Köşe Yazarları

170 MİLYON HİKAYESİ…


Sanki 170 milyon KKTC’yi batmaktan kurtaracak.

Ya da Türkiye KKTC ilişkileri 170 milyona indirgenebilir…

Bir 170 milyondur gider. Muhalefet çıkar, yok o kadar değil, bu kadar der ama, 170 milyon lafı bitmez.

Aslında Türkiye ile para ilişkisinin konuşulması bile yanlış.

Ek mesaileri durdursan, -ki 90’lı yıllarda uzun süre yapıldı bu-, geçen gün birinin dediği gibi kapıdan girene 1 euro vergi koysan, hatta elindeki yasa gücünde kararname yetkisiyle gerçek gelirden vergi alsan, aslında başka şeyler için vergi muafiyeti alıp, artık kazancını nereye koyacağını bilmediği için kimi araba kimi inşaat yapan sektörlere el atsan, 170 milyonun lafı olmaz. Daha çok kazanırsın. Hatta söyleyip de kendin de inanmadığın “kendi yağımızla ciğer kavurma” olayını gerçekleştirirsin…

Ama sanki “Türkiye’den para gelecek, Türkiye’den para gelmedi” muhabbetinin arkasında gizlenen başka şeyler var gibi.

Yapması gerekeni yapamayanların, buna cesaret edemeyenlerin bahanesi gibi.

Suçu başkasına atma hikayesi…

Alışılmadık çıkışlarıyla dikkatleri üstüne çeken HP milletvekili Gülşah Sanver’in geçen akşam BRT’de söyledikleri ilginçti.

“Türkiye’den para gelmedi, gelmiyor. Geç kalındıkça, Türkiye aleyhtarı konuşmalar yükselecek. Bu şekilde davranmasınlar. 170 Milyon da gelmedi. Bu da çok sıkıntılı bir durumdur. Türkiye Cumhuriyeti belki de bu ülkede Türkiye aleyhtarı sloganların çoğalmasını istiyor bugünlerde diye yorumlayabilirim. Ya farkında olmadıkları, anlamadıkları bir durum var ya da birileri kendilerine anlatamıyor ya da bilinçli olarak bu ortam yaratılıyor. Hızlı şekilde önlem alınması gerekir”.

Görüyor musunuz… Manavoğlu şu anda işin mutfağındaki biri. Ve onda bile böylesine tehlikeli algılar oluşmuş.

Ama bunu söyledikten sonra dönüyor; “Türkiye, Kuzey Kıbrıs içinde ciddi anlamda barış ve reform ortamı istiyorsa, kutuplaşmayı önlemeyi istiyorsa, kaynak aktarımına çok hızlı bir şekilde önem vermesi gerekir” diyor. Yani illa da Türkiye yollasın parayı.

Şu son Akıncı-Ankara krizinde yorumları okudunuz. En aydın sayılanları bile resmen köşe yazılarında “maaşlarını ödüyoruz” falan dediler. Bunu içinize sindiriyor musunuz?

Ya da şöyle söyleyeyim, para ilişkisi ile iki halkın arasının açılmasındansa, neyiniz var neyiniz yok ortaya koyup, bu iki devletin ilişkisini olması gereken dostluk çizgisine getirmeyi neden düşünmezsiniz?

Bu iş artık kırılma noktasını geçmiştir. Akıncı-Ankara meselesi değildir. Tabanda asla istenmeyen durumlar oluşmuştur. Bunun çaresi aradan parayı çıkartmaktır.

Ama yok… Türkiye’nin hem ekonomik durumu, hem de KKTC’ye maddi destek konusundaki tavrı açıkken hala “Türkiye kaynak aktarsın” diyorsanız, ben bunu samimi bulmam. Yani kumarcıya, 5 yıldızlı otelciye, neredeyse 30 yıllık üniversiteye, “buraya kadar” diyemeyeceksiniz, Türkiye 170 milyonu göndersin diye ağlaşacaksınız. Samimiyet bunun neresinde? Hangi ilişki daha önemidir sizce?

Maliye Bakanı da, herhalde Manavoğlu’nun yorumu üzerine bir açıklama yapmış, “Cumartesi günü Fuat Oktay gelince konuyu konuşacağız, TC Resmi Gazetesinde de yayınlandığına göre, artık gelecek” falan diye yine aynı teraneyi tekrar ediyor…

Bakan Amcaoğlu, dürüst bir insan, gayreti var ama anlaşılan yapması gerekenleri yapmaya gücü yetmiyor. Şu kadarını da söylemeden edememiş; “Bizim önce yapmamız gereken ev ödevlerimiz var. Yapmamız gerekenleri doğru şekilde ve doğru zamanda yapacağız ki, bu taleplerde bulunabilelim”.

İşin doğrusu budur. Defalarca imzalanan bir protokol var. Yenilene yenilene bir oldu, ama oradaki hedefler bir türlü yerine getirilmedi. Bu bir itiraftır. Bir kenara yazdım…

Bu arada HP milletvekili Gülşah Sanver’in açıklamasına gelen vatandaş yorumları da hayli ilginçti. Bir tanesi “‘Aman solcular geliyor’ söylemiyle paranın gelmesini sağlama taktiği” yorumu yaptı. Bir başkası “bu açıklamadan zamların yolda olduğunu anladık” dedi. Olacak da odur zaten. Hiç merak etmeyin, dar gelirlinin sırtına yüklenecek yeni vergiler için arı gibi çalışmaktalar.

