Memlekette iyi işler kaplumbağa hızında ilerliyor. Bizim başlıca sorunlarımızdan biri de bu.
İşte Ercan Havalimanı…
13. maaşları ödemek adına apar topar özelleştirilirken, ne projesi doğru dürüst denetlenmiş, ne de genişleyecek arazinin statüsü ile ilgili bir çalışma yapılmış. Tabii sözleşme de aynı mantıkla akıllara zarar…
İlk günlerde tepki gösterenler, işletme hakkı devri sözleşmesinin devlete gelir kaybı yaratacağını, oradaki işletmelerin kaldırılmasına neden olacağını, yerli personel istihdamının sorun olacağını tartışıyordu.
Sonra, askerin bölgeden çekilmesinin maliyeti ortaya çıktı, İstanbul Handling’in kirasında olan hangarların taşınmasında sorunlar olduğu görüldü. Bunların hiçbiri baştan düşünülmemişti. Baksanıza, ihaleyi alan şirket bile, devletin üzerine düşen hazırlıkları yapmamasından dolayı mağdur olduğunu söylüyor…
Şimdi bakan Ahmet Kaşif, bu defa da, projenin sakat olduğunu açıklıyor. Hazırlanan yeni havaalanı projesinde, öngörülen karşılıklı terminalin teknik olarak dünyada kabul görmeyen bir plan olduğunu, genişlemeyi önleyeceğini söylüyor.
Bu noktada, özelleştirmeyi yapanlar birinci dereceden suçlu. Ama onlar kadar, muhalefetteyken derslerini çalışmayanlar da sorumlu… Kimse bu sorunlardan bahsetmemişti.
Ne diyordu Serdar Denktaş, “Bu projeyi iptal edeceğiz, Ercan’ı geri alacağız”… Sözleşmenin bozulmasından doğacak 1 milyar liralık tazminatı da UBP’nin bakanlarından tahsil edeceklerini de ekliyordu.
Hani, kim kimden hesap sordu..?
Zamanında “Ercan peşkeş çekiliyor” diyerek yeri göğü inletenler, o peşkeşin peşine neden düşmediler? Hesap sorulmadı… Onun için de, sözleşmenin mimarı Ersan Saner, çıkıp hükümeti Ercan konusunda eleştirecek cesareti bulabiliyor.
Özelleştirme Aralık 2012’de yapıldı. Aradan tamı tamına 18 ay geçti. Onu bırakın, sözleşmeyi iptal edeceğini ilan eden DP’nin Turizm ve Ulaştırma Bakanlıklarını almasının üstünden de 9 ay geçti.
Önce bir süre aynı şeyleri söylemeye devam ettiler, daha sonra ne olduysa oldu, işi kitabına uydurmanın yollarını aramaya başladılar. İşte son olarak da, projenin değişmesi gündeme geliyor.
Proje yanlışsaydı, neden UBP iktidarı imzaladı? Proje yanlışsaydı, DP seçim öncesi “Geri alacağız” derken neden bunları araştırıp ortaya koymadı, sonra da neden dediğini yapmadı. Projenin yanlışlığının anlaşılması için 9 ay mı geçmesi gerekiyordu? Emirlerindeki bakanlıklarda bu işleri takip edecek uzmanları mı yok? Yoksa seçimdi, geçimdi derken bunlara bakacak zamanları mı yok?
Ya hükümetin CTP kanadına ne demeli. Genel seçimler öncesi “Ercan haraç mezat elden çıkartıldı” diyen CTP… Onlar da sanki hiç bir sorumlulukları yokmuş, hükümet iki parçalıymış gibi olayın dışındalar.
Belki sonuçta eğri gemi, doğru sefer olacak. Ama ya kayıplar… Boşa geçen yıllar, maddi-manevi kayıplar..?
Demek ki neymiş, özellikle seçim dönemlerinde bunun gibi sert çıkışlar ya da tepkiler duyduğumuzda, biraz tenzilatlı dinlemeliymişiz.
