Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

BM’lerin çözemediği Kıbrıs sorunu

Kıbrıs’ta patlatılan ilk bombanın sesini 1 Nisan 1955’de işittiydim. EOKA  o zaman “tethiş hareketi” dediğimiz şimdilerde “terör” olarak adlandırılan eylemlerine başladıydı. Tabi durup dururken değil. Öncesi vardı.Mesela:                      Ta Osmanlı döneminde başlayan “Megali İdea” hareketi..                                                     “Filiki Eterya, Etniki Eterya” kuruluşları..              Rum’un Enosis yemini..    AradaTürk halkının 1911 mitingi..                                                         Meclis’i Milli’nin kurulması..      Ardından Cemaatı İslamiye’nin oluşumu..                                  Milli Cephe’nin kurulması, Milli Kongre’nin gerçekleştirilmesi..                                      Rumlar’ın 1921 Enosis plebisiti ve ardından  İngiliz’karşı 1931’deki kanlı yangınlı   isyanları..

HENÜZ DOĞMADIYDIM.  Bu siyasi ve kanlı gelişmler ben doğmadan önce yaşandıydı. Doğduktan  sonra yaşadıklarıma gelince:             Türk toplumun bünyesinde  KATAK’ın kurulması..                                                              1948-1949 mitinglerimiz ve Evkaf’ın Türk toplumuna bağlanması mücadelesi… Milli Parti’nin kurulması..                                                             İlk defa Türk halkı saflarında Türk İşçi Sendikalarının oluşumu.. (Hem ayrı ayrı hem de Rum sendikaları ile birlikte.)                                    Ve Kıbrıs Türk Kurumlarının yavaştan yavaştan oluşmaları..                                                  İstiklal Partisi’nin ve   Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu’nun kurulmaları..                                      1950’de Rum’un Enosis plebisiti..             “Kıbrıs Türk’tür” Komitelerinin oluşturulması..                                          EOKA’nın 1955’de bombalarını  patlatarak İngilize karşı tethiş(terör) olaylarına başlaması.

1958’de TMT’nin kurulması… 27-28 Ocak’ta  Türk toplumunun İngiliz’e karşı tarihi direnişi..

       Londra, ardından Zürih Konferansları..

       Ve 1960’da İngiliz sömürge idaresine son verilirken, Türk Rum halklarının Türkiye, Yunanistan, İngiltere garantörlüğünde üniter  Kıbrıs Cumhuriyeti’nde yeni bir Kıbrıs Devleti oluşturmaları.. (Bütün bu siyasi devinimin o yıllarda 80 bin kişilik  bir Türk toplumu tarafından da yaratılıp taşındığını unutmamak gerekir…)

       SONRASI VE BM’LER:  BM’lerle ilk tanışmamız  1959’da TC’nin BM’ler temsilcisi Selim Sarper’in Genel kurulda Kıbrıs’lailgili yaptığı konuşmayla başlar.. 1963’de Kıbrıs cumhuriyeti Makarios tarafından  yıkıldıktan sonra BM’ler artık hayatımızın bir parçasıdır ve hâlâ “kaderimizi” saptamak için  uğraş vermesine karşın, çözüm sağlama konusunda başarılı olamamıştır!

       İlk tanıştığımız BM’ler Genel Sekreteri ise 1959’larda İsveçli Dag Hammarsköld idi.  (Ban Ki Moon’la birlikte 7 BM’ler Sekreteri gelip geçti hayatımızdan. Ban da 2017’nin başında görevini bir başka BM’ler sekreterine devretmeye hazırlanıyor, süresi doldu!)

       Eğer önümüzdeki Kasım Aralık aylarında Kıbrıs sorunu çözülürse Ban tarihe geçerken  yıldızı çok parlayacak! Yine çözüm olmazsa bugüne kadar BM’ler için söylediklerimizi tekrar edeceğiz ve diyeceğiz ki:

       BM’ler mevcut yapısı ve dünyadaki  siyasi sorunları çözme aşamasında kendine set çeken Güvenlik Konseyi nasırı ile Kıbrıs gibisi çok çetrefil bir sorunu çözmeyi başaramaz vesselam! Zaten bu gerçek  Kıbrıs sorununun  7 BM’ler Genel Sekreterini yediği ile ispatlıdır!