Kritik bir dönemeç bu. Öncelikleri doğru belirlemek şart. Siyasilerden duymak istediğimiz, bizden beter ağlaşmaları değil, budur…

YERİN KULAĞI VAR

NİCE YILLARA HAVADİS:

Bugün 11. yılını kutluyor Havadis. Baktım, ben de 10. yılımı doldurmuşum. Eğilip, bükülmeden, ona buna angaje olmadan, tam anlamıyla özgür gazetecilik yapan gazete Havadis. Doğruya doğru, eğriye eğri. Tek gailesi, bu topraklarda yaşayan insanların huzuru, mutluluğu… Daha iyi, daha güzel bir gelecek hayali. Okunma rakamları, vatandaşın da bunu takdir ettiğini gösteriyor. Herkese teşekkürler, nice yıllara…

 

KENDİNİZ ÇALIP, KENDİNİZ SÖYLEYİN:

Kapalı Maraş’ta organize edilen Maraş toplantısına bu devletin başı Cumhurbaşkanını davet etmiyorsunuz, ona küstünüz anlıyorum da, muhalefet partilerini niye davet etme gereği duymadınız? Bu toplantıda BM’ye “sizin Maraş ve Kıbrıs konusundaki kararlarınızı tanımıyoruz” mesajını mı vereceksiniz? O zaman orada kendiniz çalıp, kendiniz söyleyeceksiniz…

 

RESMİ Mİ, TURİSTİK Mİ?:

Başbakan Tatar’ın “turistik” pardon “resmi” Londra ziyaretinde salonda UBP bayrağının ne işi vardı diye sormayacağım. Bu “resmi” davetin kimden geldiği de ayrı bir muamma.  Aralarında gazetecilerin de olduğu bir ordu insanla yapılan bu gezinin paralarının devlet kasasından çıkıp çıkmadığını, bu ziyaretin kaça mal olduğunu ise sormadan edemeyeceğim…

 

5 YILIN LAFI MI OLUR:

Birisi, “Bir 5 yıl daha kaybetmeye tahammülümüz yok” derken, bir diğeri “Akıncı giderse 5 yıl kaybederiz” diyor. Vallahi kimse kusura bakmasın ama, Kıbrıs Türkü 57 senedir hep kaybediyor. Bu kadar yılın yanında 5 yılın lafı mı olur…

 

DAHA NEYİ BEKLİYORSUNUZ?:

Bazı marketler, “canlı hayvan fiyatlarının artışından dolayı fiyatlarımızı daha fazla yükseltemeyeceğimiz için et satışımız durmuştur. Müşterilerimizden özür dileriz” diye ilan asıyor. Hükümetin et ithaline izin vereceğini açıklamasının üzerinden iki hafta geçti. Güneye geçebilenler et ihtiyacını oradan, hem de yarı fiyatına alıyor da geçemeyenler ne yapacak? Bu işler öyle cek-caklarla olmuyor efendiler…

 

LARNAKA SAVAŞ LİMANI:

Larnaka limanı, savaş limanı oluyormuş. Bu yorumu Rum gazeteleri yapıyor. Bir iki gün içinde, Fransa, İtalya, Belçika, ABD, İtalya’dan savaş gemilerinin biri gelip, biri gidecekmiş. Aklıma Beyrut limanı, Lazkiye limanı, Irak’ın Um Kasr limanı, Mısır’ın Port Said’i falan geliyor. Hepsi de bir zamanların turistik limanları. Ama sonradan büyük abilerin senaryolarıyla yanmış yıkılmış, savaş limanları. Bir ülke kendi kendine bu kötülüğü nasıl yapar? Emperyalizm ve onun uşaklığı…

 

ZİRVEDEKİLER

Mark Twain: Özlü sözler, alıntılar falan aktarmayı çok sevmem ama, aklına geleni söyleyenler etrafta o kadar çok çoğaldı ki, Amerikalı yazar Mark Twain’in bu sözü cuk oturdu diye düşündüm; “Ağzınızı kapalı tutup insanların sizi aptal sanmasına izin vermek, ağzınızı açıp o şüpheyi kesinliğe dönüştürmekten yeğdir”…

 DİPTEKİLER

Özersay’ın Tuhaf Açıklaması: Maraş konusunda adımlar, seçimlerden sonra atılacakmış. Özersay diyor ki; “Cumhurbaşkanı Maraş konusunda adım atmadı; seçilirsem, Maraş konusunda neredeysem, o vizyon ile devam edeceğim”. Tuhaf…. Maraş, Cumhurbaşkanlarını ilgilendiren bir konu muymuş? Öyleyse neden bugüne kadar Cumhurbaşkanı sürecin dışında bırakılmış? Hatta öve öve bitiremedikleri bilimsel toplantılara bile çağrılmamış?

 

 

 

 




Etiketler

Benzer Haberler

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı