Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

1001 ADALETSİZ DÜNYA MASALI

Arayıp da  bulmakta zorlandığımız müşkülpesent rehberimiz, lütfedip de rehberlik hizmeti vermeye başladığında,  geminin ne kadar da nimet dolu olduğunu anlatırken “tam 1001 misafirimiz var, tıpkı 1001 Gece Peri Masallarındaki gibi” cümlesini kullandığında  “işte ukala ve cahil bir rehberle karşı karşıyayız” deyiverdim.
Bir tatilin kabusu da sanırım cahil ve ukala bir rehberdir.
Kalitesiz bir yemeği ya da görmeye değmez yerleri dolaşmanın ayak acısını kısa sürede unutursunuz da rehberin cahili ve ukalasının yarattığı tahribat uzun süre kalıcı olur.
Neyse bizimkiler bu lafı dillerine doladılar.
Gemide binbir kişiyiz ve 1001 Gece Peri Masallarındaki gibi tatil yapıyoruz.
Her beğenmedikleri bir şey olduğunda “1001 güzelliğe sahip bu gemide olduğumuza şükredelim” deyip gülüştüler.
Ta ki ikinci gecenin sabahına kadar.
Bize Yunan adalarını gezdiren gemi Kos Adası sularına girdiğinde etrafımız onlarca mülteci botuyla kaplandı.
Ancak havuzlarda veya sığ plajlarda eğlence maksadıyla kullanılabilecek plastik botlarda onlarca kişi yaşam savaşı veriyorlardı.
Ellerindeki uyduruk plastik küreklerle Kos Adası’na ulaşmak için ecel terleri döküyorlardı.
Bodurm ile Kos arası yaklaşık 40 kilometrelik mesafeyi aşmak için her gün onlarcası telef oluyor. Üstelik denizde ölenlerin büyük çoğunluğunu da  küçük çocuklar oluşturuyor.
Derme-çatma plastik botlardaki mülteciler bizim masalsı gemimize doğru bağırıp-çağırdılar.
Yardım istediler ama seslerini duyan olmadı.
Masalsı gemimiz egenin koyu lacivert sularını yara yara Kos Adası limanına demir attı.
Ve limana indiğimizde gördük ki yüzlerce mülteci  limanın etrafında 42 derece sıcaktan korunmak için  buldukları her ağacın altına sığınmış bekleşiyorlar.
Sonra öğrendik ki Kos Adası’na gelen mültecileri stadyumda izole etmeye çalışmışlar. Fakat başaramamışlar.
3 bin kapasiteli stadyum ağzına kadar dolmuş.  Yeni gelenleri koyacak yer kalmamış. Etrafta kontrollü bir şekilde dolaşmalarına izin verilmiş.
Zaten biçarelerin gidebilecekleri bir yer yok.
Amaçları bulabilecekleri başka bir deniz aracıyla kıtaya ulaşmak. Onun için de limanın etrafından ayrılmıyorlar.

Yunan adalarına gidilir de güzel bir balık, nefis bir jumbo karides eşliğinde uzo içilmez mi?
Kullandığım iki cümle ekiptekileri darmadağın etti.
Mültecilerle ilgili sorunlarla ilgilenen Avrupa milletvekili  Takis Hacıdimitriu  “O bayılarak yediğiniz balıklar denizde ölen mültecilerin etiyle beslenir” demişti.
Birçok balık türünün sadece yosunla beslendiğini bilmeme rağmen müthiş etkilemişti beni bu söylenen.
Bizim ekiptekileri de etkiledi.
Balık ve deniz ürünü yememe kararı alındı.
Et bizim neyimize yetmezdi.
Zaten uzo da tıpkı rakı gibi etle de güzel giderdi.

Yunanistan’ın ege denizindeki adalarını her yıl milyonlarca turist ziyaret eder.
Biz Kos’ta bulunduğumuz kısıtlı süre içinde on binlerce turist sokaklarında dolaşıyordu.
Ve on binlerce de mülteci.
Turistler, lüks gemilerde, bizim zevzek rehberin dediği gibi 1001 Gece Masallarını aratmayacak bir tatil yaşıyorlar, mülteciler ise plastik botlarda yaşam mücadelesi veriyorlar.
İnsanın bu nasıl bir adaletsizliktir diye isyan edesi geliyor.
Lüks gemilerde tatil yapan turistlerin vatandaşı olduğu devletlerin  bombalayarak yerle bir ettiği ülkelerden kaçan biçareler  yine onlardan medet umuyorlar.
Güvenli bir hayat ve bir parça ekmek için denizlerde ömür veriyorlar.
Ve bu adaletsiz dünya da böylece dönüp duruyor.
Hiçbir şey yapamamanın çaresizliğinde.

“Tatil nasıl geçti” diye soranlara “bana göre değildi” cevabı veriyorum…