           

        BORCUN İÇİNDE BOĞULMUŞ DEVLET!

       AB 2006 yılından beri bugüne kadar KKTC’ye 402 milyon Euro yardım yapmış. Türkiye yılda 400 milyon TL veriyormuş. Arada ve  açıktan yapılan yardımlar cabası.. Mesela daha geçen gün kuraklık paralarını ödemek için  koordinatörümüz Tuğrul Türkeş’i ziyaret eden Çavuşoğlu 25 milyon kopardı.  Öncesinde  KKTC Kısmi Destek Yardım Projeleri  kapsamında TC’den 9 milyonluk kaynak sağlandı..

       Bu tip parasal yardımlara yabancı değiliz. 1974’den önce de vardı sonrasında da bugün de..

       Buna karşın KKTC’de hâlâ kuramadığımız kendimize özgü sistemden dolayı (ki bu tanınmamış çözümsüz bir devlet dikkate alınarak ta başından saptanması gereken bir yönetim şekli olmalıydı)  yıllardır iki yakamız bir yere gelmedi!

       Tabi  “sistem” deyip geçmemeli. Düşünün bu memleketin bir ucundan bir ucuna rahat bir sürüşle bir saatte ulaşmak mümkünken  KKTC’deki  177 bin aracın  48 bini seyrüsefer kaydının dışına düşmüş  kayıtsızdır!  Dahası hükümetin  çıkardığı  af da yargıdan dönecek kadar kural dışı bir tasarruf oldu!

       UÇAN KUŞA BORÇ: Mevcut hükümete bakıyoruz,  “battı” denilen Sigorta Kurumuna 40 milyon TL. borcu vardır. Batan Sigortaların ise  bankalara 142 milyon TL borcu var!  Belediyelerin borçları hakeza, 100 milyon TL’e ulaşmış!

       Öte yandan 2016 verilerine göre türlü çeşitli müesseselerin kişilerin  bankalara ödeyemedikleri kredi borçları 1 milyar 18 milyon küsur TL.ye   ulaşmış!

       Fakat insafla yazalım: Gelip giden iktidarlar muhalefete düştükten sonra mevcut hükümeti memleketi iyi yönetemediği, borç batağına sürüklediği yollarındaki eleştirilerin odağına oturtur da  İnsaf! Mesela şimdilerde yine sözü edilen bu borçlar tümden  Özgürgün hükümeti’nin marifeti midir? Çünkü unutmamak gerekir.  Öncesinde CTP damgalı iki koalisyon hükümeti daha vardı…

       NE OLACAK? Devlet  Allah büyüktür bir kapıyı kapatırsa ötekini açar” tesellisiyle  var olmaz!

       Her şey olup bitikten sonra keşke bu duruma düşmeden önce şu tedbirleri alabilseydik demek lâf ola beri gele ahkâm kesmektir! Ama gelecekleri  kurtarmak için “bugünden tedbir  alın” dendiği halde dikkate alınmaması da bağışlanacak  bir zafiyet değildir zaten borçlar da hükümetlerin bu savsaklamalarından oluştu!


KISACA TAKILDIĞIM: (TRAFİK OL ALEM VE ŞU “YARDIM TOPLAMA OLAYI!)

       Geçen hafta trafik sorununu, soruna bağlı alt yapı sorunlarını ve tüm bu sorunların “sorumluları” olmaları gereken “yetkililere” “takmıştık”  ama hani şöyle küçük bir hareketlilik,  girişim falan da görmedik! Yani diyorlar keşmekeşe devam..

       ÖTE YANDAN: Okullar açıldı ve yine başladılar. Kiminin  elinde bir deste ne olduğu belirsiz bilet, kiminin bir deste gazete.. Kapı kapı dolaşıp “kimsesizler, hastalar, muhtaç okul çocukları…” Diye diye satmaya çalışıyorlar. Soruyoruz “izniniz var mı”  bir araba laf ediyor belgeler gösteriyorlar ama “doğru mu sahte mi” bilemiyoruz tabi!        İlgili Bakanlığa hatırlatalım dedik çünkü memlekette sahtekârlık aldı başını gidiyor.