Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kıbrıs’ta çözüm hazım gerektirir…

Ağdalı hukuksal kavramlar üzerinden görüşmeler 40 yıldır sürüyor.

Görüşmelerde kullanılan dil İngilizce. Müzakeredeki siyasi kavramlar Latince ve kökü Roma hukukuna dayanıyor. 
40 yıldır tüm bunları takip edip anlarmış gibi yapan da iki halk var.
İki toplum da kendileri için esas problemin masada konuşulanlar olmadığını biliyor ama bunu da birbirlerine söylemiyorlar.
Adına toplumlararası görüşmeler denilse de hepimiz biliyoruz ki Kıbrıs sorunu bireylere kadar indirgenmiş bir sorundur.
Her iki kesimde de bireylerin tutkuyla hissettiğini kendi ya da ailesinin yaşadıklarıyla harmanlayarak bu soruna taraf olacağı bir sorunlar yumağıdır Kıbrıs sorunu.
Bunun etkisi altında hukuki ve siyasi kavramların arkasına saklanarak işin insani boyutunu gözden kaçırıyormuşuz gibi geliyor bana. Liderleri masaya oturtmak, oturtunca da masada tutmak o kadar çok zaman ve enerjiye mal oluyor ki.
Her iki kesimdeki bireylerin geçmişi toplumsal olarak nasıl yorumlayıp bir sonraki nesle anlatacaklarını konuşmuyoruz. Müzakere sürecine paralel olarak her iki toplum geçmişiyle yüzleşip mutabakat yapmayarak, ya da bunu olası bir anlaşma sonrasına bırakarak büyük bir risk alınıyor.

xxx

Tümünü almak için öyle ya da böyle yola çıkıp kaybedilen savaşla birlikte evini, toprağını kaybetmiş insanlarla, yok olmanın eşiğinden dönmüş hiç hesapta yokken bir kısmı ganimet zengini olmuş diğer bir toplumun anlaşma yapmaları isteniyor.
Rum tarafından başlayalım.
Sen olsan sana eskiyi getirmeyecek anlaşmayı kabul eder misin? Malını mülkünü kaybetmiş olmasan da toplumsal olarak bu mağlubiyeti tescil edecek onayı verir misin?
Senden sonraki nesillere nasıl anlatırsın?
Karşı tarafı yok etmeye çalışıp bunu becerememenin bedeli bu deyip mi anlatırsın. Gaza geldik, kandırıldık yaptık bir “eşeklik” mi dersin.
Ders olsun bir defa daha yapmayın mı dersin. Buna içimizden şu veya bu sebeple kalkışana karşı durmamız lazımdı mı dersin. Kumar oynadık ve kaybettik mi dersin.
Ben anlatırım diyen ilk önce kendi hayatında böyle bir durumla karşılaşıp, eğer varsa, kabul ettiği bir tecrübesini düşünsün. Sonra da bunu bu sorundan etkilenmiş kişi sayısı ile çarpsın. Kıbrıs sorununun Rumlar için konuşulmayan rakamsal boyutunu bulur.

xxx

Bizim tarafta da kısa bir süre içerisinde toptan yok olmanın eşiğinden dönmüş bir halk.
Kıbrıs Türkünü eskiye dönülemeyeceğine ayni tehdit ile karşı karşıya kalınamayacağına nasıl ikna edersin? Bir kez daha kandırılmış olmanın önüne nasıl geçersin? Hata yaparak ayni şeyin tekrarlamasının tarihi sorumluluğunu nasıl alırsın?
Her iki tarafta bireysel bazda kendiliğinden örgütlenmiş bu toplum psikolojisinin üstüne işin günlük hayat boyutunu da ekleyelim.
Rum tarafında bu aralar ekonomik olarak iyice bozulsa da paylaşma yükümlülüğü olmayan bir AB kriterlerinde bir düzen var.
Bunun üstüne diğer tarafın tanınmadığı, izole edildiği için her vesile ile mağdur edilmesi var. Dile getirilmese de bu her vesile ile bedel ödetmenin Rum’a verdiği toplumsal haz ve tatmin var.  Anlaşma ile aslında bunun ortadan kalkacağının düşünüleceğini küçümsemeyin.
Diğer tarafta da 74 sonrası çoğunluğun, kabul edelim, eskiye nazaran fazlasıyla elde ettiği mülk var. Şimdi bunların bir kısmını vermek lazımı nasıl kabul ettirirsin?
Bir de ne verirsen ver karşı tarafı toplumsal olarak tatmin edemeyeceğini düşünerek nasıl verirsin?
Konuyu basite indirgeyip bu pencereden bakınca neyin anlaşmasını yapacaksın?
Liderler masada çözüme ulaşsa da, bu psikolojiyi kırmadan anlaşmayı sürdürülebilir kılabilir mi?
Toplumlar artık geçmişte yaşananlar ile ilgili bireysel bazdaki mutabakatını siyasetçilere bırakmayıp nasıl yapacağını ortaya koyması lazım.
Günün sonunda referandumda oylanacak olan sıraladığım bu basit realitelerle ilgili hislerimiz olacak.
40 yıldır pişirilecek olan yemeğin ne olacağı, kaç derecede pişirileceği, tadıyla tuzuyla, masada kim nerede oturacağı ile uğraşılıyor.
Problem pişirilecek yemek, menüdeki çeşitler ve masadaki protokol kadar, yemek yendikten sonra bunun hazım edilip edilemeyeceğidir.
Bunun için yemek pişerken uzun süredir sindirim siteminde biriken gazın ve bağırsakların iyice temizlenmesi lazım.
Bunu yapmak için geniş katılımlı Ali Kırca’nın “Siyaset Meydanı” benzeri televizyon programı maratonu lazım. Her hafta adada ayrı bir şehirde bugün ve eskiden o şehirde yaşayanların çocukları ve torunlarıyla katılacağı ve görüşlerini ortaya koyacağı ortak bir yapımın BRT ve PIK tarafından yapılmasını öneriyorum. Bu yönde atılacak adımın bir anlaşmaya ne kadar hazır olduğumuzun göstergesi olduğu için hem katılımcı hem de izleyenlere ciddi bir ışık tutacaktır.