Hafızai beşer nisyan ile maluldür. Oysa 11 Şubat 2014 ne unutulacak kadar geçmişte kalmış uzun bir süredir ne de eskidiği için müzakere masasından çekip gidecek tıynettedir.
Aksine 11 Şubat Eroğlu ile Anastasiadis’in “ortak bir metinle” müzakerelere başlama kararı aldıkları tarihtir. Şimdilerle yeniden başlayacak müzakerelerin mihenk taşına vuran ve her zamanki gibi Rum tarafının basına sızdırdığı bu ortak metin neydi? Kısaca bir göz atalım:
Bir: Mevcut durum kabul edilemez. Kıbrıs’ta Türk ve Rumların AB üyeliği içinde ortak geleceklerini güvenceye alacak bir çözüm hedeftir…
İki: Liderler yeniden çözüme odaklanırken, en erken zamanda çözüme ulaşmayı ve referanduma gitmeyi hedefleyeceklerdir.
Üç: Kıbrıs AB üyesi olurken, çözüm, Birleşik Kıbrıs, tek uluslar arası yasal Temsiliyet, Türk ve Rumlardan eşit şekilde kaynaklanan tek egemenlik olacaktır.
Dört: Federal yasalar tarafından düzenlenen tek bir birleşik Kıbrıslılık vatandaşlığı olacak. Birleşik Kıbrıs’ın tüm vatandaşları hem Kıbrıs Rum Oluşturucu Devleti’nin hem de Kıbrıs Türk Oluşturucu Devleti’nin vatandaşları olacaklar.
Beş: Federal Anayasa adanın en üst düzeyde Anayasası olacak. Uzlaşmazlıklara Federal Yüksek Mahkeme karar verecek.
Altı. Birleşik Kıbrıs Federasyonu iki oluşturan eşit devletçik tarafından meydana gelecek. Federasyon iki bölgeli, iki toplumlu doğası ve AB temeline dayanan ilkeleriyle adanın tamamında güvence altına alınacak.
Yedi: Federasyonun tamamının veya bir kanadının başka bir ülke ile birleşmesi, bölünme veya ayrılması engellenecek.
Sekiz: Müzakereler her konuda anlaşma sağlanıncaya kadar hiçbir konuda anlaşma sağlanmadığı ilkesine dayanmaktadır. Ve ilahi…
NE ANLADIK? 11 Şubat Belgesi gerçekte dört beş gün önceden basına sızmış, üzerinde değerlendirmeler yapılmıştı. Tüm siyasi partiler çözüme destek verirlerken, mesela siyasi çevreler de şu açıklamalarda bulunuyorlardı:
S. Denktaş: Temkinli olalım çözüme odaklanalım.
İzcan: 2004’ten sonra en ciddi süreç başladı.
Özyiğit: TDP olarak yeni süreçten umutluyuz.
Kudret Özersay: Sonuç alma şansı yüksektir.
Özdil Nami: Toplumun katkısı ile çözüme gidilebilir.
S. Atun: Asıl mesele çözüm masasına gelmektir.
Eroğlu: Masa başında Türk tarafının menfaatleri korunacaktır…
Ve Anastasiadis “samimi olarak çözüm istediğini” açıklıyordu.
FAKAT: Daha o günden başlayarak “Maraş’ın iadesi” konusu gündemden düşmüyor müzakereler süresince de iyi niyet gösterisi olarak hem Türk tarafından hem de Rum tarafından Maraş’ın iade edilerek çözüme katkıda bulunması açıklamaları yapılıyordu! Sanırdınız ki Müzakere masası Maraş’ın Rum tarafına iadesi için kurulduydu.
HAFIZAİ BEŞER NİSYAN İLE MALÜL DEĞİLDİR! Mesela ben “unutmadım! Ne 11 Şubat belgesinin Anastasiadis tarafından masa başında nasıl paçavra haline getirildiğini ne de “çözüm” diye diye AB destekli Güney’in Kıbrıs Türk halkını Müzakere Masasına mahkûm edip zaman öldürürken kendi siyasi ve ekonomik pozisyonunu güçlendirmeye çalıştığını! Yine de tekrarlayalım. Tabi ki çözüm isteriz! (Akıncı’nın Erdoğan’la görüşmesini yarın değerlendiririz.)
***********
Kısaca takıldıklarım: (İyilikler güzellikler arasında gezinirken… Ve gençlerin kararan dünyaları!)
Eğer “müzakereler devam eder, bir yerde sonuca ulaşır, biz işimize bakarız” diyebilecek bir sosyo ekonomik büyüklük yaratabilseydik “gaileyi” çeken taraf değil, “Rum’a çektiren taraf” olurduk!
Olamadık ama: Kırk yıldır “yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıkar” sorusuna cevap arar gibi düşünüp duruyoruz: “Önce çözüm sonra ekonomik büyüme mi yoksa önce ekonomik kalkınma sonra çözüm mü?”