Çünkü koltuğa oturunca her şey unutulabiliyor…
Bizim derdimiz iktidar olsun, muhalefet olsun, işlerini doğru yapmaları… Hiç olmazsa bundan sonra artık sorululardan hesap sorulması, devletle dalga geçene “dur” denilmesi. Yoksa her Allah’ın günü onu bunu eleştirmekten zevk aldığımız filan yok…
YERİN KULAĞI VAR
ONKOLOJİ DÖKÜLÜYOR:
Bakanlığa geldiği günden beri zamanı “cek-caklarla” geçiren Sağlık Bakanı Ahmet Gülle’ye göre, sağlıkta işler tıkır tıkır yürüyor. Kanser son yılların kabusu ve yüzlerce cana mal oluyor. Kanser hastalarının tedavi gördüğü Onkoloji bölümünün durumu ise içler acısı. Yeterli hemşire ve doktor olmaması bir yana, hijyen bir ortamda olması gereken hastaların tuvaletleri kırık, çeşmelerden su akmıyor. Varsın Sayın Gülle beyanat vermeye, cek-cak demeye devam etsin…
ARIKLI’NIN MESAJI KİME ACABA:
DP kurmaylarından Erhan Arıklı köşe yazısında, Alanlı’nın İskele’de kazanabilmesi için bağımsız aday Hasan Sadıkoğlu’nun ikna edilmesi gerektiğini yazdı ve “Sadıkoğlu’nun ikna edilmesi için öncelikle ona destek veren güçlerin ikna edilmesi gerekiyor. Herkes, Sadıkoğlu’nu kimin desteklediğini gayet iyi bilmektedir” diye yazdı. Keşke Sadıkoğlu’nu kimin desteklediğini de açık açık yazsaydı. Herkesin bildiğini kuldan saklamanın anlamı ne..?
KAŞİF’TEN SİBER’E KİNAYELİ CEVAP:
Meclis Başkanı Sibel Siber’in yapılmayan icraatlarla ilgili sorularını yanıtlayan Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Ahmet Kaşif, “Devletteki işler sadece söylemle olmuyor” diyerek, geçiş hükümetinin karar aldığını, ancak projeyi dahi çizdirmediğini söyledi. Sibel hanımın sorularına kinayeli bir cevap veren Kaşif’e bakalım Sibel Hanım ne cevap verecek…
AMAN DİKKAT:
Daha bir kaç gün önce açılan engelsiz çocuk parkını tahrip eden çocuklar bir an önce tespit edilmeli. Yaşları 15-16’dır diye görmezden gelmek mümkün değil. Öyle anlaşılıyor ki, bu çocuklar toplumsal değerlere karşı tepki dolular. Çok tehlikeli bir durum bu. İçlerindeki yıkma, dökme eğiliminin önüne geçmek, yayılmasını önlemek gerek. Çünkü bu tür çocukların ileride birileri tarafından istismar edilmeleri, yasa dışı işler için kandırılmaları çok mümkün. Eğitimin yanında, cezalandırma da şart. Başka türlü caydırıcı olmayacak. Münferit bir olay diyerek geçiştiremeyiz, toplum yapısının değiştiğini kabul etmek zorundayız.
MASAYI TERK ETMEK İSTEMİYOR:
Görüşme masasına yönelik umutlar azalırken, Cumhurbaşkanı Eroğlu görüşmelerin devam ettiğini söylüyor. Eroğlu’nun en büyük korkusu, görüşme masasının çökmesi halinde suçlanacak tarafın Türk tarafı, yani kendisinin olması. Bu nedenle de masayı terk eden olmak istemiyor…
HER İŞİMİZ BÖYLE:
Aylarca oturdular son gün paçaları tutuştu. Müdürlük kadroları, mahkeme tarafından iptal edilen 19 ilkokulda karneleri kimin imzalayacağı konusu krize dönüştü. Öğrenciler, bir yıllık çalışmalarının karşılığı olan karnelerini alamama sorunu yaşıyor. Peki ama bakanlık bu krizin olabileceğini bilmiyor muydu? Daha önceden tedbir alıp olayın bu boyuta gelmesini önleyebilirdi. Ama her işimizde olduğu gibi her şeyi son güne bırakıyoruz…
ZİRVEDEKİLER
Yükseköğretim Kurumlarına Mali Düzenleme:
Yükseköğretim kurumlarının birçok indirim, muafiyet ve istisnalardan faydalandığını biliyorduk. Şimdi bu yasa tasarısıyla katma değer vergisi muafiyet dışı bırakılıyor. Bundan da önemlisi, bundan böyle indirim, muafiyet ve istisnalar, sadece yükseköğretimle ilgili faaliyetler için geçerli olacak. Cesur bir adım. Kutlamak lazım…
DİPTEKİLER
Kalitesiz, Ucuz İşgücü: Sadece tek bir günde iki korkunç haber. Birinde koskoca beton karma aracının şoförü 296 promil alkollü geziyor, o koca aracı yolda deviriyor. Bir diğeri, Girne Kordonboyu’nda, İngiliz’den kalma tarihi posta kutusunu yol tamiri sırasında paramparça ediyor. Ehliyeti bir kaç gün önce alan genç çocukların altına dağıtım motosikletleri veriliyor, onlar da hemen her gün bir kazaya sebebiyet veriyorlar. Beton dökmeyi bilmeyen ustalar, binanın yıkılmasına sebep oluyor. Canlar gidiyor. Anladık işveren maliyetleri düşürecek diye önüne arkasına bakmıyor da, bu keyfiliğin hesabını soran yok mu..?
































