Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Krallar ve imam

Tarih 1340.

Bir Alman rahip (Ludolf) Kıbrıs’ı ziyaret eder.
Dönem Lüzinyanlar dönemidir ve başkent Lefkoşa’dır.
Lefkoşa’da gördüklerini anlatan rahip şunları belirtir:
“Kıbrıs’ta başka büyük bir kent var ki adı Nycosia (Lefkoşa)’dır.
Adanın başkentidir ve dağların altında güzel ve açıklık bir ovada kurulmuş olup iklimi fevkaladedir.
Güzel ve sağlıklı havasından dolayı Kıbrıs Kralı ve krallığın tüm piskopos ve yardımcıları, prensler ve soylular, baronlar, şövalyeler genellikle burada oturup vakitlerini mızrak atmak, sportif oyunlara katılmak ve de özellikle avlanmakla geçirirler…”

Şimdi de durum pek farklı değildir.
Bu açıklık ovada insanlar vakitlerini dairelerde, evlerde, internette, cafelerde ve restoranlarda geçirmektedirler.
Avcı ordusu olsa da, kuş çeşidi pek kalmadığından, avcılık seansları pikniğe dönmüş durumdadır.

Yani her dönemde vakit geçirmenin koşulları değişebilir ama vakit geçirmek bir ihtiyaç olarak devam eder.

O dönemler adada yaşayanlar kale kentlerin dışında yaşamak istemezlerdi.
Şimdi tam tersidir.
Surların içinde yaşamak istemezler.
İkisinin de nedeni kendilerini daha güvencede hissetmek istediklerindedir bir,
İkincisi elbette koşullar değişmiştir.

Onca gezgincinin notlarında denize girmekten bahsedildiğine rastlamadık.
Deniz korsanlarının korkusundan olmalı, insanların denize girme alışkanlıkları yoktu.
Bunun da İngiliz dönemine kadar sürdüğü anlaşılmaktadır.
İngiliz adaya gelince,
İnsanlar kısa pantolonla,
Mayo ile tanıştılar.
Giderek denizde eğlenmek nedir öğrenilmiş oldu.
Bu çerçevede kronun Girne sahillerinde şalvarla denize girmesi yadırganacak bir durum değildir!..

Baronların yerini siyasiler,
Şövalyelerin yerini sivil inisiyatifler aldı.
Durumda pek bir farklılık yoktur.
Saray entrikalarının yerini siyasi entrikalar,
Prens, şövalye, baron olma durumunu vekil, bakan, başbakan, cumhurbaşkanı hevesleri aldı ki, durum eskisinden pek farklı değildir.
İnsanoğlunun egoları hep vardır ve dönemine göre koşullar farklılık gösterse de, bu gibi haller daimidir.

O dönemlerde bir tek Krallık vardı ki,
Şimdi mesele daha da karmaşıktır.
Çünkü her siyasi partide krallıklar hüküm sürmekte,
Ki bunun adına siyasi liderlik denmektedir.
Kimisi buna “Küçük diktatörler” dese de buna katılmıyoruz.
Çünkü bizde bırakın hakeme renga yedirmeyi, bir başbakanın üzerine yürüme özgülüğü bile vardır.

Neticede tarih de göstermiştir ki Krallar demokrat olabiliyorlar.

Peki, bizi bir tarafa koyarsak,
O zaman İmamın suçu ne?
Onun suçu demokrat olmak istememesidir…