Bu kadersel soruları ne on yılda sahillerimizde yükselen casinolu devasa turistik oteller silsilesi değiştirebildi ne de her halde şimdilerde sayıları on dörde yükselen üniversitelerimizin varlığı etkileyebildi! Ne Karpaz’dan Güzelyurt’a kadar uzanan kaymak gibi yollar etkiledi hayatlarımızın kısır döngülerini ne de bu yollara koştuğumuz son model lüks arabalar tatmin etti hayatlarımızı! Havuzlu villasında yaşayan da şikâyetçi durum vaziyetlerinden, kulübesinde yaşayan da!
ARKADAŞA SORDUM. Hafta sonları ne yapıyorsun? “Bir hafta Yeşilırmak’a çilek toplamaya gidiyorum öteki hafta Karpaz’a balık yemeye! Arada da adına festival denen köy panayırlarını geziyorum!
Başka? “Canım çıkıyor” dedi bana!
Bir başka tanıdığım var: Karısı ile birlikte dünyada gitmediği, ayağını basmadığı tek yer kalmadı şimdi ikilettiriyor! Konuşurken anlıyorum. Ne görmek ne öğrenmek ne de araştırmak için dolanıyorlar dünyayı! Çok kısaca can sıkıntılarını atmak için geziyorlar!
BU KÜÇÜK ADA, İNSANLARINA DAR GELİYOR! Özellikle gelmesi için de üzerlerine vazifeymiş gibi beterince boğazları sıkıp beyinleri yıkamaya çalışanların yarattıkları siyasi ortamlar tutun ki insanların üzerine kara heyulalalar gibi çöküyorlar! Zaten öylesi anti propagandalara da gerek yok! “Hükümet bu konuda bayrak elde önde koşuyor!”
OYSA. Geçen gün tanık oluyorum. TC’den KKTC’ye turist olarak gelmişler… Gencecik kızlar aileleri ile dolanıyorlar. Bir vesile ile sohbet ediyoruz. Bizde hep o merak: “Nasıl buldunuz memleketi” sorusu?
“Biz diyorlar bu kadar medeni bu kadar insana kadın erkek ötesinde “insan” olarak yaklaşan bir başka ülke daha görmedik. (Çok yerlere gitmişler.) Kimse kimseye dönüp bakmıyor. Hatta insana “neden bu kadar ilgisizsiniz” bile dedirtiyorsunuz! Trafiğinizin ötesinde tam bir Avrupa yöresi. Ne laf atmalar ne dik dik bakmalar…”
İŞTE KIBRIS İŞTE KIBRIS İNSANI DİYORUM. Tek eksiği var: Küçük coğrafyasına ambargolarla sıkıştırılmış. Hayat hakkı kısıtlanmış. Ve unutmayın Kıbrıs Türk insanı Kuzey Coğrafyasının turisti değil, vatandaşıdır! Doğma büyüme ve de ölümüne! Ve işte sorun: Bu coğrafyanın “insanları” ayni zamanda yurttaşları olmak talihsizliği ile başlıyorlar hayata! Nitekim:
GENÇLERİMİZ UYUŞTURUCU VE ALKOL BAĞIMLISI OLUYORLAR! Yüzlerce, binlerce gencimiz “işsizliğin” kâbusunda yaşarlarken, karanlıklarından dolayı gelecekleri göremezlerken, gelip geçen yıllar itibarı ile umutlarını yerlerken; ne yapmalarını beklerdiniz? Ki bir süre önce yine yazdımdı! “Uyuşturucu ve alkol bağımlısı bu gençler için ne yaptınız ne yapmayı düşünüyorsunuz?” Alın size yaşanan bir gerçek olay daha:
Genç kız iki üniversite bitirdi… Alkol bağımlısı! Ailesi hâlâ “tedavi” diye koşturuyor. Olmuyor! Kriz geldi mi ne yaptığını bilmiyor! Ne gecesi kalıyor ne gündüzü! Tek güvencesi sonunda polis nezareti oluyor. Yapacak, yapılacak tek fiskelik bir başka alternatif yok!
VE BİR KEZ DAHA TEKRARLIYORUZ: Bu ülke “yokluklar” ülkesidir! Çözümsüzdür, Ambargolar altında ezilmektedir. Nefes alacağı doğası bile yetersizdir. Fakat bu ülke bizimdir. Gençlerimizle, geçmişimiz geleceğimizle…
BAĞIMLILAR İÇİN MERKEZLER: “Kesinlikle ilçe merkezlerinde “uyuşturucu ve alkol bağımlılarının kriz dönemlerinde” götürülecekleri, güvence altına alınacakları, ileri aşamada tedavi görecekleri yeni sağlık ünitelerine ihtiyaç vardır. Pek çok gencimizin istikballerini bu belâ yüzünden karartıyoruz! Kurtaralım bu gençlerimizi!
































