrıs Türk toplumuna karşı haksızlıklar yapıldığını itiraf edecek yönde açıklamaları oldu. Bunlar önemli adımlardır, özellikle de her iki halkın farklı olarak hassas olduğu bir günde verilen mesajlar çözüm müzakerelerinin önünü açacak nitelikte görülmektedir. Sayın Akıncı’nın da dediği gibi konuşulacak konu kalmadı 47 yıldır her şey konuşuldu. Hatta zaman zaman halk arasında Kıbrıs meselesi bitmez belki torunlarımız görür şeklinde çok değerlendirmeler de yapılmıştır. Bu gün geldiğimiz noktada gerek uluslararası ilgili kuruluşlar gerekse garantör ülke olarak Türkiye ve Yunanistan’la İngiltere’den de gelen dolaylı ve dolaysız mesajlar sürecin sonuçlanmasının getireceği bölge barışından dolayı tüm tarafların kazançlı çıkacağı yolundaki söylemlerde birlik vardır. Niyetler de aynı yönde görünmekle beraber, ileriye doğru her iki toplumun siyasi eşitlik statüsünde, öngörülen 4 temel üzerinde, iki kurucu veya oluşturucu devletin Federal bir yapıda kurulması çalışmalarında ortamın her zamankinden daha olumlu olduğu görülmektedir. Her iki taraf da daha yumuşak ve uzlaşıcı üsluplarla anlaşmaya niyetli bir tutum sergilemektedir. Dolayısıyla halkta yaratılan beklentiler bu yöndedir. Türkiye yetkililerinin de garantör devlet olarak Cumhurbaşkanı’ndan başlayarak ilgili bakanlar ve Türkiye’nin AB ve BM nezdindeki temsilcilerinden verilen mesaj ve gayretler de bu süreci destekleyicidir. Galiba ilk defa tüm taraflar, anlaşma gereğine daha fazla yatkın duruma gelmişlerdir. Kıbrıs müzakerelerinden yıllardan beri beklentilerin bir sonuca ulaşması mümkün olamadı. Bu defa da bir hayal kırıklığı olursa, herhalde başka alternatifler düşünülecektir. Umulan, şimdiki olumlu gidişin ve havanın her iki tarafın haklarını koruyacak biçimde bütünlüklü bir çözümle sonuçlandırılmasıdır. Tabii bu, ilerleyen süreçte tüm tarafların koyacağı müspet katkılarla olabilir. 2- Bu hafta kurulan ve güvenoyuna sunulan Yeni Hükümetin programı oldukça ilgi çekti. Programda genel olarak her sektörde beklenen ve arzu edilen üretime yönelik icraatlarla, yönetim biçiminde ve uygulamalarında gerekli olan kriterler, yer almaktadır. Yapılacak işlerin sürati açısından da zamanlama öngörülmüş, okunduğunda olumlu izlenimler veren geniş kapsamlı bir program.
Yönetimde gerek üst kademe yöneticilerinin sürekli değişmesinden kaynaklanan yönetim ve icraat boşluklarının giderilmesi, evine gönderilen ancak evde oturtulurken -ki bu yasal da değildir-, ödenen 200 civarındaki üst kademe bürokratlarının hizmet kayıpları ve bu kadar kıt kaynaklar içinde yaratılan benzer israfların önüne geçilmesi ve devlet kaynaklarının adil kullanımı, şarttır. Öngörülen programa göre, halka bir bütün olarak bakma alışkanlıkları bu hükümet tarafından yerleştirilirse, programda bahsedilen adalet duygusunu geliştirme, demokrasi ve hukukun üstünlüğü olarak sayılan ilkelere daha kolay ulaşılmış olur.
Siyasi temsiliyet yönünden seçimlerde tek bölge adaylık sistemi gelirse, hem siyasi partilerdeki en üst düzeydeki bir veya birkaç yetkilinin isteği doğrultusunda milletvekili aday tespiti gibi gayrı demokratik bir yöntemin kalkması ve adayların halk tarafından desteklenebilecek kapasitedeki kişilerin oluşmasına büyük etken olacaktır. Partilerce seçilecek adayların ülkeye yaptığı hizmetler dolayısıyla tanınmış ve kabul görmüş kişilerden oluşmasına yardımcı olacaktır. Tek bölge sistemi, tek lider veya oligarşik bir azınlık tarafından halka empoze edilen adayların asgariye inmesine ve bu oligarşik gücün kırılarak gücün halka dayandırılmasına yardımcı olacağı aşikârdır.
Ekonomide rekabetçi bir ortamın sağlanması, 3 yıllık programların öngörülmesi ve katılımcılığa önem verilmesi hem oluşan monopollerin ve fahiş fiyat oluşumlarının önüne geçilebilmesi ve öngörülecek programlarla icraatın yapılması hedefleri, halkın önünü görmesi bakımından ve yatırımlarını ve işlerini zamanında planlaması bakımından da yararlıdır. Özellikle de her ülke ekonomisinde temel direkler olan KOBİ’lere önem verilmesi ve OSB’lerin mevcut dökülür durumdaki ortamlarının ve sorunlarının, çevre felaketleri ve sorunlarının ön plana alınması ile birlikte programda ifade edilen diğer vaatler halkın uzun bir zamandan beri beklediği şeylerdir. Halkın yoğun ve kaliteli hizmet beklediği sağlık sektöründe genel sağlık sigortasının yerleştirilmesi, doktorlara tam mesai ve ona göre prim uygulanması, veya tercihli sistemin getirilmesi yıllardan beri en çok arzu edilen bir sistemdir ancak bunu hiçbir bakan bu güne kadar gerçekleştiremedi. Nedeni de bellidir. Türkiye bu konuda çok güzel bir sistem oturtmuştur. Çok tecrübe sahibidir, Türkiye’deki mevzuat ve tecrübeli elemanlardan ve yetkililerden yararlanılması lazım. Eğitim sektöründe de aynı. Eğitim kalitesinin yükseltilmesi şarttır. Halka dönük hizmetlerde elektrik kurumu gibi yeniden yapılandırılması öngörüsü ve makul ölçüde ücretlerin tespiti. Her alanda tüketicilerin mağdur edilmemesi devlet hizmetinin temelidir.
Öngörülen programın gerçekleştirilmesi halinde, halkta gelecek için değişim yönünde büyük bir ümit yaratabilir. Yoksa gittikçe partililerin istek ve arzuları baskın çıkar ve halkın gerisi ötekileştirilirse diğer yazılanlar da havada kalır. Son 10-15 yılda gittikçe parti devleti haline dönüşen yönetimlerde partililerin istekleri hep baskın çıkmış, iktidara gelme, ileriki seçimini garanti etmek uğruna taraftar tatmin etme amacı ve yeri olmuş, devlet kaynakları gereksiz israf edilmiştir. Programın, konan öngörülerle bu kısır döngüyü kırma amacı taşıdığı anlaşılmaktadır. İnşallah bu kısır ve adaletsiz döngü kırılabilir.
Dış siyasette; CTP ile UBP’nin aynı söylemler ve prensipler etrafında mutabakat sağladığı görülmektedir. Hayret ettim ancak memnuniyet verici buldum, ancak çoğunu da şaşırtmıştır. Demek ki iyi niyetle yaklaşılırsa uzlaşma her zaman olabilir ve siyasilerin doğru veya yanlış yönlendirmeleri ile halk gereksiz yere bölünüp parçalanmaz. Çünkü devlet yönetimine talip olanların bunu her zaman göz önünde bulundurması gerekir. Hatırlıyorum 2010 KKTC Cumhurbaşkanlığı seçim arifesinde başlayan ve seçimlerde en çok işlenen konulardan biri o esnada devam eden müzakerelerde varılan mutabakatlardan biri olan “tek egemenlik” konusu idi ve Türk ve Rum toplumlarından neşet edecek bir egemenlik olduğu defalarca açıklandığı halde çok istismar edilmiş, zamanın Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ı bu konuda aşırı taviz verdiği iddiaları ile olmadık şekilde suçlanmıştı. Şimdi aynı ilke üzerinde bu fikre karşı olan aynı ekibin mutabakat sağlaması, doğrusu çok büyük bir gelişme ve değişikliği yansıtmaktadır. Demek ki korkulacak bir şey yoktu ve seçime yönelik propagandaların nasıl şekil değiştirdiği de net olarak daha iyi görülebilmektedir. Veya bu grubun etkisi azalmıştır. Esasen 2010 seçimlerinden hemen sonra yeni seçilen Cumhurbaşkanı Eroğlu da, o zamana kadar gelinen noktadan yani Talat’ın bıraktığı yerden müzakerelere devam etmek istediği yönünde, BM Genel Sekreterliğine bir yazı gönderdiği hatırlardadır. Yani tarif edildiği şekliyle tek egemenlik seçim akabinde kabul edilmişti. 11 Şubat 2014 belgesinde de aynı mealde mutabakat vardı.
Hayırlı olsun. Halkın yararına iyi niyet ve uzlaşı her zaman geçerlidir.